Diyanet İşleri
Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kafir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.
Tevbe suresi · 90–99. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Tevbe suresi, 90. ayet. وَجَآءَ ٱلْمُعَذِّرُونَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ ٱلَّذِينَ كَذَبُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kafir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.
Göçebelerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye gelmişlerdi. Allah'a ve Elçisine yalan söyleyenler ise (evlerinde) oturmuşlardı. Onlardan kâfir olanlara yakında elem verici bir azap gelecektir.
Bedevilerden beyan edecek özrü olanlar, hiç değilse gelip kendilerine (savaşa katılmama) izni verilmesini talep ettiler; Allah ve Rasulü'nü yalanlayanlar ise oturup kaldılar. Onlardan nankörlükte ısrar edenlere, er geç acıklı bir azap dokunacak.
Ve bu arada savaşta bağışık tutulmaları yönünde arzedilecek bir takım özürleri olan bedeviler (Elçiye) geldiler; Allahı ve Onun Elçisini yalanlamaya kalkışanlarsa (sadece) evde kalmakla yetindiler. Hakkı inkara yeltenen böylelerine pek çetin bir azap gelip çatacak.
Bedevilerden mazeret uyduranlar, savaşa katılmama izni almak için geldiler. . . Allah'a ve Rasulüne yalan söyleyenler de (mazeret bile göstermeden) oturup kaldılar. . . Onlardan hakikat bilgisini inkar edenlere, acı bir azap isabet edecektir.
Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı. Onlardan inkar edenlere pek acı bir azab isabet edecektir.
Bedevilerden, (mazeretleri olduğunu) iddia edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah ve Rasûlüne yalan söyleyenler de oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem verici bir azap erişecektir.
Ve Araplar arasındaki özür uyduranlar, kendilerine izin verilmesi için sana geldiler. Allah'a ve O'nun elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldılar. Onların arasındaki nankörlük edenlere acı bir ceza gelecektir.
Bedevilerden kendilerine izin verilmesi için özür beyan edenler geldi. Allah'a ve Peygamberine yalan söyleyenler ise, özür bile beyan etmeden geri kalıp oturdular. Onlardan inkar edenlere, can yakıcı azap gelecektir.
Araplardan özür uyduranlar, izin almak için sana geldiler. AL-LAH ve elçisini yalanlayanlar böylece oturdular. İnkarcılarına acı bir azap dokunacaktır.
Araplardan özür uyduranlar, izin almak için sana geldiler. ALLAH ve elçisini yalanlayanlar böylece oturdular. İnkarcılarına acı bir azap dokunacaktır.
Bedevilerden özür bahane edenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah ve Resulüne yalan söyleyenler de oturup kaldılar. Muhakkak onların kafir olanlarına acı bir azap değecek.
Bedevilerden özür bahane edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler, Allaha ve Resulüne yalan söyleyenler de oturdular, muhakkak bunların kafir olanlarına elim bir azab isabet edecek
Özür beyan eden Bedevi Araplar, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve Resul'üne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. Onlardan Kafir olanlara yakında can yakıcı bir azap dokunacaktır.
Özür beyan eden Bedevi Araplar, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve Resul'üne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. Onlardan Kafir olanlara yakında can yakıcı bir azap dokunacaktır.
Özür beyan eden Bedevi Araplar, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve Rasul'üne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. Onlardan kafir olanlara yakında can yakıcı bir azap dokunacaktır.
Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Tanrı'ya ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı. Onlardan küfredenlere pek acı bir azab isabet edecektir.
Bedevilerden özür dermiyan edenler kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allaha ve Resulüne yalan söyleyenler de oturub kaldılar). İçlerinden kafir olanları pek acıklı bir azab çarpacakdır.
Bedevilerden özür beyan edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Rasulüne yalan söyleyenler ise oturup kaldı. İçlerinden küfretmiş olanlara elim bir azab isabet edecektir.
(90-96) Bedevilerden / Araplardan birileri özür ifade ederek onlara izin verilmesi amacıyla geldiler, Allah’ı ve O’nun Resulünü yalanlayanlar ise oturdu kaldılar, (izin almak umurlarında değil tenezzül bile etmiyorlar) onlardan kafir olanlara ileride acıtıcı bir azap isabet edecektir. Zayıf ve hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara zorluk yoktur, Allah’a ve O’nun Resulü için nasihatte bulundukları sürece güzel davrananlar için sorumlu tutulmaya dair bir yol yoktur , Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Senden, onları taşıyacak binek isteyen kimselere, sizi taşıyacak bir binek bulamadım dediğinde de geri dönüp giderken hüzünden gözlerinden yaş akanlara, harcayacak bir şey de bulamayanlara, sorumluluğa dair yol yoktur. Zengin oldukları halde senden izin isteyenlere, sorumluluğa dair yol kesinlikle vardır, onlar geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, Allah’ta onların kalplerini mühürledi, onlar artık bilmezler. Onlar, siz geri döndüğünüzde özür dileyecekler, deki özür falan dilemeyin size inanmıyoruz, Allah sizin haberlerinizi bize kesin olarak bildirdi, Allah ve O’nun Resulü ileride sizin amellerinizi de görecek ve sonra da şahit olunmayanı / gaybı ve şahit olunanı bilene / Allah’a döndürüleceksiniz, size yapıyor olduklarınızı haber verecektir. Geri döndüğünüz de geri kalmış olanlarla / onlarla ilgilenmemeniz için, Allah adına yemin de edecekler, onlara sırtınızı ç evirin / ilgilenmeyin, çünkü onlar pisliktirler, kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için yemin eder dururlar, siz onlardan razı olsanız dahi Allah kesinlikle yoldan çıkmış topluluktan hoşnut olmaz.
Bedevîlerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Rasûlüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.
Özür bahane eden bedevi Araplar, kendilerin(in savaşa katılmamasın)a izin verilmesi için geldiler; Allah'a ve Elçisine yalan söyleyenler oturdular. Onlardan inkar edenlere, acı bir azab erişecektir.
Taşralı Araplardan mazeret beyan edenler kendilerine izin verilmesi için kalkıp geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler ise yerlerinden bile kıpırdamadılar dipnot 1 . Onlardan kafirlik edenleri, yakında acıklı bir azap yakalayacaktır.
Mazeret uyduran çöl Arapları, kendilerine izin verilsin diye sana geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup beklediler. İçlerinden kafir olanlar yakında acıklı bir azaba çarpılacaklardır.
Bedevilerden özür beyan eden kimseler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Rasûlü’ne yalan söyleyenler öte oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara acı bir azap dokunacaktır.
Bedevilerden özür beyan eden kimseler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulü'ne yalan söyleyenler öte oturup kaldılar. Onlardan kafir olanlara acı bir azap dokunacaktır.
Göçebe Arapların özür bahane edenleri kendilerine izin verilmesi için geldiler; Allah'a ve resulüne yalan söyleyenler oturdular. Onların küfre sapanlarına korkunç bir azap erişecektir.
Tevbe suresi, 91. ayet. لَّيْسَ عَلَى ٱلضُّعَفَآءِ وَلَا عَلَى ٱلْمَرْضَىٰ وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُوا۟ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦ مَا عَلَى ٱلْمُحْسِنِينَ مِن سَبِيلٍ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Allah'a ve Resulüne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Allah ve Elçisi için samimi olduklarında, zayıflara, hastalara ve (savaşta) infak edecek (verecek) bir şey bulamayanlara herhangi bir günah yoktur. dipnot 1 (Zira) güzel davrananların aleyhine hiçbir yol yoktur. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Zayıflar, hastalar, infak edecek bir şey bulamayan yoksul kimseler için, Allah'a ve Rasulü'ne karşı samimi oldukları sürece bir sorumluluk yoktur; iyilik yapanları sorumlu tutacak bir gerekçe de yoktur. Zira Allah tarifsiz bağışlayan, eşsiz merhametiyle kuşatandır.
Zayıflar, hastalar ve (kendilerine savaş için donanım sağlama) imkanına sahip olmayanlar, Allaha ve Onun Elçisine karşı içtenlik sahibi oldukları sürece, sorumlu tutulmayacaklardır; iyilik yapanları sorumlu tutmak için bir sebep yoktur; çünkü Allah çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.
Allah ve Rasulüne içtenlikle durumlarını açan mali yetersizlik içinde olanlara, hastalara ve bu yolda bağışlayacak bir şeyi bulamayanlara (sefere çıkmadıkları için) bir vebal yoktur. . . İyilik yapmak için yaşayanların kınanması söz konusu değildir. Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir.
Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Allah ve Rasûlü için (insanlara) öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara ve (savaşta) harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.
Güçsüzlere, sağlığı bozuk olanlara ve yardımlaşmak amacıyla paylaşacak bir şey bulamayanlara, Allah'a ve O'nun elçisine yönelik öğüt verdikleri sürece suç yoktur. Güzel davrananlara karşı da bir yol yoktur. Çünkü Allah, Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir.
Allah ve Peygamberi için insanlara öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur. Allah çok bağışlayandır; çok esirgeyendir.
ALLAH'a ve elçisine içten bağlı oldukları taktirde, zayıflara, hastalara ve yardım için verecek bir şeyi bulunmayanlara bir ayıplama yoktur. İyi davrananlar kınanamaz. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
ALLAH'a ve elçisine içten bağlı oldukları taktirde, zayıflara, hastalara ve yardım için verecek bir şeyi bulunmayanlara bir ayıplama yoktur. İyi davrananlar kınanamaz. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Allah ve Resulü için öğüt verdikleri takdirde güçsüzlere, hastalara ve savaş uğrunda harcayacak birşey bulamayanlara bir günah yoktur. İyi davrananları sorumlu tutmanın bir yolu olmadığı gibi. Allah, bağışlayan, merhamet edendir.
Allah ve Resulü için nasıhat ettikleri takdirde ne zuafaya, ne hastalara, ne de sarfedeceklerini bulamıyanlara harec yoktur, muhsinleri müahazeye yol olmadığı gibi Allah da gafur, rahimdir
Zayıflara, hastalara ve harcayacakları bir şeyi olmayanlara, Allah ve Resul'üne bağlı kaldıkları sürece bir sorumluluk yoktur. İyilik edenlerin aleyhine de bir yol yoktur. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Zayıflara, hastalara ve harcayacakları bir şeyi olmayanlara, Allah ve Resul'üne bağlı kaldıkları sürece bir sorumluluk yoktur. İyilik edenlerin aleyhine de bir yol yoktur. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Zayıflara, hastalara ve harcayacakları bir şeyi olmayanlara, Allah ve Rasul'üne bağlı kaldıkları sürece bir sorumluluk yoktur. İyilik edenlerin aleyhine de bir yol yoktur. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Tanrı'ya ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Tanrı, bağışlayandır, esirgeyendir.
Allaha ve Resulüne hayrhah olmak şartiyle ne zaiflere, ne hastalara, ne de (fakirliklerinden dolayı seferde) harcayacaklarını bulamayanlara (geri kalmakda) bir günah (ve mes'uliyyet) yokdur. (Onlar geri kalmakla beraber memleketde iyilik ediyorlar), iyilik edenlere karşı (da muahazeye) bir yol yokdur. Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Zayıflara, hastalara ve harcayacak şeyleri bulunmayanlara, Allah'a ve Rasulüne sadık kaldıkça bir sorumluluk yoktur. İhsan edenleri hesaba çekmeye de bir yol yoktur. Allah; Gafur'dur, Rahim'dir.
(90-96) Bedevilerden / Araplardan birileri özür ifade ederek onlara izin verilmesi amacıyla geldiler, Allah’ı ve O’nun Resulünü yalanlayanlar ise oturdu kaldılar, (izin almak umurlarında değil tenezzül bile etmiyorlar) onlardan kafir olanlara ileride acıtıcı bir azap isabet edecektir. Zayıf ve hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara zorluk yoktur, Allah’a ve O’nun Resulü için nasihatte bulundukları sürece güzel davrananlar için sorumlu tutulmaya dair bir yol yoktur , Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Senden, onları taşıyacak binek isteyen kimselere, sizi taşıyacak bir binek bulamadım dediğinde de geri dönüp giderken hüzünden gözlerinden yaş akanlara, harcayacak bir şey de bulamayanlara, sorumluluğa dair yol yoktur. Zengin oldukları halde senden izin isteyenlere, sorumluluğa dair yol kesinlikle vardır, onlar geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, Allah’ta onların kalplerini mühürledi, onlar artık bilmezler. Onlar, siz geri döndüğünüzde özür dileyecekler, deki özür falan dilemeyin size inanmıyoruz, Allah sizin haberlerinizi bize kesin olarak bildirdi, Allah ve O’nun Resulü ileride sizin amellerinizi de görecek ve sonra da şahit olunmayanı / gaybı ve şahit olunanı bilene / Allah’a döndürüleceksiniz, size yapıyor olduklarınızı haber verecektir. Geri döndüğünüz de geri kalmış olanlarla / onlarla ilgilenmemeniz için, Allah adına yemin de edecekler, onlara sırtınızı ç evirin / ilgilenmeyin, çünkü onlar pisliktirler, kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için yemin eder dururlar, siz onlardan razı olsanız dahi Allah kesinlikle yoldan çıkmış topluluktan hoşnut olmaz.
Allah’a ve Rasûlüne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte/ihsanda bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Zayıflara, hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara, Allah ve Elçisi için öğüt verdikleri takdirde (sefere katılmamalarından ötürü) bir günah yoktur. İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur (onlar kınanmazlar). Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Güçsüzlere, hastalara, bir de harcayacak bir şey bulamayan kimselere dipnot 1 , Allah'a ve elçisine karşı samimi oldukları sürece (savaşa çıkmamalarından dolayı) bir sıkıntı yoktur dipnot 2 . Güzel davranış sergileyenlerin sorumlu tutulması için bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.
Allah'a ve Elçisine karşı samimi oldukları sürece güçsüzlerin, hastaların, harcayacak bir şey bulamayanların kendilerini sıkıntıya sokmaları gerekmez. Güzel davranan kimselerin aleyhine yapılacak bir şey yoktur. Allah bağışlar, ikramda bulunur.
Güçsüzlere, hastalara ve sarfedecek bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve Rasûlü için (insanlara) nasihat verdikleri takdirde günah yoktur. İyilik edenlere karşı bir yol (sorumluluk) yoktur. Allah çokça bağışlayandır, çokça merhamet edendir.
Güçsüzlere, hastalara ve sarfedecek bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve Resulü'ne bağlı kaldıkları müddetçe sorumluluk yoktur. İyilik edenlere karşı bir yol yoktur. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Güçsüzlere, hastalara, infak edecek bir şey bulamayanlara, Allah ve resulü için öğüt verdikleri takdirde bir günah yoktur. Güzel davrananlar aleyhine bir yol yok. Allah Gafur'dur, Rahim'dir.
Tevbe suresi, 92. ayet. وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ إِذَا مَآ أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَآ أَجِدُ مَآ أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوا۟ وَّأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُوا۟ مَا يُنفِقُونَ
Kendilerini bindirip (cepheye) sevk edesin diye sana geldikleri zaman, senin, "Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum" dediğin; bu uğurda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur.
Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde "Sizi bindirecek bir (binek) bulamıyorum." deyince, (savaş için) infak edecek hiçbir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözyaşı dökerek dönen kişilere de (sorumluluk yoktur). dipnot 1
Bir de sana kendilerine binek sağlaman için geldiklerinde, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin zaman, bu yolda harcayacak bir şey bulamadıkları için üzüntüden iki gözü iki çeşme geri dönenlere de bir sorumluluk yoktur.
Ve sana, kendilerine binek sağlaman için başvurduklarında, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin zaman, bu yolda harcayacak imkanları olmadığı için üzüntüden gözleri yaşararak dönüp gidenler de sorumlu tutulmayacaktır.
Kendilerine silah - binek vermen için geldiklerinde: "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğinde; infak edecek bir şey de bulamadıklarından dolayı, üzüntüden gözyaşları içinde dönen kimselere de kınama olmaz!
Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.
Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde: Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum, deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur).
Kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde; "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum!" dediğin zaman, yardımlaşmak amacıyla paylaşacak bir şey bulamadıkları için, üzüntüden gözlerinden yaşlar akarak geri dönenlere de yoktur.
Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" deyince, harcayacak bir şey bulamamanın üzüntüsünden gözleri yaş dökerek geri dönen kimselere de sorumluluk yoktur.
Aynı şekilde, kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde, "Sizi bindirecek bir taşıt bulamıyorum" dediğin ve mali yetersizliklerinden dolayı üzüntüden gözlerinden yaş akarak geri dönenler de kınanamaz.
Aynı şekilde, kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde, 'Sizi bindirecek bir taşıt bulamıyorum,' dediğin ve mali yetersizliklerinden dolayı üzüntüden gözlerinden yaş akarak geri dönenler de kınanamaz.
Bir de kendilerini bindirip savaşa sevketmen için her ne zaman sana geldilerse, "sizi bindirecek bir araç bulamıyorum." dediğin için bu uğurda harcayacak birşey bulamamaları sebebiyle üzüntülerinden gözleri yaş döke döke dönenlere de bir günah yoktur.
Onlara da harec yoktur ki her ne zaman kendilerini bindirip sevkedesin diye sana geldilerse "sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin cihetle bu uğurda sarfedecekleri şeyi bulamadıklarından dolayı hüzünlerinden gözleri yaş döke döke döndüler
Bir de sana, kendilerine binek sağlaman için başvurduklarında, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum." dediğin zaman, harcayacakları bir şeyleri olmadığı için üzüntüden gözlerinden yaşlar akıtarak geri dönüp gidenlere de bir sorumluluk yoktur.
Bir de; sana, kendilerine binek sağlaman için başvurduklarında, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum." dediğin zaman, harcayacakları bir şeyleri olmadığı için üzüntüden gözlerinden yaşlar akıtarak geri dönüp gidenlere de bir sorumluluk yoktur.
Bir de; sana, kendilerine binek sağlaman için başvurduklarında, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum." dediğin zaman, harcayacakları bir şeyleri olmadığı için üzüntüden gözlerinden yaşlar akıtarak geri dönüp gidenlere de bir sorumluluk yoktur.
Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.
Bir de şunlara günah (ve mes'uliyyet) yokdur ki: Kendilerini bindir (ib sevk et) men için ne zaman sana geldilerse, "Size bir binek bulamıyorum" dedin ve (bu uğurda kendileri) harcayacak bir şey bulamadılar da kederlerinden gözleri yaş döke döke döndüler.
Kendilerine binek vermen için sana geldiklerinde: Size bir binek bulamıyorum, dediğin zaman, infak edecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözleri yaşararak geri dönenlere de bir sorumluluk yoktur.
(90-96) Bedevilerden / Araplardan birileri özür ifade ederek onlara izin verilmesi amacıyla geldiler, Allah’ı ve O’nun Resulünü yalanlayanlar ise oturdu kaldılar, (izin almak umurlarında değil tenezzül bile etmiyorlar) onlardan kafir olanlara ileride acıtıcı bir azap isabet edecektir. Zayıf ve hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara zorluk yoktur, Allah’a ve O’nun Resulü için nasihatte bulundukları sürece güzel davrananlar için sorumlu tutulmaya dair bir yol yoktur , Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Senden, onları taşıyacak binek isteyen kimselere, sizi taşıyacak bir binek bulamadım dediğinde de geri dönüp giderken hüzünden gözlerinden yaş akanlara, harcayacak bir şey de bulamayanlara, sorumluluğa dair yol yoktur. Zengin oldukları halde senden izin isteyenlere, sorumluluğa dair yol kesinlikle vardır, onlar geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, Allah’ta onların kalplerini mühürledi, onlar artık bilmezler. Onlar, siz geri döndüğünüzde özür dileyecekler, deki özür falan dilemeyin size inanmıyoruz, Allah sizin haberlerinizi bize kesin olarak bildirdi, Allah ve O’nun Resulü ileride sizin amellerinizi de görecek ve sonra da şahit olunmayanı / gaybı ve şahit olunanı bilene / Allah’a döndürüleceksiniz, size yapıyor olduklarınızı haber verecektir. Geri döndüğünüz de geri kalmış olanlarla / onlarla ilgilenmemeniz için, Allah adına yemin de edecekler, onlara sırtınızı ç evirin / ilgilenmeyin, çünkü onlar pisliktirler, kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için yemin eder dururlar, siz onlardan razı olsanız dahi Allah kesinlikle yoldan çıkmış topluluktan hoşnut olmaz.
Kendilerini bindirip (cepheye) sevk edesin diye sana geldikleri zaman, senin; “Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum.” dediğin, bu uğurda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur.
Kendilerini (binek sağlayıp) bindirmen için sana geldikleri zaman, sen: "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" deyince harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözlerinden yaş akarak dönen kimselerin aleyhine de (yol yoktur, Onlar da kınanmazlar).
Bir bineğe bindirip savaşa göndermen için sana geldiklerinde, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum." dediğin zaman, kendileri de harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden göz yaşlarıyla dönüp gidenlerin sorumlu tutulması için de bir sebep yoktur.
Bir bineğe bindiresin diye sana gelenler de var. "Sizi bindirecek binek bulamıyorum" dediğinde onlar, harcayacak bir şey bulamadıkları için üzüntüden dolayı gözlerinden yaşlar akarak geri dönmüşlerdi. Onlar da sorumlu tutulmayacaklardır.
Bindirip (savaşa) götürmen için sana geldiklerinde: "Sizi üzerine bindirip götürecek bir şey bulamıyorum" dediğin zaman, harcayacak bir şey bulamadıkları için üzüntülerinden gözleri yaş dökerek geri dönenlere bir günah yoktur.
Binek vermen için sana geldiklerinde: -Size binek bulamıyorum, dediğin zaman, sarfedecek bir şey bulamadıkları için üzüntülerinden gözleri yaş dökerek geri dönenlere bir sorumluluk yoktur.
Kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde sen, "sizi bindirecek bir şey bulamam" deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından, üzüntüyle gözlerinden yaşlar boşalarak geri dönen kimseler için de herhangi bir günah yoktur.
Tevbe suresi, 93. ayet. إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَسْتَـْٔذِنُونَكَ وَهُمْ أَغْنِيَآءُ رَضُوا۟ بِأَن يَكُونُوا۟ مَعَ ٱلْخَوَالِفِ وَطَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.
Sorumluluk sadece zengin oldukları hâlde senden izin isteyenlerin üzerinedir. (Çünkü) onlar geride kalan kadınlarla birlikte olmaya razı oldular. (Bu nedenle) Allah da onların kalplerini mühürlemiştir; artık (gerçeği) bilemezler.
Sorumluluk ancak, yeterli varlık sahibi olduğu halde senden izin isteyen kimseler için geçerlidir. Onlar geri kalanlarla birlikte bulunmayı içlerine sindirdiler, Allah da onların yüreklerini mühürledi: öyle ki, artık onlar yaptıklarının farkına dahi varmıyorlar.
Yalnızca, (savaşa katılmak için) her bakımdan müsait ve varlıklı oldukları halde senden (katılmamak yönünde) izin isteyenler haklı olarak kınanıp sorumlu tutulabilir. Böyleleri evde kalanlarla birlikte oturmayı yeğlediler; Allah da bu yüzden onların kalplerini mühürledi; öyle ki, artık (ne yaptıklarını) bilmiyorlar.
Ancak şunlar sorumlu tutulabilirler: Zengin oldukları halde (seninle cihada çıkmamak için) izin isterler. . . Onlar savaşa katılmayıp; geride kalan kadınlar, çocuklar, acizler ile beraber olmaya razı oldular. . . Allah da kalplerini mühürledi (şuurları kilitlendi). . . Artık onlar (hakikati) bilmezler.
Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler. Allah, onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar, bilmezler.
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Çünkü onlar geri kalan kadınlarla beraber olmaya râzı oldular. Allah da onların kalplerini mühürledi, artık onlar (neyin doğru olduğunu) bilmezler.
Ancak, varlıklı olmalarına karşın, senden izin isteyenlere vardır. Bunlar, geride kalanlarla birlikte olmayı seçtiler. Allah da yüreklerine damga vurdu; artık bilmezler.
Sorumluluk sadece, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Çünkü onlar geri kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular. Allah da onların kalplerini mühürledi; artık onlar neyin doğru olduğunu bilemezler.
Yalnız, zengin oldukları halde senden izin isteyenler kınanabilir. Geride kalanlarla birlikte olmayı istediler, ALLAH da kalplerini damgaladı. Bunun için bilmezler.
Yalnız, zengin oldukları halde senden izin isteyenler kınanabilir. Geride kalanlarla birlikte olmayı istediler, ALLAH da kalplerini damgaladı. Bunun için bilmezler.
Asıl cezalandırma yolu zengin oldukları halde kalmak için senden izin isteyenleredir. Onlar, geride kalan kadınlarla beraber olmayı tercih ettiler. Allah da kalplerini mühürledi; artık başlarına geleceği bilmezler.
Muahazeye yol ancak o kimseleredir ki zengin oldukları halde kalmak için senden izin isterler, bunlar kadınlarla beraber olmağa razı oldular, Allah da kalplerini tabetti, de artık başlarına geleceği bilmezler
Ancak imkanları olduğu halde senden izin isteyenler kınanmalıdır. Onlar, geride kalanlarla beraber olmayı istediler. Allah da onların kalplerini mühürledi. Bu yüzden artık onlar yaptıkları yanlışı idrak etmezler.
Ancak imkanları olduğu halde senden izin isteyenler kınanmalıdır. Onlar, geride kalanlarla beraber olmayı istediler. Allah da onların kalplerini mühürledi. Bu yüzden artık onlar yaptıkları yanlışı idrak etmezler.
Ancak imkanları olduğu halde senden izin isteyenler kınanmalıdır. Onlar, geride kalanlarla beraber olmayı istediler. Allah da onların kalplerini mühürledi. Bu yüzden artık onlar yaptıkları yanlışı idrak etmezler.
Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birtikte olmayı seçerler. Tanrı, onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar bilmezler.
(Muahazeye) yol ancak o kimselerdir ki zengin oldukları halde (yurdlarında kalmak için) senden izin isterler. Bunlar geri kalanlarla beraber olmıya rızaa gösterdiler. Allah da kalblerini mühürledi. Artık onlar (akıbetlerindeki acılığı) bilmezler.
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalan kadınlarla bulunmaya razı olanlara ve Allah kalblerini mühürlemiş olduğu için bilmeyenleredir.
(90-96) Bedevilerden / Araplardan birileri özür ifade ederek onlara izin verilmesi amacıyla geldiler, Allah’ı ve O’nun Resulünü yalanlayanlar ise oturdu kaldılar, (izin almak umurlarında değil tenezzül bile etmiyorlar) onlardan kafir olanlara ileride acıtıcı bir azap isabet edecektir. Zayıf ve hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara zorluk yoktur, Allah’a ve O’nun Resulü için nasihatte bulundukları sürece güzel davrananlar için sorumlu tutulmaya dair bir yol yoktur , Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Senden, onları taşıyacak binek isteyen kimselere, sizi taşıyacak bir binek bulamadım dediğinde de geri dönüp giderken hüzünden gözlerinden yaş akanlara, harcayacak bir şey de bulamayanlara, sorumluluğa dair yol yoktur. Zengin oldukları halde senden izin isteyenlere, sorumluluğa dair yol kesinlikle vardır, onlar geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, Allah’ta onların kalplerini mühürledi, onlar artık bilmezler. Onlar, siz geri döndüğünüzde özür dileyecekler, deki özür falan dilemeyin size inanmıyoruz, Allah sizin haberlerinizi bize kesin olarak bildirdi, Allah ve O’nun Resulü ileride sizin amellerinizi de görecek ve sonra da şahit olunmayanı / gaybı ve şahit olunanı bilene / Allah’a döndürüleceksiniz, size yapıyor olduklarınızı haber verecektir. Geri döndüğünüz de geri kalmış olanlarla / onlarla ilgilenmemeniz için, Allah adına yemin de edecekler, onlara sırtınızı ç evirin / ilgilenmeyin, çünkü onlar pisliktirler, kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için yemin eder dururlar, siz onlardan razı olsanız dahi Allah kesinlikle yoldan çıkmış topluluktan hoşnut olmaz.
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan(kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.
Ancak şu kimselerin kınanmasına yol vardır ki, zengin oldukları halde (geri kalmak için) senden izin isterler. Geri kalan kadınlarla beraber olmağa razı oldular. Allah da onların kalblerini mühürledi; artık onlar bilmezler.
Asıl sorumlu tutulacak olanlar, imkanları olduğu halde senden izin isteyenlerdir dipnot 1 . Onlar kadınlarla beraber geride kalmaya razı oldular. Sanki Allah kalpleri üzerinde yeni bir yapı oluşturmuş da bir şey bilmiyorlar dipnot 2 .
Sorumlu tutulacak olanlar, imkanları olduğu halde senden izin isteyenlerdir. Muhaliflerle birlikte kalmak bunların hoşuna gitmişti. Allah bunların kalpleri üzerinde yeni bir yapı oluşturdu; artık bilemezler.
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenlerin üzerinedir. Geride kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular. Kalpleri mühürlendi. Onlar (bu yüzden başlarına gelecekleri) bilmezler.
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalanlarla beraber bulunmaya razı olanlara ve Allah, kalplerini mühürlemiş olduğu için anlamayanlaradır.
Ancak şu kimseler aleyhine yol vardır: Zengin oldukları halde senden izin isterler. Arkada kalan kadınlarla beraber oturmaya razı olmuştur bunlar. Ve Allah, kalplerine mühür basmıştır, artık bilemezler.
Tevbe suresi, 94. ayet. يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُل لَّا تَعْتَذِرُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا ٱللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُۥ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: "Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resulü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen alemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek."
(Seferden) kendilerine döndüğünüz zaman sizden özür dileyecekler. De ki: "(Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; dipnot 1 Allah elbette haberlerinizi bize bildirmiştir. İş(ler)inizi Allah da görecektir, Elçisi de. Sonra da görünmeyeni de görüneni de bilen (Allah)'a döndürüleceksiniz dipnot 2 ve yaptıklarınızı size bildirecektir." dipnot 3
Seferden dönüp de karşılaştığınız zaman size bahaneler sıralayacaklar. De ki: "Boşuna bahane üretmeyin, kesinlikle size inanmayacağız! Allah sizin (gerçek) durumunuzdan bizi haberdar etmiştir. Allah da, Rasulü de yaptıklarınızın (hesabını) görecektir. En sonunda görülemeyeni ve görüleni ayrıntılarıyla Bilen'in huzuruna çıkartılacaksınız; ve O size, yapıp-ettiklerinizi bir bir haber verecektir.
(Ve) onlar, (seferden) döndüğünüzde size bahaneler arzedecekler! De ki: "(Asılsız) özürleri ileri sürmeyin, (çünkü) size inanmıyoruz: Allah bize hakkınızda gerekli bilgiyi vermiş bulunuyor zaten. (Bundan sonraki) yapıp ettiklerinize bakacak Allah; ve Onun Elçisi (de öyle); sonunda, yaratıkların görüş ve algı alanı dışında kalan şeyleri de, onların duyu ve tasavvur yoluyla tanıklık edebilecekleri şeyleri de bütün gerçeğiyle bilen Onun karşısına çıkarılacaksınız; Ve O sizin (hayatta) ne yapıp ettiğinizi tam olarak kavramanızı sağlayacak".
Savaştan döndüğünüzde size mazeret beyan edecekler. . . De ki: "Özür beyan etmeyin. . . Size asla inanmayacağız. . . (Zaten) Allah bizi, sizin durumunuzdan haberdar etti. . . Allah ve Rasulü sizin ortaya koyduğunuzun sonucunu görecek; sonra algılanamayan ve algılanan alemlerin Aliym'ine döndürülürsünüz! (O da) size yapmakta olduklarınızın anlamını ve sonucunu bildirecek. "
Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De ki: "Özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. Allah bize, sizin durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı Allah görecektir, O'nun Resulü de. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve O, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir."
(Seferden) onlara döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki: (Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; çünkü Allah, haberlerinizi bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecektir, Rasulü de. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.
Geri döndüğünüzde, sizden özür dilediler. De ki: "Özür dilemeyin; asla size inanmıyoruz. Allah, sizin durumunuzu bize bildirmiştir!" Allah ve O'nun elçisi, yaptıklarınızı görecektir. Sonra, gizli gerçekleri ve görünenleri Bilene döndürüleceksiniz; yaptıklarınızı size bildirecektir.
Seferden onlara döndüğünüz zaman, size özür beyan edecekler. De ki: "Boşuna özür dilemeyiniz! Size asla inanmayız; çünkü Allah, yaptıklarınızı bize bildirmiştir. Amellerinizi Allah da görecektir, Peygamberi de. Sonra, görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksiniz de, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir."
Kendilerine döndüğünüzde size özürler sayarlar. De ki: "Boşuna özür saymayın; sizi artık onaylamayız, ALLAH durumunuzu bize bildirmiş bulunuyor. ALLAH ve elçisi sizin işlerinizi görecek ve sonra da gizliyi ve açığı Bilenin huzuruna döndürüleceksiniz. O yaptıklarınız her şeyi size bildirecektir.
(Savaştan gelip) kendilerine döndüğünüzde size özürler sayarlar. De ki: 'Boşuna özür saymayın; size artık inanmayız, ALLAH durumunuzu bize bildirmiş bulunuyor. ALLAH ve elçisi sizin işlerinizi görecek ve sonra da gizliyi ve açığı Bilenin huzuruna döndürüleceksiniz. O yaptıklarınız her şeyi size bildirecektir.
Yanlarına döndüğünüzde size özür beyan edecekler. De ki: "Özür beyan etmeyin, asla size inanmayacağız! Doğrusu Allah bize durumunuzdan birçok haberler verdi; bundan böyle de Allah ve Resulü yaptıklarınızı görecektir; sonra hepiniz gizliyi aşikarı bilen Allah'ın huzuruna götürüleceksiniz. O vakit O, size neler yaptığınızı haber verecektir.
Yanlarına avdet ettiğinizde size itizar edecekler, de ki: itizar etmeyin ihtimali yok size inanmıyacağız doğrusu Allah bize ahvalinizden bir çok haberler verdi, bundan böyle de Allah ve Resulü amelinizi görecek, sonra hepiniz o gayb-ü şehadeti bilen hakkın huzuruna götürüleceksiniz o vakıt o size haber verecek neler yapıyordunuz
Onlara döndüğünüz zaman size mazeret ileri sürerler. De ki: "Mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayacağız. Allah, durumunuzdan bizi haberdar etti. Allah ve Resul'ü yapacaklarınızı görecektir. Sonra, görüneni ve görünmeyeni bilene döndürüleceksiniz. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir."
Onlara döndüğünüz zaman size mazeret ileri sürerler. De ki: "Mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayacağız. Allah, durumunuzdan bizi haberdar etti. Allah ve Resulü yapacaklarınızı görecektir. Sonra, görüneni ve görünmeyeni bilene döndürüleceksiniz. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir."
Onlara döndüğünüz zaman size mazeret ileri sürecekler. De ki: "Mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayacağız. Allah, durumunuzdan bizi haberdar etti. Allah ve Rasul'ü yapacaklarınızı görecektir. Sonra, görüneni ve görünmeyeni bilene döndürüleceksiniz. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir."
Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De ki: "Özür belirtmeyin, size kesin olarak inanmıyoruz / güvenmiyoruz (len nümine). Tanrı bize durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı Tanrı görecektir, O'nun elçisi de. Sonra gaybı da, müşahade edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve O yaptıklarınızı size haber verecektir."
(Seferden) onlara döndüğünüz vakit size özür dermiyan edeceklerdir. De ki: (Bihude) özür dilemeyin. Size kat'iyyen inanmıyoruz. Allah, bize (hallerinizden bir çok) haberler vermişdir. (Bundan sonraki) hareketinizi de Allah, Resulü ile beraber, görecekdir. (En) sonra gizliyi ve aşikarı bilen (Allah) a döndürüleceksiniz de O, size, neler yapıyordunuz, (hepsini) haber verecekdir.
Kendilerine döndüğünüz vakit de size özür beyan ederler. De ki: Özür dilemeyin. Size katiyyen inanmıyorum. Doğrusu Allah, bize haberlerinizi bildirmiştir. Allah da, Rasulü de amellerimizi görecektir. Sonra hepiniz, görüleni de görülmeyeni de bilene döndürüleceksiniz. O, size neler yaptığınızı haber verecektir.
(90-96) Bedevilerden / Araplardan birileri özür ifade ederek onlara izin verilmesi amacıyla geldiler, Allah’ı ve O’nun Resulünü yalanlayanlar ise oturdu kaldılar, (izin almak umurlarında değil tenezzül bile etmiyorlar) onlardan kafir olanlara ileride acıtıcı bir azap isabet edecektir. Zayıf ve hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara zorluk yoktur, Allah’a ve O’nun Resulü için nasihatte bulundukları sürece güzel davrananlar için sorumlu tutulmaya dair bir yol yoktur , Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Senden, onları taşıyacak binek isteyen kimselere, sizi taşıyacak bir binek bulamadım dediğinde de geri dönüp giderken hüzünden gözlerinden yaş akanlara, harcayacak bir şey de bulamayanlara, sorumluluğa dair yol yoktur. Zengin oldukları halde senden izin isteyenlere, sorumluluğa dair yol kesinlikle vardır, onlar geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, Allah’ta onların kalplerini mühürledi, onlar artık bilmezler. Onlar, siz geri döndüğünüzde özür dileyecekler, deki özür falan dilemeyin size inanmıyoruz, Allah sizin haberlerinizi bize kesin olarak bildirdi, Allah ve O’nun Resulü ileride sizin amellerinizi de görecek ve sonra da şahit olunmayanı / gaybı ve şahit olunanı bilene / Allah’a döndürüleceksiniz, size yapıyor olduklarınızı haber verecektir. Geri döndüğünüz de geri kalmış olanlarla / onlarla ilgilenmemeniz için, Allah adına yemin de edecekler, onlara sırtınızı ç evirin / ilgilenmeyin, çünkü onlar pisliktirler, kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için yemin eder dururlar, siz onlardan razı olsanız dahi Allah kesinlikle yoldan çıkmış topluluktan hoşnut olmaz.
Kendilerine döndüğünüz vakit size özür beyan ederler. De ki: Özür beyan etmeyin, size inanmayacağız. Allah sizin haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da yaptıklarınızı görecektir, Rasûlü de. Sonra gaybı ve görünenleri bilene döndürüleceksiniz. O da size yaptıklarınızı haber verecektir.
(Seferden) geri dönüp onların yanına geldiğiniz zaman sizden özür dilerler. De ki: "Hiç özür dilemeyin, size inanmayız! Allah bize sizin haberlerinizden (bize karşı çevirdiğiniz entrikalardan) bazılarını bildirdi. Yaptığınızı Allah da görecek, Elçisi de. Sonra görülmeyeni ve görüleni bilenin huzuruna döndürüleceksiniz, O size yaptıklarınızı haber verecek."
Geri döndüğünüzde size mazeret uyduracaklardır. De ki: "Hiç mazeret uydurmayın; size asla inanmayacağız. Allah, haberlerinizi bize bildirdi dipnot 1 . Şimdiden sonra ne yapacağınızı da Allah ve elçisi görecektir dipnot 2 . Sonra gaybı /algılanamayanı ve şehadeti /algılanabileni bilen Allah'ın huzuruna çıkarılacaksınız. O size neler yaptığınızı bildirecektir."
Döndüğünüzde onlar size özür beyan edeceklerdir. De ki "Hiç özür beyan etmeyin; size asla inanmayacağız. Allah, sizin haberlerinizi bize bildirdi. Allah ve Elçisi sizin yaptıklarınızı görecektir. Sonra görünmeyeni de görüneni de bilen Allah'ın huzuruna çıkarılacaksınız; ne işler yaptığınızı size o bildirecektir."
Geri döndüğünüzde size özür beyan ederler. De ki: Özür beyan etmeyin, size inanmayacağız. Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da yaptıklarınızı görecektir, Rasûlü de. Sonra gaybı ve görünenleri bilene döndürüleceksiniz. O da size yaptıklarınızı haber verecektir.
Geri döndüğünüzde size özür beyan ederler. De ki: -Özür beyan etmeyin, size inanmayacağız. Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da yaptıklarınızı görecektir, Resulü de. Sonra gaybı ve görünenleri bilene döndürüleceksiniz. O da size yaptıklarınızı haber verecektir.
Dönüp yanlarına geldiğinizde sizden özür dilerler. De ki: "Özür dilemeyin. Size asla inanmayacağız. Allah bize sizin hallerinizden birçoğunu haber vermiştir. Yapıp ettiğinizi Allah da resulü de görecektir. Sonra görünmeyen ve görünen alemleri bilenin huzuruna çıkarılacaksınız da O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.
Tevbe suresi, 95. ayet. سَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ إِذَا ٱنقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا۟ عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا۟ عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer de cehennemdir.
Onların yanına döndüğünüz zaman, size kendilerinden (onları cezalandırmaktan) vazgeçmeniz için Allah'a yemin edecekler. Artık onlardan yüz çevirin! Çünkü onlar (manevi olarak) pistir. dipnot 1 Kazandıklarına karşılık onların barınağı cehennemdir.
Dönüp de üzerlerine vardığınızda, sizi baştan savmak için Allah adına size yemin edeceklerdir. Madem öyle, siz de bırakın yakalarını! Çünkü onlar iğrençleşmiş varlıklardır; sonunda yaptıklarına bir karşılık olarak varacakları yer Cehennemdir.
(Ey inananlar,) onlara döndüğünüzde, kendilerini rahat bıraksanız diye, sizi temin etmek için Allaha yemin edecekler. O halde, bırakın peşlerini, çünkü tiksinti veren kimselerdir onlar; ve yapageldiklerinden ötürü varacakları yer cehennemdir onların.
Onlara döndüğünüzde, kendilerini rahat bırakmanız için, Esma'sıyla onların hakikati olan Allah adına yemin edeceklerdir. . . Siz de terk edin onları! Muhakkak ki onlar tiksinilecek şeylerdir! Yaptıklarının getirisi olarak onların sığınağı Cehennemdir.
Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler. Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir.
Onların yanına döndüğünüz zaman size, kendilerinden (onları cezalandırmaktan) vazgeçmeniz için Allah adına and içecekler. Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır. Kazanmakta olduklarına (kötü işlerine) karşılık ceza olarak varacakları yer cehennemdir.
Yanlarına döndüğünüzde, onlara ilişmemeniz için, Allah'ın üzerine yemin edecekler. Artık, onları boş verin. Çünkü tümü pisliktir ve kazandıklarına karşılık kalacakları yer cehennemdir.
Yanlarına vardığınız zaman, kendilerinden yüz çeviresiniz diye Allah'a yemin edeceklerdir. Siz de onlarla yüzleşmeyiniz. Çünkü onlar murdardır. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
Onlara döndüğünüzde, kendilerinden vazgeçesiniz diye ALLAH'a yemin ederler. Onlardan vazgeç. Onlar kirlidir. Kazandıklarına karşılık, yerleri cehennemdir.
Onlara döndüğünüzde, kendilerinden vazgeçesiniz diye ALLAH'a yemin ederler. Onlardan vazgeç. Onlar kirlidir. Kazandıklarına karşılık, yerleri cehennemdir.
Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerinden yüz çeviresiniz diye, Allah'a yemin edecekler. Siz de onlardan yüz çeviriniz; çünkü onlar murdar kimselerdir, kazandıklarının cezası olarak varacakları yer de cehennemdir.
Yanlarına döndüğünüz zaman kendilerinden sarfı nazar edesiniz diye size yeminbillah edecekler, siz de kendilerinden sarfı nazar edin, çünkü onlar murdar şeylerdir, kesiblerinin cezası olarak varacakları yer de Cehennemdir
Onlara döndüğünüz zaman, kendilerinden vazgeçmeniz için dipnot 1 Allah'a yemin edecekler. Onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır. dipnot 2 Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer Cehennem'dir.
Onlara döndüğünüz zaman, kendilerinden vazgeçmeniz için dipnot 1 Allah'a yemin edecekler. Onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır dipnot 2 . Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer Cehennem'dir.
Onlara döndüğünüz zaman, kendilerinden vazgeçmeniz için dipnot 1 Allah'a yemin edecekler. Onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır dipnot 2 . Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer Cehennem'dir.
Onlara geri döndüğünüzde (kalebtüm) kendilerinden vazgeçmeniz için Tanrı'ya and içecekler. Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir.
Onlar (ın yanın) a döndüğünüz zaman kendilerin (i müahaze) den vaz geçmeniz için Allaha andedecekler. O halde onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır. İrtikab edegeldiklerinin cezası olarak varacakları yer de cehennemdir onların.
Kendilerine döndüğünüz zaman; onlardan vazgeçmeniz için Allah'a yemin edeceklerdir. Öyleyse onlardan yüz çevirin. Çünkü murdardırlar. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer, cehennemdir.
(90-96) Bedevilerden / Araplardan birileri özür ifade ederek onlara izin verilmesi amacıyla geldiler, Allah’ı ve O’nun Resulünü yalanlayanlar ise oturdu kaldılar, (izin almak umurlarında değil tenezzül bile etmiyorlar) onlardan kafir olanlara ileride acıtıcı bir azap isabet edecektir. Zayıf ve hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara zorluk yoktur, Allah’a ve O’nun Resulü için nasihatte bulundukları sürece güzel davrananlar için sorumlu tutulmaya dair bir yol yoktur , Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Senden, onları taşıyacak binek isteyen kimselere, sizi taşıyacak bir binek bulamadım dediğinde de geri dönüp giderken hüzünden gözlerinden yaş akanlara, harcayacak bir şey de bulamayanlara, sorumluluğa dair yol yoktur. Zengin oldukları halde senden izin isteyenlere, sorumluluğa dair yol kesinlikle vardır, onlar geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, Allah’ta onların kalplerini mühürledi, onlar artık bilmezler. Onlar, siz geri döndüğünüzde özür dileyecekler, deki özür falan dilemeyin size inanmıyoruz, Allah sizin haberlerinizi bize kesin olarak bildirdi, Allah ve O’nun Resulü ileride sizin amellerinizi de görecek ve sonra da şahit olunmayanı / gaybı ve şahit olunanı bilene / Allah’a döndürüleceksiniz, size yapıyor olduklarınızı haber verecektir. Geri döndüğünüz de geri kalmış olanlarla / onlarla ilgilenmemeniz için, Allah adına yemin de edecekler, onlara sırtınızı ç evirin / ilgilenmeyin, çünkü onlar pisliktirler, kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için yemin eder dururlar, siz onlardan razı olsanız dahi Allah kesinlikle yoldan çıkmış topluluktan hoşnut olmaz.
Döndüğünüzde onlara ilişmemeniz için Allah’a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Onlar pistir, kazandıklarının karşılığı olarak barınakları Cehennem'dir.
Siz yanlarına geldiğiniz zaman kendilerinden vazgeçesiniz diye Allah'a yemin edecekler. Onlardan vazgeçin, çünkü onlar murdardır. Kazandıkları işlerin cezası olarak varacakları yer de cehennemdir.
Yanlarına döndüğünüzde kendilerine ilişmeyesiniz diye Allah'ın adıyla yemin edeceklerdir dipnot 1 . Siz onlara ilişmeyin; çünkü onlar birer pisliktir dipnot 2 . Elde ettiklerine karşılık varıp kalacakları yer cehennemdir.
Dönüp yanlarına geldiğinizde, kendilerine ilişmeyesiniz diye Allah'a yemin edeceklerdir. Artık onlarla ilginizi kesin. Çünkü her biri birer pisliktir. Hak ettikleri ceza, varıp kalacakları cehennemdir.
Döndüğünüzde onlara ilişmemeniz için Allah’a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak barınakları Cehennem'dir.
Döndüğünüzde onlara ilişmemeniz için Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak barınakları cehennemdir.
Yanlarına döndüğünüzde kendilerini paylamaktan vazgeçesiniz diye Allah'a yemin edecekler. Vazgeçin onlardan, çünkü hepsi pisliktir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer cehennemdir.
Tevbe suresi, 96. ayet. يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا۟ عَنْهُمْ فَإِن تَرْضَوْا۟ عَنْهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَرْضَىٰ عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ
Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.
Onlardan memnun olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan memnun olsanız bile Allah yoldan çıkanlar topluluğundan razı olmaz.
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ediyorlar. Bilmiyorlar ki, siz kendilerinden razı olsanız dahi Allah yoldan sapmış bir topluluktan asla razı olmayacaktır.
Sizi hoşnut etmek için yemin edeceklerdir; ama siz onlardan hoşnut olsanız (bile) (bilin ki), Allah günahkar bir topluluktan asla hoşnut kalmayacaktır.
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. . . Siz onlardan razı olsanız da, Allah o inancı bozuklar topluluğundan razı olmaz!
Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.
Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razı olsanız bile Allah fâsıklar topluluğundan asla razı olmaz.
Onlardan hoşnut olmanız için yemin edecekler. Onlardan hoşnut olsanız bile, kuşkusuz, Allah, yoldan çıkmış bir toplumdan hoşnut olmaz.
Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razı olsanız bile, Allah, fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.
Kendilerinden hoşnut olasınız diye yemin ediyorlar. Onlardan hoşnut olsanız bile ALLAH yoldan çıkmış toplumlardan hoşnut olmaz.
Kendilerinden hoşnut olasınız diye yemin ediyorlar. Onlardan hoşnut olsanız bile ALLAH yoldan çıkmış toplumlardan hoşnud olmaz.
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler; ama siz onlardan razı olsanız bile, muhakkak Allah, fasıklar topluluğundan razı olmaz.
Siz kendilerinden razı olasınız diye size yemin edecekler, fakat siz onlardan razı olursanız her halde Allah fasıklar güruhundan razı olmaz
Kendilerini hoş göresiniz diye, size yemin ederler. Siz, onlardan razı olsanız da bilesiniz ki Allah fasık olan toplumdan asla razı olmaz.
Kendilerini hoş göresiniz diye, size yemin ederler. Siz, onlardan razı olsanız da bilesiniz ki Allah fasık olan toplumdan asla razı olmaz.
Kendilerini hoş göresiniz diye, size yemin ederler. Siz, onlardan razı olsanız da, bilesiniz ki Allah fasık dipnot 1 olan toplumdan asla razı olmaz.
Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz Tanrı, fasıklar kavminden hoşnut olmaz.
Kendilerinden hoşnud olmanız için size yemin edecekler. (Fakat) eğer siz onlardan raazi olursanız şübhesiz Allah o faasıklar güruhundan raazi olmaz.
Size yemin ederler ki; kendilerinden hoşnud olasınız. Siz, onlardan hoşnud olsanız da şüphesiz ki Allah, fasıklar güruhundan hoşnud olmaz.
(90-96) Bedevilerden / Araplardan birileri özür ifade ederek onlara izin verilmesi amacıyla geldiler, Allah’ı ve O’nun Resulünü yalanlayanlar ise oturdu kaldılar, (izin almak umurlarında değil tenezzül bile etmiyorlar) onlardan kafir olanlara ileride acıtıcı bir azap isabet edecektir. Zayıf ve hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara zorluk yoktur, Allah’a ve O’nun Resulü için nasihatte bulundukları sürece güzel davrananlar için sorumlu tutulmaya dair bir yol yoktur , Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Senden, onları taşıyacak binek isteyen kimselere, sizi taşıyacak bir binek bulamadım dediğinde de geri dönüp giderken hüzünden gözlerinden yaş akanlara, harcayacak bir şey de bulamayanlara, sorumluluğa dair yol yoktur. Zengin oldukları halde senden izin isteyenlere, sorumluluğa dair yol kesinlikle vardır, onlar geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular, Allah’ta onların kalplerini mühürledi, onlar artık bilmezler. Onlar, siz geri döndüğünüzde özür dileyecekler, deki özür falan dilemeyin size inanmıyoruz, Allah sizin haberlerinizi bize kesin olarak bildirdi, Allah ve O’nun Resulü ileride sizin amellerinizi de görecek ve sonra da şahit olunmayanı / gaybı ve şahit olunanı bilene / Allah’a döndürüleceksiniz, size yapıyor olduklarınızı haber verecektir. Geri döndüğünüz de geri kalmış olanlarla / onlarla ilgilenmemeniz için, Allah adına yemin de edecekler, onlara sırtınızı ç evirin / ilgilenmeyin, çünkü onlar pisliktirler, kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için yemin eder dururlar, siz onlardan razı olsanız dahi Allah kesinlikle yoldan çıkmış topluluktan hoşnut olmaz.
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız bile Allah fasıklar topluluğundan razı olmaz.
Size yemin ediyorlar ki kendilerinden razı olasınız. Siz onlardan razı olsanız bile Allah, yoldan çıkan topluluktan razı olmaz.
Kendilerinden razı olmanız için de yemin edeceklerdir. Siz razı olsanız bile Allah, yoldan çıkmış bir topluluktan razı olmaz dipnot 1 .
Kendilerinden razı olasınız diye de yemin edeceklerdir. Siz razı olsanız bile yoldan çıkan fasıklar topluluğundan Allah razı olmayacaktır.
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız bile Allah fasık olan topluluklardan razı olmaz.
Kendilerinden hoşnut olasınız diye size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile Allah fasık topluluktan hoşnut olmaz.
Kendilerinden hoşnut olasınız diye karşınızda yemin ediyorlar. Siz onlardan razı olsanız da Allah, yoldan sapmış bir topluluktan razı olmaz.
Tevbe suresi, 97. ayet. ٱلْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا۟ حُدُودَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha ileri ve Allah'ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Göçebeler, kâfirlik ve münafıklık bakımından hem daha beter hem de Allah'ın Elçisine indirdiği sınırları tanımamaya daha meyillidir. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Bedevi Araplar, inkar ve ikiyüzlülük açısından (kentsoylulardan) daha katıdırlar; ve Allah'ın, Elçisine indirdiği hayat tarzının sınırlarını tanıyıp kavramamaya daha yatkındırlar: Allah bu (gerçeği) de çok iyi bilendir, (ama) hikmetle iş görendir.
Bedeviler (arasındaki ikiyüzlüler) hakkı tanımaktan kaçınma tavırlarında ve ikiyüzlü davranışlarında (yerleşik insanlardan) daha ısrarlıdırlar; ve Allahın, Elçisine indirdiği öğretinin sınırlarını görmezden gelmek, (başkalarına göre) onlardan daha çok beklenen bir haldir. (Allah böyle diyorsa, bu böyledir) çünkü Allah her hükmünde ince, derin bir gerçeğe işaret eden mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir.
Bedeviler, küfür ve nifak itibarıyla daha şiddetlidirler. . . Allah'ın, Rasulüne inzal ettiğinin inceliklerini anlamamaya daha yatkındırlar. . . Allah Aliym'dir, Hakiym'dir.
Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bedevîler, kâfirlik ve münafıklık bakımından hem daha beter, hem de Allah'ın Rasûlüne indirdiği kanunları tanımamaya daha yatkındır. Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.
Araplar, nankörlük ve ikiyüzlülükte en aşırı olanlardır. Allah'ın, elçisine indirdiği öğretinin sınırlarını tanımamaya en yatkın olanlardır. Çünkü Allah, Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir. dipnot 148
Bedeviler, inkar ve iki yüzlülükte daha ileridirler. Allah'ın, Peygamberine indirdiğinin sınırlarını bilmemek, durumlarına daha uygundur. Allah her şeyi bilendir; işini yerli yerinde yapandır.
Araplar inkarcılıkta ve ikiyüzlülükte en aşırıdırlar. ALLAH'ın elçisine indirdiğini tanımamaya da en yakındırlar. ALLAH Bilendir, Bilgedir. dipnot 1
Araplar inkârcılıkta ve ikiyüzlülükte en aşırıdırlar. ALLAH'ın elçisine indirdiğini tanımamaya da en yakındırlar. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Bedeviler küfür ve nifak bakımından daha beterdirler; bununla beraber Allah'ın Resulüne indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha layıktırlar; Allah, bilendir, hikmet sahibidir.
Ârabiler küfürce ve nifakça daha şiddetlidirler, bununla beraber Allahın Resulüne indirdiği ahkamın hududunu bilmemiye daha layıktırlar, Allah alimdir, hakimdir.
Bedevi Araplar, küfür dipnot 1 ve nifakta dipnot 2 daha katıdırlar. Allah'ın Resul'üne indirdiği sınırları tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Bedevi Araplar, küfür dipnot 1 ve nifakta dipnot 2 daha katıdırlar. Allah'ın Resulüne indirdiği sınırları tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Bedevi Araplar, küfür dipnot 1 ve nifakta dipnot 2 daha katıdırlar. Allah'ın Rasul'üne indirdiği sınırları tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Bedeviler küfür ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Tanrı'nın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Tanrı bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bedeviler küfür ve nifak bakımından (şehirlilerden) daha beterdir. Allahın, Resulü üzerine indirdiği (hükümler) in sınırlarını bilmemeleri de daha çok onlara layıkdır. Allah kemaliyle bilendir, tam bir hüküm ve hikmet saahibidir.
Bedeviler; küfür ve nifak bakımından daha yaman ve Allah'ın peygamberine indirdiğinin hududunu bilmemeye daha müsaittirler. Ve Allah; Alim'dir, Hakim'dir.
(97-106) Bedeviler / Araplar / Göçebeler küfür ve nifakta (kafirlikte ve münafıklıkta köylü, şehirli, yerleşik olanlardan) daha şiddetlidirler, Allah’ın Resulüne indirdiği sınırları / hudutları bilmemeye daha elverişlidirler / yatkındırlar, Allah bilendir, hâkimdir. Bedeviler için yaptıkları harcamalar / infak ettikleri şeyler ekonomik cezalandırmadır bu nedenle sizin başınıza belaların gelmesini gözetlerler, kötülük belaları onlara olsun, Allah işitendir bilendir. Bedevilerden / Araplardan Allah’a ve ahiret gününe iman edenler ve harcayacak şeyler bulanlar için Allah yanında bir yakınlık, Resulün desteğini kazanma vardır, dikkat edin bunlar onlar için gerçekten yakınlıktır, ilerde Allah onları esirgemesine sokacaktır muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Hi cret edenlerden / muhacirlerden ve onlara yardım edenlerden / ensardan ilk olup öne geçenler ve onlara güzellikle tabi olanlar, Allah onlardan razı olmuştur onlar da Allah’tan razı olmuştur, onlar için altlarından nehirler akan içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır, işte bu büyük bir başarıdır. Etrafınızda bedevilerden ve şehirli olanlardan münafık olanlar var ki artık münafıklığa alışmışlar , sen onları bilmezsin biz onları biliriz, onlara iki defa azap edeceğiz, sonra da büyük bir azaba itilecekler. Diğerleri günahlarını itiraf ettiler, salih ameli diğer bir kötülük ile harmanladılar / karıştırdılar, belki Allah tövbelerini kabul eder, muhakkak ki Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Onların mallarından sadaka al ki (bağlılık göstergesi mal) bu aldığın onları temizlesin onunla arınsınlar, onlara dua ile destek ol, muhakkak ki senin dua ile onlara destek vermen, onları sakinleştirir, Allah işitendir bilendir. Bilmediler mi ki Muhakkak ki Allah, işte O, kullarından vazgeçmeleri / tövbeleri kabul eder ve sadakaları alır, kesinlikle Allah, İşte O, sürekli tövbeleri kabul edendir, sürekli esirgeyendir. De ki yapınız, ilerde Allah ve Resulü ve müminler amellerinizi görecekler ve şahit olunmayanı ve şahit olanı bilene iletileceksiniz, size yapıyor olduklar ınızı haber verecektir , d iğer bir kısmı da Allah’ın işine / emrine bırakılmışlardır ya onlara azap eder yahut onların da tövbelerini kabul eder, Allah bilendir hâkimdir.
Bedeviler küfür ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah’ın Rasûlü'ne indirdiğinin sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar. Allah her şeyi bilendir ve Hakîm'dir.
Bedevi Araplar, küfür ve iki yüzlülükçe daha yaman ve Allah'ın, Elçisine indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamağa daha müsaittirler. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Taşralı Arapların kafirliği de münafıklığı da daha güçlüdür. Allah'ın, elçisine indirdiğinin sınırlarını bilmemeleri de doğaldır. Allah, daima bilen ve kararları doğru olandır.
Çölde yaşayan Araplarının kafirliği ve münafıklığı pek güçlüdür. Allah'ın elçisine indirdiğinin sınırlarını bilmemeleri onlardan beklenen bir şeydir. Allah bilir, doğru kararlar verir.
Bedevilerin küfür ve nifakları daha ileridir. Allah’ın Rasûlü'ne indirdiğinin sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Bedevilerin küfür ve nifakları daha ileridir. Allah'ın Resulüne indirdiğinin sınırlarını bilmemek onlara daha uygundur. Allah alimdir, hakimdir.
Çöl Arapları; küfür, parçalanma/ikiyüzlülük yönünden daha şiddetli; Allah'ın resulüne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Tevbe suresi, 98. ayet. وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ ٱلدَّوَآئِرَ عَلَيْهِمْ دَآئِرَةُ ٱلسَّوْءِ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Bedevilerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belalar gelmesini beklerler. Kötü belalar kendi başlarına olsun. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Göçebelerden öylesi vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını kayıp sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini bekler. (Müslümanlar için bekledikleri) kötülük çemberi kendi başlarına gelsin! dipnot 1 Allah duyandır, bilendir.
Bedevi Araplardan gönlü (Allah yolunda) harcadığı şeyde kalanlar var ve zamanın aleyhinize dönmesini gözleyenler var; bekledikleri bela girdabını kendileri boylayacaktır: zira Allah her şeyi işitmekte, her hesabı tarifsiz bir bilgiyle bilmektedir.
Ve (yine) bedeviler arasında (Allah yolunda) harcadığı her şeye kayıp gözüyle bakan ve (ey inananlar,) sizin darlık ve sıkıntıya düşmenizi bekleyenler var; (fakat) darlığa, sıkıntıya düşecek olan onlardır; çünkü Allah her şeyin özünü, iç yüzünü bilen, olup biten her şeyi işitendir.
Bedevilerden kimi vardır ki, infak ettiğini boşa gitmiş sayar ve sizde devranın belasının açığa çıkmasını umarlar. . . Devranın belası üzerlerine olsun! Allah Semi'dir, Aliym'dir.
Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir.
Bedevîlerden öylesi vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını angarya sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini bekler. (Bekledikleri) o kötü belâ kendi başlarına gelmiştir. Allah pek iyi işiten, çok iyi bilendir.
Araplar arasında, yardımlaşmak amacıyla paylaştıklarını yitirilmiş sayanlar ve başınıza yıkımlar gelmesini bekleyenler de vardır. Yıkımlar, onların başına gelsin. Çünkü Allah, Duyandır; Bilendir.
Bedevilerden, verdiğini angarya sayanlar ve başınıza belalar dolanmasını gözetenler vardır. Kötü belalar onların başına dolansın. Allah işitir; bilir.
Bazı Araplar, yardımlarını bir kayıp ve angarya sayar ve sizin için felaketler gözetlerler. En kötü felaketler onlar içindir. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Bazı Araplar, yardımlarını bir kayıp ve angarya sayar ve sizin için felaketler gözetlerler. En kötü felaketler onlar içindir. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Bedevilerden kimi de vardır ki, verdiğini angarya sayar ve size zamanın türlü türlü belalarını gözetir. O kötü devir kendi başlarına olsun! Allah, herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Arabilerden kimi vardır ki verdiğini cerime sayar, size zamanın türlü türlü devr-ü inkılabını gözetir, kötü devir kendi başlarına, Allah semi'dir, alimdir
Bedevi Araplar'dan kimisi de yaptığı infakı dipnot 1 zarar sayar ve devrin değişmesini ve sizin başınıza kötü devirlerin dipnot 2 gelmesini beklerler. Kötü devirler kendi başlarına gelsin. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Bedevi Araplardan kimisi de yaptığı infakı dipnot 1 zarar sayar ve devrin değişmesini ve sizin başınıza kötü devirlerin dipnot 2 gelmesini beklerler. Kötü devirler kendi başlarına gelsin. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Bedevi Araplardan kimisi de yaptığı infakı dipnot 1 zarar sayar ve sizin başınıza belalar gelmesini beklerler. Belalar kendi başlarına gelsin. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Tanrı işitendir, bilendir.
Bedevilerden öyle kimse vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını bir angarye sayar ve (ondan kurtulmak için) sizin üstünüze belalar gelmesini bekler durur. O belalar kendi başlarına olsun! Allah hakkıyle işiden, kemaliyle bilendir.
Bedevilerden öyleleri de vardır ki; infak edeceğini angarya sayar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekler. Belalar kendi başlarına olsun. Va Allah; Semi'dir, Alim'dir.
(97-106) Bedeviler / Araplar / Göçebeler küfür ve nifakta (kafirlikte ve münafıklıkta köylü, şehirli, yerleşik olanlardan) daha şiddetlidirler, Allah’ın Resulüne indirdiği sınırları / hudutları bilmemeye daha elverişlidirler / yatkındırlar, Allah bilendir, hâkimdir. Bedeviler için yaptıkları harcamalar / infak ettikleri şeyler ekonomik cezalandırmadır bu nedenle sizin başınıza belaların gelmesini gözetlerler, kötülük belaları onlara olsun, Allah işitendir bilendir. Bedevilerden / Araplardan Allah’a ve ahiret gününe iman edenler ve harcayacak şeyler bulanlar için Allah yanında bir yakınlık, Resulün desteğini kazanma vardır, dikkat edin bunlar onlar için gerçekten yakınlıktır, ilerde Allah onları esirgemesine sokacaktır muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Hi cret edenlerden / muhacirlerden ve onlara yardım edenlerden / ensardan ilk olup öne geçenler ve onlara güzellikle tabi olanlar, Allah onlardan razı olmuştur onlar da Allah’tan razı olmuştur, onlar için altlarından nehirler akan içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır, işte bu büyük bir başarıdır. Etrafınızda bedevilerden ve şehirli olanlardan münafık olanlar var ki artık münafıklığa alışmışlar , sen onları bilmezsin biz onları biliriz, onlara iki defa azap edeceğiz, sonra da büyük bir azaba itilecekler. Diğerleri günahlarını itiraf ettiler, salih ameli diğer bir kötülük ile harmanladılar / karıştırdılar, belki Allah tövbelerini kabul eder, muhakkak ki Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Onların mallarından sadaka al ki (bağlılık göstergesi mal) bu aldığın onları temizlesin onunla arınsınlar, onlara dua ile destek ol, muhakkak ki senin dua ile onlara destek vermen, onları sakinleştirir, Allah işitendir bilendir. Bilmediler mi ki Muhakkak ki Allah, işte O, kullarından vazgeçmeleri / tövbeleri kabul eder ve sadakaları alır, kesinlikle Allah, İşte O, sürekli tövbeleri kabul edendir, sürekli esirgeyendir. De ki yapınız, ilerde Allah ve Resulü ve müminler amellerinizi görecekler ve şahit olunmayanı ve şahit olanı bilene iletileceksiniz, size yapıyor olduklar ınızı haber verecektir , d iğer bir kısmı da Allah’ın işine / emrine bırakılmışlardır ya onlara azap eder yahut onların da tövbelerini kabul eder, Allah bilendir hâkimdir.
Bedevilerden, Allah yolunda infak ettiklerini ziyan sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun! Allah şüphesiz her şeyi işitendir, bilendir.
Bedevi Araplardan kimi var ki, verdiğini angarya sayar ve sizin başınıza belalar gelmesini gözetler. Kötü bela onların başına gelsin. Allah işitendir, bilendir.
Taşralı Araplardan (savaş için) yaptığı harcamayı kayıp sayan ve her şeyin aleyhinize dönmesini bekleyenler de vardır. Kötülükler onlara dönsün! Daima dinleyen ve bilen Allah'tır.
Çölde yaşayan Araplar içinde öyleleri vardır ki savaş için yaptıkları harcamayı kayıp sayar, her şeyin aleyhinize dönmesini beklerler. Bekledikleri kötü günler başlarına gelecektir. Her şeyi dinleyen ve bilen Allah'tır.
Bedevilerden yaptıkları infakı zarar sayanlar ve felakete uğramanızı bekleyenler vardır. Onlar felakete uğrayacak olanlardır. Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.
Bedevilerden yaptıkları infakı zarar sayanlar ve hezimete uğramanızı bekleyenler vardır. Onlar hezimete uğrayacak olanlardır. Allah işitendir, bilendir.
Çöl Araplarından öylesi vardır ki, infak ettiğini bir angarya/bir ceza ödeme sayar ve sizin başınıza belaların gelmesini bekler durur. En kötü bela onların başına olsun! Allah çok iyi işitir, çok iyi bilir.
Tevbe suresi, 99. ayet. وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَٰتٍ عِندَ ٱللَّهِ وَصَلَوَٰتِ ٱلرَّسُولِ أَلَآ إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَّهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ ٱللَّهُ فِى رَحْمَتِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Bedevilerden kimileri de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Göçebelerden öylesi de vardır ki Allah'a ve ahiret gününe iman eder; (hayır için) yapmakta oldukları infaklarını Allah katında yakınlıklar ve o Elçinin salavâtı dipnot 1 (yardımları) edinir. Dikkat edin! O (harcadıkları mal, Allah katında) onlar için bir yakınlıktır. Allah onları merhametine koyacaktır. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Bedevi Araplar arasında Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman eden, (Allah yoluna) harcadığı her şeyi Allah katında bir yakınlık ve Elçi'nin dua ve desteğini alma vesilesi bilenler de var: Bakın, işte bu onların yakınlığına gerçek bir vesile olacaktır (ve) Allah onları rahmetiyle kuşatacaktır: çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Ama bedeviler arasında, Allaha ve Ahiret Gününe inanan, (Allah yolunda) harcadıklarını, kendilerini Allaha yaklaştıran ve Elçinin dualarında anılmalarını sağlayan vesileler olarak görenler de var. Bakın işte bu, (Allahın onlara) yakınlık (göstermesi) için gerçek bir vesile olacaktır; (çünkü) Allah onları rahmetiyle kuşatacaktır: gerçek şu ki, Allah çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır!
Bedevilerden kimi de vardır ki, Esma'sıyla onların hakikati olan Allah'a ve yaşanacak sonsuz sürece iman eder ve infak ettiğini Allah indinde yakınlığa vesile olacak şeyler olarak düşünür; Rasulullah'ın dualarında yer almak için vesile edinir. . . Dikkat edin, muhakkak ki o (infak ettikleri), kendileri için bir yakınlık vesilesidir. . . Allah onları rahmetine dahil edecektir. . . Muhakkak ki Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir.
Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. Allah da onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır, (hayır için) harcayacağını Allah katında yakınlığa ve Peygamber'in dualarını almaya vesile edinir. Bilesiniz ki o (harcadıkları mal, Allah katında) onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine koyacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir.
Araplar arasında, Allah'a ve Sonsuz Yaşam Günü'ne inananlar da vardır. Yardımlaşmak amacıyla paylaştıklarını, Allah'ın katında bir yakınlaşmaya ve elçinin yaptığı yakarışlarda anılmaya sayıyorlar. İyi bilin ki, o, kesinlikle bir yakınlaşmadır. Allah, rahmetiyle onları çevreleye cektir. Kuşkusuz, Allah, Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir.
Bedevilerden, Allah'a ve ahiret gününe inanan, verdiğini Allah katında yakınlıklar ve Peygamberinin dualarını elde etmeye sebep sayanlar da vardır. Biliniz ki, o verdikleri, onlar için Allah'a yakın olmanın sebebidir. Allah onları rahmetinin içine alacaktır. Doğrusu Allah, bağışlar; merhamet eder.
Araplardan, ALLAH'ı ve ahiret gününü onaylayanlar da vardır. Harcadıklarını ise ALLAH'a yaklaştıracak bir vesile ve elçiye destek sayarlar. Gerçekten o, onlar için bir yaklaşma vesilesidir. ALLAH onları rahmetine sokacaktır. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir. dipnot 1
Araplardan, ALLAH'a ve ahiret gününe inananlar da vardır. Harcadıklarını ise ALLAH'a yaklaştıracak bir vesile ve elçiye destek sayarlar. Gerçekten o, onlar için bir yaklaşma vesilesidir. ALLAH onları rahmetine sokacaktır. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Yine bedevilerden öyleleri vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır; harcadığını Allah katında yakınlarına ve Peygamberin dualarına vesile sayar; gerçekten bu, onlar için bir yakınlıktır. İleride Allah, onları rahmeti içine koyacaktır; çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Yine Arabilerden kimi de var ki Allaha ve Ahiret gününe inanır ve vergisini Allah yanında yakınlıklara ve peygamberin dualarına vesile sayar, filhakika onlar kendileri için yakınlıklardır, ilerde Allah onları rahmeti içine koyacaktır, çünkü Allah gafurdur rahimdir
Bedevi Araplardan kimisi de Allah'a ve ahiret gününe inanır. İnfak ettiğini Allah katında yakınlığa ve Resul'ün selavatına dipnot 1 vesile sayar. Gerçekten o, kendileri için yakınlık vesilesidir. Allah, onları rahmetine alacak. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Bedevi Araplardan kimisi de Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanır. İnfak ettiğini Allah katında yakınlığa ve Resul'ün selavatına dipnot 1 vesile sayar. Gerçekten o, kendileri için yakınlık vesilesidir. Allah, onları rahmetine alacak. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Bedevi Araplardan kimisi de Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanır. İnfak ettiğini Allah katında yakınlığa ve Rasul'ün salavatına dipnot 1 vesile sayar. Gerçekten o, kendileri için yakınlık vesilesidir. Allah, onları rahmetine alacak. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Tanrı'ya ve ahiret gününe inanır ve infak ettiğini Tanrı katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. Tanrı da onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Tanrı bağışlayandır, esirgeyendir.
Bedevilerden öyle adam da vardır ki Allaha ve ahiret gününe inanır, harcedeceğini Allah yanında yakınlıklara ve o peygamberin dualarına (vesile) edinir. Haberiniz olsun ki bu, onlar için gerçek bir yakınlıkdır. Allah, onları rahmetine koyacakdır. Şübhesiz ki Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Bedevilerden öyleleri de vardır ki; Allah'a ve ahiret gününe inanır, infak ettiğini Allah katında yakınlığa ve peygamberin duasına nail olmaya vesile sayar. Bilin ki; bunlar kendileri için gerçek bir yakınlıktır. Allah, onları rahmetine girdirecektir. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur, Rahim' dir.
(97-106) Bedeviler / Araplar / Göçebeler küfür ve nifakta (kafirlikte ve münafıklıkta köylü, şehirli, yerleşik olanlardan) daha şiddetlidirler, Allah’ın Resulüne indirdiği sınırları / hudutları bilmemeye daha elverişlidirler / yatkındırlar, Allah bilendir, hâkimdir. Bedeviler için yaptıkları harcamalar / infak ettikleri şeyler ekonomik cezalandırmadır bu nedenle sizin başınıza belaların gelmesini gözetlerler, kötülük belaları onlara olsun, Allah işitendir bilendir. Bedevilerden / Araplardan Allah’a ve ahiret gününe iman edenler ve harcayacak şeyler bulanlar için Allah yanında bir yakınlık, Resulün desteğini kazanma vardır, dikkat edin bunlar onlar için gerçekten yakınlıktır, ilerde Allah onları esirgemesine sokacaktır muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Hi cret edenlerden / muhacirlerden ve onlara yardım edenlerden / ensardan ilk olup öne geçenler ve onlara güzellikle tabi olanlar, Allah onlardan razı olmuştur onlar da Allah’tan razı olmuştur, onlar için altlarından nehirler akan içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır, işte bu büyük bir başarıdır. Etrafınızda bedevilerden ve şehirli olanlardan münafık olanlar var ki artık münafıklığa alışmışlar , sen onları bilmezsin biz onları biliriz, onlara iki defa azap edeceğiz, sonra da büyük bir azaba itilecekler. Diğerleri günahlarını itiraf ettiler, salih ameli diğer bir kötülük ile harmanladılar / karıştırdılar, belki Allah tövbelerini kabul eder, muhakkak ki Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Onların mallarından sadaka al ki (bağlılık göstergesi mal) bu aldığın onları temizlesin onunla arınsınlar, onlara dua ile destek ol, muhakkak ki senin dua ile onlara destek vermen, onları sakinleştirir, Allah işitendir bilendir. Bilmediler mi ki Muhakkak ki Allah, işte O, kullarından vazgeçmeleri / tövbeleri kabul eder ve sadakaları alır, kesinlikle Allah, İşte O, sürekli tövbeleri kabul edendir, sürekli esirgeyendir. De ki yapınız, ilerde Allah ve Resulü ve müminler amellerinizi görecekler ve şahit olunmayanı ve şahit olanı bilene iletileceksiniz, size yapıyor olduklar ınızı haber verecektir , d iğer bir kısmı da Allah’ın işine / emrine bırakılmışlardır ya onlara azap eder yahut onların da tövbelerini kabul eder, Allah bilendir hâkimdir.
Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, (hayır için) harcayacağını Allah katında yakınlığa ve Peygamber'in dualarını almaya vesile edinir. İyi bilin ki bunlar (ettikleri infak ve aldıkları dua), onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine sokacaktır. Allah şüphesiz çokça bağışlayandır, merhamet edendir.
Bedevi Araplardan kimi de var ki Allah'a ve ahiret gününe inanır, verdiğini Allah'a yakın dereceler kazanmağa ve Elçinin du'alarını almağa vesile sayar. Gerçekten o (verdikleri) kendileri için yakın dereceler(e vesile)dir. Allah onları rahmetinin içine sokacaktır. Muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Taşralı Araplardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenen, yaptığı harcamayı Allah'a yakın olma ve elçinin desteğini alma vesilesi sayanlar da vardır. Bilin ki bu, onlar için bir yakınlık sebebidir. Allah, onları ikramı ile kuşatacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.
Çölde yaşayan Araplar arasında öylesi de vardır ki Allah'a ve Ahiret gününe inanıp güvenir, yaptığı harcamayı Allah'a yakın olmanın ve elçinin duasını almanın bir vesilesi sayar. Bilin ki bu, onlar için bir yakınlık sebebidir. Allah, onları ikramı ile kuşatacaktır. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur.
Bedevilerden, Allah’a ve ahiret gününe iman edin, infak ettiğini Allah katında yakınlıklar ve Rasûlün duasını almaya vesile sayanlar vardır. Bilesiniz ki o (harcadıkları mal, Allah katında) onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine sokacaktır. Allah bağışlayan, merhamet edendir.
Bedevilerden, Allah'a ve ahiret gününe iman eden, infak ettiğini Allah katında yakınlık vesilesi ve resulün duasını almak için yapanlar vardır. Dikkat edin, işte yakınlık onlar içindir. Allah onları rahmetine dahil edecektir. Allah bağışlayan, merhamet edendir.
Çöl Araplarından bazıları da Allah'a ve ahiret gününe inanır, harcadığını Allah yanında yakınlıklara ve resulün dualarına vesile edinir. Dikkat edin! O harcadıkları gerçekten kendileri için bir yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmetinin içine sokacaktır. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.