Diyanet İşleri
"O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum."
Yâsîn suresi
Yâsîn suresi, 24. ayet. إِنِّىٓ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
innî iẕel lefî ḍalâlim mübîn.
"O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Şehrin öbür ucundan koşarak gelen adam Yâsîn 20–27 3
"Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir."
"Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O'na döndürüleceksiniz."
"O'nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar."
"O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum."
"Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!"
(26-27) (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): "Cennete gir!" denildi. O da, "Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!" dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 22–25. ayetler için yazılmıştır.
22. Anlaşıldığı kadarıyla kavmi onun verdiği öğüdü kabul etmemişti. Aksine peygamberlere tâbi olduğundan ve dinini yalnızca Allah’a halis kıldığından dolayı onu kınamaya koyulmuşlardı. Bunun üzerine onun şöyle dediğini görüyoruz: “Ben beni yaratana ne diye ibadet etmeyecekmişim? Üstelik siz, yalnız O’na döndürüleceksiniz.” Yani ibadete mutlak olarak layık olana ibadet etmekten beni alıkoyan nedir? Çünkü yoktan var eden, beni yaratan, bana rızık veren ve bütün yaratıkların kendisine döneceği ve onlara amellerinin karşılığını verecek olan O’dur.
Yaratmak ve rızık vermek elinde bulunan, dünyada da âhirette de kullar arasında hüküm verecek olan, ibadete asıl layık olandır. Yalnız O’na hamd-ü senada bulunulur ve yalnız O’nun şanı yüceltilir. Hiçbir fayda sağlayamayan, hiçbir zarar veremeyen, hiçbir şey verip hiçbir şeyi engelleyemeyen, öldüremeyen, hayat veremeyen, öldükten sonra diriltemeyen, bunların hiçbirisine layık değildir. Bundan dolayı sözlerini şöyle sürdürdüğünü görüyoruz:
23. “Ben, O’ndan başka ilâhlar mı edineyim? Halbuki Rahman hakkımda bir zarar dilese onların şefaatinin bana hiçbir faydası olmaz.” Çünkü O’nun izni olmaksızın Allah’ın nezdinde hiçbir kimse şefaat edemez ve onların şefaatlerinin bana hiçbir faydası olmaz. “Ve onlar beni” Allah’ın bana vermek istediği zarardan “kurtaramazlar da.”
24-25. “O takdirde ben” eğer bu niteliğe sahip ilâhlara ibadet edecek olursam “kesinlikle apaçık bir sapıklık içinde olurum.” Bu sözleri ile onlara hem samimi olarak öğüt vermiş, hem peygamberlerin peygamberliğine ve hidâyette oluşlarına şahitlikte bulunmuş, hem de yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmenin gerektiği haberini vermiş oluyordu.
Ayrıca buna dair delilleri zikrettiğini de görüyoruz. O’ndan başkasına ibadetin batıl olduğunu belirttiği gibi buna dair delilleri de söz konusu etmiştir. Allah’tan başka ilâhlara tapanların sapık olduğunu bildirmiş, imanını -onların kendisini öldüreceklerinden korkmakla birlikte- açıkça ilan etmiştir. Nitekim şöyle demiştir: “Gerçekten ben Rabbinize iman ettim, artık bana kulak verin!”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
"Eğer ben Allah'tan gayrı kendilerine ibadet olunanları ilahlar edinirsem, apaçık bir hata içinde olurum. Öyle ki ibadeti hak etmeyenlere ibadet edip, ibadeti hak eden Allah'a ibadet etmeyi terk ederek apaçık bir sapıklık ile sapmış olurum."
Aynı kıssa: Ashâb-ı Karye (Şehir Halkı)
(Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
Aynı kıssa: Ashâb-ı Karye (Şehir Halkı)
Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, "Şüphesiz biz size…
Aynı kıssa: Ashâb-ı Karye (Şehir Halkı)
Onlar şöyle dediler: "Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahman, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)
(6-7) Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)
İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kar getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu…
Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)
Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Başka ilahlar edinirsem) işte o zaman apaçık bir sapkınlıkta olurum.
Elbet o zaman ben, apaçık bir sapıklığa düşmüş olurum.
işte o zaman ben apaçık bir sapıklığa düşmüş olurum!"
"O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalalet içinde olurum!"
"O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum."
«İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum.»
"O zaman, kesinlikle, apaçık bir sapkınlığın içinde olurum!"
"Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim."
"O zaman tümüyle sapıtmış olurum."
'O zaman tümüyle sapıtmış olurum.'
Şüphesiz ben, o takdirde açık bir sapıklık içindeyimdir.
Şübhesiz ben o vakıt açık bir dalal içindeyim
"Öyle olsaydı dipnot 1 ben, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde olurdum."
"Öyle olsaydı dipnot 1 ben, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde olurdum."
"Öyle olsaydı dipnot 1 ben, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde olurdum."
"O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olurum."
"Şübhesiz ben o takdirde mutlak apaçık bir sapıklık içindeyim (demek) dir".
O takdirde ben de gerçekten apaçık bir sapıklık içerisinde olurum.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
Bu takdirde ben muhakkak apaçık bir sapıklık içinde olurum.
"O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum."
Öyle yaparsam kesinlikle açık bir sapkınlık içinde olurum.
Öyle yapsam, açık bir sapıklık içinde olurum.
Üstelik ben o zaman apaçık sapıklıkta olurum.
Üstelik ben o zaman apaçık sapıklıkta olurum.
"Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim."
"For then the work of the devil will have been manifest in me and I would have been led by the nose to the loss in the maze of error".
Then I would clearly be in the wrong.
"I would indeed, if I were to do so, be in manifest Error.
Surely in that case dipnot 1 I should indeed be in evident error.
In that case I would clearly be misguided.
"Then verily, I should be in plain error.
Indeed then I would be in manifest error.
`Surely, in case (I do anything of the kind) I should be (falling) in (to) a clear error.
Surely in that case I should be in manifest error.
"I will be totally wrong by doing so. "
Verily, I should then be in obvious error;
"Then I would be clearly astray."
Then should I be in a manifest error.
"What! Shall I take besides Him gods whose intercession, if the Beneficent Allah should desire to afflict me with harm, shall not avail me aught, nor shall they be able to deliver me?
Lo, surely (in that case) I should indeed be in evident error.
Then truly I should be in error manifest.
In that case I would surely be in clear error.
and so, behold, I would have indeed, most obviously, lost myself in error!
Indeed, I would then be clearly astray.
"Then I would be clearly astray. "
"In that case, I would be totally astray.
Indeed, I would then be in manifest error.
“Then should I be in manifest error.
Then, behold, I would have been lost in error manifest.
"If I do so, truly I will be (making) a clear mistake.
In that case, I will be in open error indeed.
"Then I would be clearly astray."