Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,
Abese suresi
Abese suresi, 3. ayet. وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
vemâ yüdrîke le`allehû yezzekkâ.
(Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Âmâ gelince yüzün ekşitilmesi Abese 1–10 3
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 1–10. ayetler için yazılmıştır.
1-2. “Yüzünü ekşitip” bedenini “çevirdi. Âmâ yanına geldi diye.”
3-4. Daha sonra o âmâya yönelmenin faydasını söz konusu ederek şöyle buyurdu: “Ne biliyorsun belki de o” âmâ “arınacak” bayağı huylardan kurtulacak ve güzel huylarla bezenecek!
“Yahut da öğüt alacak da bu öğüt ona fayda verecek!” Kendisine faydalı olacak öğütleri alarak bu öğütlerden yararlanacak!
Bu ise büyük bir faydadır ve peygamberlerin gönderilmesinden, öğüt verenlerin öğütlerinden ve hatırlatanların hatırlatmalarından maksat da budur. O nednele ihtiyaç duyarak kendiliğinden senin yanına gelen ve sana yönelen kimseye yönelmen, daha uygundur ve bu, yerine getirilmesi gereken bir görevdir.
5-10. Soru sormayan, hayra arzu ve istekli olmadığı için sormaya gerek de görmeyen zengin kimseye yönelmene, bununla birlikte ondan daha önemli olanları terk edip ilgilenmemene gelince böyle bir şey sana yakışmaz. Çünkü onun arınmamasından dolayı sana bir vebal yoktur. Şayet o arınmazsa, onun yaptığı kötülüklerden dolayı sen hesaba çekilmeyeceksin.
Bu, şu meşhur kaideye delil teşkil etmektedir: “Muhtemel bir iş dolayısı ile gerçekleşeceği bilinen bir iş, muhtemel bir maslahat dolayısı ile de gerçekleşeceği kesin olan bir maslahat terk edilmez.”
Ayrıca ilim talep eden, ona ihtiyaç duyan ve buna özellikle gayret gösteren kimseyle başkalarından daha çok ilgilenmek gerekir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Peygamber!- Ne biliyorsun? Belki de bu âmâ adam günahlarından arınacak.
Aynı kök: زكو (59 geçiş) · Ortak kavram: Zekât
Namazı kılın, zekatı verin. Rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
Aynı kök: زكو (59 geçiş) · Ortak kavram: Zekât
Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese…
Aynı kök: زكو (59 geçiş) · Ortak kavram: Zekât
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı…
Aynı kök: دري (29 geçiş)
Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin…
Aynı kök: دري (29 geçiş)
De ki: "Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur'an'ın inişinden) önce (kırk…
Aynı kök: دري (29 geçiş)
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı,…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(3, 4) O (azgın Mekkeli)nin arınacağını veya (gerçeği) hatırlayıp bunun ona yarar sağlayacağını sana bildirecek olan ne olabilir ki! dipnot 1
"Ve (sana gelince ey Nebi!) Sen nereden bileceksin o (müşrikin) arınacağına dair bir ihtimal bulunduğuna;
Nereden bilebilirsin (ey Muhammed,) belki de o arınacaktı,
Ne bilirsin, belki o arınacak!
Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip arınacak?
(Rasûlüm! Onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek
Ne biliyorsun; belki de o arınacak?
- Kendisine ama geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.
Ne bilirsin, belki de o arınacak;
Ne bilirsin, belki de o arınacak;
Ne bilirsin, belki o temizlenecek.
Ne bilirsin o belki temizlenecek
Sen bilemezsin, belki o tezkiye dipnot 1 olacak.
Sen bilemezsin, belki o tezkiye dipnot 1 olacak.
Sen bilemezsin, belki o tezkiye dipnot 1 olacak.
Nerden biliyorsun; belki o temizlenip arınacak.
(Onun haalini) sana hangi şey bildirdi? Belki o, (senden öğrenecekleriyle) temizlenecekdi.
Ne bilirsin belki de o, temizlenecekti.
(1-16) Yüzünü ağma / kör geldi diye ekşitti ve döndü. İdrak edemezsin ki belki de o arınacak. Veya öğüt alacak ve hatırlatma ona fayda verecek. Ama sen, müstağni kişi ile / kendini yeterli gören kişi ile, i şte onla meşgulsün. Onun temizlenmesinden sana ne ki. Amma, koşup sana gelen kişi ile ve tedirgin olmuş / haşyetli o kişi ile işte sen onla ilgisizsin / ona aldırış etmiyorsun. Hayır, hayır , muhakkak ki O / Kuran bir hatırlatmadır. Tertemiz elçiler elinde yükseltilmiş, değerli katiplerin elleriyle yazılmış ikram sahibi sahifelerdeki o hatırlatmayı kim isterse alır.
Ne bilirsin belki o temizlenecekti.
Ne bilirsin belki o arınacak?
(Ey Muhammed!) Sen nereden bileceksin, belki o kendini arındırıp geliştirecek dipnot 1
Ne biliyorsun, belki o kendini geliştirecekti,
Ne bilirsin belki o, arınacaktır.
Ne bilirsin belki o, arınacaktır.
Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.
"You Muhammad do not know; he -the blind man- may well hug faith to his innermost thoughts and to his innermost being and commend his secret feelings to Allah.
for all you know, he might have grown in spirit,
But what could tell thee but that perchance he might grow (in spiritual understanding)?-
How could you know? Perhaps he would cleanse himself,
But how do you know? Perhaps he would be purified
And how can you know that he might become pure (from sins)?
And how do you know, maybe he would purify himself,
And what could make you (O Prophet!) know that he might purify himself.
And what should teach thee? Perchance he would cleanse him,
How would you know that by attending to him and answering his questions he would not turn into a …
But what should make thee know whether haply he may be purified?
What makes you know, perhaps he is seeking to purify?
And how dost thou know whether he shall peradventure be cleansed from his sins;
And what would make you know that he would grow (spiritually)
And what makes you (The prophet) realize whether he (The blind man (Abdullah ibn Umm Maktûm) would possibly (try) to cleanse himself.
What could inform thee but that he might grow (in grace)
What made you think that he will not grow in virtue,
Yet for all thou didst know, [O Muhammad,] he might perhaps have grown in purity,
You never know ˹O Prophet˺, perhaps he may be purified,
And what makes you know, perhaps he is seeking to purify
How do you know? He may purify himself.
But what would make you perceive, [O Muúammad], that perhaps he might be purified
And what can make thee know — he might purify himself,
How could you know that he might have grown in goodness,
But what could tell you (O Prophet) but that he (the blind man) might by chance grow (in his understanding)?
What could tell you (O prophet about the prospects of the blind man?) May be, (if you had attended him properly,) he would have attained purity,
And what makes you know, perhaps he is seeking to purify?