Diyanet İşleri
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'nun korkusuyla titrerler.
Enbiyâ suresi
Enbiyâ suresi, 28. ayet. يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ٱرْتَضَىٰ وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِۦ مُشْفِقُونَ
ya`lemü mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm velâ yeşfe`ûne illâ limeni-rteḍâ vehüm min ḫaşyetihî müşfiḳûn.
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'nun korkusuyla titrerler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Gökler ve yer oyun için yaratılmadı; tevhid delilleri Enbiyâ 16–33 3
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, "Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin" diye vahyetmişizdir.
(Böyle iken) "Rahman, çocuk edindi" dediler. O, böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, (evlat diye niteledikleri) o melekler ikrama erdirilmiş kullardır.
Onlar Allah'tan önce söz söylemezler ve hep O'nun emriyle iş görürler.
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'nun korkusuyla titrerler.
İçlerinden her kim, "Allah'tan başka ben de şüphesiz bir ilahım" derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hala inanmayacaklar mı?
Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler, yollar meydana getirdik.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
28. Bununla birlikte Yüce Allah, onları bilgisi ile tamamen kuşatmıştır: “Onların önündekini de arkalarındakini de bilir.” Yani onların geçmiş ve gelecekteki bütün hallerini bilir. Onlar O’nun emir ve idaresinin dışına çıkamadıkları gibi herhangi bir şekilde O’nun bilgisi dışına da çıkamazlar. Onların niteliklerinin ayrıntıları arasında yer alan söz söylemede O’nun önüne geçmemelerinin bir gereği olarak O’nun izin ve rızası olmaksızın kimseye şefaat etmezler. Kendilerine izin verir ve hakkında şefaatçi olacakları kimseden razı olursa, o takdirde ona şefaat ederler. Ancak şanı Yüce Allah, yalnız kendisi için ihlâsla yapılmış ve Rasûlüne tâbi olunmuş söz ve amellerden razı olur, onları kabul eder. Bu âyet-i kerime şefaatin sabit olduğunun ve meleklerin de şefaat edeceğinin delilleri arasındadır. “Onlar O’nun korkusundan titrerler.” O’nun celal ve azametinin önünde boyun bükmüş, izzet ve cemali karşısında yüzleri itaat ve zilletle eğilmiştir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onların yaptıkları ve yapacakları amellerini bilir. Kendisine şefaat edilmesinden razı olduğu kimselere izni olmadan şefaat talebinde bulunmazlar. Onlar korkularından dolayı Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'dan sakınırlar. Emir ve yasakladıkları şeylerde O'na asla muhalefet etmezler.
Aynı kök: شفع (31 geçiş) · Ortak kavram: Şefaat · Aynı kök: يدي (120 geçiş)
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. O'nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her…
Aynı kök: رضو (73 geçiş) · Aynı kök: يدي (120 geçiş) · Aynı kök: خلف (127 geçiş)
(27-28) Ancak seçtiği resuller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resulün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resullerin,…
Aynı kök: شفع (31 geçiş) · Aynı kök: رضو (73 geçiş) · Ortak kavram: Şefaat
O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
Aynı kök: شفع (31 geçiş) · Aynı kök: رضو (73 geçiş) · Ortak kavram: Şefaat
Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.
Aynı kök: رضو (73 geçiş) · Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Rıza
Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "Artık siz benimle…
Aynı kök: رضو (73 geçiş) · Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Rıza
Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.
Aynı kök: خشي (48 geçiş) · Aynı kök: رضو (73 geçiş) · Ortak kavram: Rıza
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş,…
Aynı kök: خشي (48 geçiş) · Aynı kök: رضو (73 geçiş) · Ortak kavram: Rıza
De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Allah) onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. dipnot 1 (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. dipnot 2 Onlar (Allah'a) saygıları nedeniyle titrerler!
O, onların bildiklerini de bilmediklerini de bilir. Ki zaten onlar, O'nun hoşnut ve razı olmadığı hiç kimseye şefaat edemezler: zira onlar O'nun yüceliği karşısında derin bir saygıyla titrerler.
O, onların gözünün önünde olanları da bilir, onlardan gizli tutulan şeyleri de bilir; bunun içindir ki, onlar, O'nun (zaten) hoşnut olduğu insanların dışında kimseye yan çıkıp kayıramazlar; çünkü (herkesten önce) onların kendileri O'nun korkusuyla titrerler.
Onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. . . Onlar, ancak rızasını kazanmış kişilere şefaat ederler. . . Onlar, O'nun haşyetinden titrerler.
O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.
Allah, onların önlerindekini de bilir, arkalarındakini de. (Allah'ın) Rıza gösterdiği kimselerden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler.
Onların yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O'nun hoşnutluğunu kazanmış olanlardan başkasına ara buluculuk yapamazlar. Çünkü Onlar, O'nun korkusuyla titrerler.
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah'ın rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler.
O onların geçmişini ve geleceğini bilir. Onlar O'nun hoşnut olduğu kullarından başkası için şefaat etmezler. Onlar bile O'nun karşısında saygıyla titrerler. dipnot 1
O onların geçmişini ve geleceğini bilir. Onlar O'nun hoşnut olduğu kullarından başkası için şefaat etmezler. Onlar bile O'nun karşısında saygıyla titrerler.
Allah onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Allah'ın razı olacağı kimselerden başkasına şefaat etmezler. Hepsi O'nun korkusundan titrerler.
O onların önlerindekini arkalarındakini bilir ve onlar onun rıza verdiği kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi onun haşyetinden titrerler
Allah, onların bütün yapıp ettiklerini bilir. Ve onlar, rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat dipnot 1 edemezler. Onlar, O'na duydukları derin saygıdan titrerler.
Allah, onların bütün yapıp ettiklerini bilir. Ve onlar, rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat dipnot 1 edemezler. Onlar, O'na duydukları derin saygıdan titrerler.
Allah, onların bütün yapıp ettiklerini bilir. Ve onlar, rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat dipnot 1 edemezler. Onlar, O'na duydukları derin saygıdan titrerler.
O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir onlar şefaat etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.
Önlerindekini de, arkalarındakini de O bilir. Bunlar, Onun rızasına ermiş olandan başka kimseye şefaat etmezler. Bunlar Onun korkusundan titreyenlerdir.
O, onların önlerindekilerini de bilir, arkalarındakini de bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler ve O'nun korkusundan titrerler.
(26-29) Dediler ki Rahman bir çocuk edindi / bir evlat edindi. O’nu üstün tutarız, bilakis onlar (melekler) kendilerine ikram edilmiş kullardırlar, (evlat falan değiller) konuşmada O’nun önüne geçmezler ve onlar O’nun emrinde çalışırlar / amel ederler, O, ellerinde olanı / şimdide olanı da ardlarında / geçmişlerinde olanı da biliyor, (ikram edilen kullar) O’nun razı olduğu kimseye şefaat ederler, O’ndan duydukları tedirginlikten / O’nun haşyetinden titrer haldedirler. Her kim, O’nun dışında ben de bir ilahım der ise işte onun cezası cehennemdir, biz zalimleri böyle cezalandırırız.
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.
(Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefa'at edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler.
Onların önlerinde olanı da arkalarında kalanı da Allah bilir dipnot 1 . Onun razı olduğu kişiden başkasına şefaat edemez /destek veremezler dipnot 2 . Onlar, Allah'tan çekindikleri için korkudan titrerler.
Yaptıklarını da geriye bıraktıklarını da O bilir. O'nun razı olduğu kişiden başkası lehine destek veremezler dipnot 1 . Onlar Allah korkusundan titrerler.
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah’ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. O’nun korkusundan, sakınıp ürkerler.
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. O'nun korkusundan tir tir titrerler.
O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O'nun hoşnutluk verdiklerinden başkasına da şefaat etmezler. Ve onlar O'nun korkusundan titrerler.
He knows all that is before them and all that is behind them and they never intercede on behalf of anyone except on behalf of those approved by Him, those to whom He intends to be gracious. The angels- keep in awe of Him on account of the deep veneration and the profound reverence dutiful to Him.
He knows what is before them and what is behind them, and they cannot intercede without His permission––indeed they themselves stand in awe of Him.
He knows what is before them, and what is behind them, and they offer no intercession except for those who are acceptable, and they stand in awe and reverence of His (Glory).
He knows whatever is before them and whatsoever is remote from them and they do not intercede except for him, intercession on whose behalf pleases Him, and they stand constantly in awe of Him. dipnot 1
He knows what is in front of them and what is behind them. They only intercede on behalf of those with whom He is pleased, and even they are apprehensive out of fear of Him.
He knows what is before them, and what is behind them, and they cannot intercede except for him with whom He is pleased. And they stand in awe for fear of Him.
He knows that which is before them and that which is behind them, and they do not intercede except for someone He approves of, and they are apprehensive for the fear of Him.
He knows all that is before them (- their future) and all that is behind them (- their past). And they do not intercede except for the person for whom He is pleased to accord permission. And they are full of awe and reverence out of His Majesty.
He knows what is before them and behind them, and they intercede not save for him with whom He is well-pleased, and they tremble in awe of Him.
The Lord knows His Prophets inside out. They cannot intercede on behalf of none; except for the one that God will be pleased to hear a plea on his behalf. As a matter of fact, the Prophets themselves worry about their own fate!
He knows what is before them, and what is behind them, and they shall not intercede except for him whom He is pleased with; and they shrink through fear.
He knows their present and their future, and they cannot intercede unless it is for those whom He is pleased with. They stand in awe and reverence of Him.
He knoweth that which is before them, and that which is behind them: They shall not intercede for any, except for whom it shall please Him; and they tremble for fear of Him.
They speak not until He speaks; and they act by His command (John30).
He knows whatever is before them (Literally: between their hands) and whatsoever is behind them, and they do not intercede except for them with whom He is divinely satisfied, and they feel timorous in apprehension of Him.
He knoweth what is before them and what is behind them, and they cannot intercede except for him whom He accepteth, and they quake for awe of Him.
He knows what was there before them and what came after them; and they did not intercede for any one but whom He willed, and they were filled with awe of Him.
He knows all that lies open before them and all that is hidden from them: hence, they cannot intercede for any but those whom He has [already] graced with His goodly acceptance, since they themselves stand in reverent awe of Him.
He ˹fully˺ knows what is ahead of them and what is behind them. They do not intercede except for whom He approves, and they tremble in awe of Him.
He knows their present and their future, and they cannot intercede unless it is for those whom He is pleased with. And they stand in awe and reverence of Him.
He knows their future and their past. They do not intercede, except for those already accepted by Him, and they are worried about their own necks.,
He knows what is [presently] before them and what will be after them, and they cannot intercede except on behalf of one whom He approves. And they, from fear of Him, are apprehensive.
He knows what is before them, and what following them, and they intercede not save for him with whom He is pleased; and they are from fear of Him in dread.
He knows their future and their past. They cannot intercede, except that they may stand up as witnesses for those who have earned a bond of His Approval in the worldly life (19:87). And they stand in awe and reverence of His Glory. (6:15).
He knows what is before them, and what is behind them, and they offer no mediation except for those for whom (the intercessions) are accepted, and they stand in fear and respect to His (Glory).
He knows what is in front of them and what is behind them, and they make recommendation for none but for whom He likes, and in awe of Him they are fearful.
He knows their present and their future, and they cannot intercede unless it is for those whom He is pleased with. And, from His concern, they are worried.