Diyanet İşleri
Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helak eder, birçoğunu da affeder.
Şûrâ suresi
Şûrâ suresi, 34. ayet. أَوْ يُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا۟ وَيَعْفُ عَن كَثِيرٍ
ev yûbiḳhünne bimâ kesebû veya`fü `an keŝîr.
Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helak eder, birçoğunu da affeder.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Gemiler; mü'minlerin vasıfları; kötülüğün karşılığı ve bağışlama Şûrâ 32–43 3
Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Sizin için Allah'tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur.
Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O'nun varlığının delillerindendir.
O, dilerse rüzgarı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helak eder, birçoğunu da affeder.
Allah, böyle yapar ki, ayetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
(36-39) (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şura (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 33–34. ayetler için yazılmıştır.
33-34. “O, dilerse” gemilerin akıp gitmesine sebep kıldığı “rüzgarı durdurur da” çeşitli türleri ile “gemiler” denizin “üstünde hareketsiz kalırlar.” Ne ileri gider, ne de geri dönebilirlerdi. Buharlı gemilerin varlığı bununla çelişmemektedir. Çünkü onların gidişleri için de rüzgarın varlığı şarttır.
Yüce Allah, dileyecek olursa bu gemileri yolcularının işledikleri sebebi ile suda batırıp yok edebilir. Ancak O, kullarının günahlarını cezalandırmayı erteler ve günahları çokça affeder.
“Hiç şüphesiz bunda çok sabreden” nefsinin hoşlanmadığı ve ona ağır gelen şeylere karşı katlanan, onu itaatin zorluklarına ve günahlara çağıran davetçilere karşı direnmeye sevkeden, musibetler esnasında da nefsini öfkelenmekten alıkoyan “ve çok şükreden” rahatlık zamanlarında ve nimet içinde bulunduğu hallerde Rabbinin nimetlerini itiraf ederek O’na itaat ile boyun eğen, bu nimetleri O’nu razı edecek hususlarda kullanan “herkes için deliller vardır.”
İşte Allah’ın âyetlerinden/delillerinden gereği gibi yararlananlar bunlardır. Sabretmeyen, Allah’ın nimetlerine karşı şükretmeyen kimse ise O’nun âyetlerinden yüz çeviren yahut onlara karşı inatlaşan ve âyetlerden gereği gibi yararlanamayan bir kimse demektir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bütün noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allah, o gemileri helak etmek isterse fırtınalı rüzgâr göndererek insanların kazandıkları günahlar sebebi ile onları helak eder. Kullarının bir çok günahlarını da affeder ve onları günahları sebebi ile de cezalandırmaz.
Aynı kök: وبق (2 geçiş)
(Ey Muhammed!) Allah'ın, "Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın" diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının)…
Aynı kök: عفو (35 geçiş) · Aynı kök: كسب (67 geçiş) · Ortak kavram: Af
Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua…
Aynı kök: عفو (35 geçiş) · Aynı kök: كسب (67 geçiş) · Ortak kavram: Af
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine…
Aynı kök: عفو (35 geçiş) · Aynı kök: كسب (67 geçiş) · Ortak kavram: Af
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
Aynı kök: كسب (67 geçiş)
Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab'ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, "Bu, Allah'ın katındandır" derler. Vay ellerinin…
Aynı kök: كسب (67 geçiş)
Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi…
Aynı kök: كسب (67 geçiş)
Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Veya (Allah)yaptıkları yüzünden onları helak eder; pek çoğunu da affeder. dipnot 1
Bir ihtimal onları kazançlarıyla birlikte helak da edebilir; ne ki bir çoğunu affetmektedir.
ya da yapıp ettiklerinden dolayı onları yok eder, (her şeye rağmen) Allah çok bağışlayıcıdır.
Yahut kazandıkları yüzünden onları helak eder. . . (Allah) birçoğunu da affediyor.
Ya da kazandıkları dolayısıyla onları yok eder, bir çoğunu da affeder.
Yahut yaptıkları yüzünden onları helâk eder. Birçoğunu da affeder (kurtarır).
Veya yaptıkları yüzünden onları yıkıma uğratır. Üstelik çoğunu bağışlar.
Yahut yaptıkları yüzünden onları helak eder,birçoğunu da bağışlar.
Yahut, yaptıkları yüzünden onları yok eder. Bunun yerine birçoğunu da bağışlar.
Yahut, yaptıkları yüzünden onları yok eder. Bunun yerine bir çoğunu da bağışlar.
Yahut da içindekilerin kazançlarıyla onları helak eder; bir çoğunu da bağışlar.
Yahud da onları içindekilerin kazançlarıyle helake sürükler, bir çoğundan da afiv buyurur
Veya yaptıkları şeylerden dolayı onları yok eder veya birçoğunu bağışlar.
Veya yaptıkları şeylerden dolayı onları yok eder veya birçoğunu bağışlar.
Veya yaptıkları şeylerden dolayı onları yok eder veya birçoğunu bağışlar.
Ya da kazandıkları dolayısıyla onları yok eder, bir çoğunu da affeder.
Yahud (Allah bu gemileri, binenlerin) kazandıkları (günahlar) yüzünden (fırtına ile batırıb) helak eder. (İçlerindekilerden) bir çoğunu da bağışlar (kurtarır).
Yahut yaptıklarına karşılık onları helak eder. Bir çoğunu da bağışlar.
(25-39) O, kullarının vazgeçmelerini / tövbelerini de kabul edendir, onların kötülüklerini de affeder, yaptıklarınızı da bilir, iman edenlere ve salih amel işleyenlere cevap verir / icabet eder , onları fazlından hazinesinden vererek artırır, kafirlere ise şiddetli bir azap vardır. Eğer ki Allah rızkı kullarına basitleştirseydi / elde etmesi kolay olsaydı arzda azgınlaşırlardı ve fakat bir ayar üzere istediğine indiriyor, muhakkak ki O, kullarından haberi olandır ve görendir. Ümit kesildikten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır / neşredendir, O dosttur, övülendir. O’nun ayetlerinden biri semaları ve arzı yaratmasıdır. Onun içinde de yaratıklardan üretmesidir. İstediği vakit te sizi bir araya getirmeye gücü yeter / muktedirdir. M usibet, elinizle kazandıklarınızdan dolayı isabet eder , çoğunu da Allah affeder (isabet et tirmez) siz yeryüzünde aciz bırakacak / çaresiz bırakacak değilsiniz, sizin Allah’tan gayrı / Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız yoktur. O’nun ayetlerinden biri de denizde gemileri bayrak gibi / alem gibi / alamet gibi akıtmasıdır, eğer isterse rüzgârı sakinleştirir o, görünürde hareketsiz kalır, işte bunda her bir sabreden, şükreden için ayetler vardır yahut kazandıkları nedeniyle onları telef eder , çoğunu da /ekserisini de bağışlar , ayetlerimizle tartışanlar / mücadele edenler / cedelleşenler onlara kaçacak yer yok. Size bir şey olarak verilenler dünya hayatının geçimlik malzemeleridir / tüketim malzemeleridir. (Metanın zıddı naîm kalıcı tükenmez gayri memnun nimet) Allah’ın yanında / indinde iman edenler ve rablerini vekil tayin edenler için olan (vekalet vermek içsel iman göstergesidir , salih amel dışsal iman göstergesidir.) hayırlıdır ve daha kalıcıdır / bakidir. Onlar ki kötülük ve iğrenç davranışlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman / gazaplandıklarında bağışlarlar. Rablerine cevap verirler / icabet ederler , namazı kılarlar, aralarında ki işler şura iledir. (Şura: Akılların saf tutması bir araya gelmesidir.) Rızıklarından harcarlar / infak ederler , onlara saldırı olduğunda yardımlaşırlar
Veya işledikleri sebebiyle onları helâk eder, bir çoğunu da affeder.
Yahut yaptıkları (işler) yüzünden gemileri(n içindekileri) helak eder. Birçoğunu da affeder (kurtarır).
Ya da insanların yaptıklarına karşılık gemilerini batırır. Bir çoğunu da affeder (ve kurtarır) dipnot 1 .
Ya da yaptıklarına dipnot 1 karşılık yönlerini kaybettirirdi. Ama bir çoğunu da bağışlar.
Veya işledikleri sebebiyle onları helak eder, bir çoğunu da affeder.
Veya işledikleri sebebiyle onları helak eder, bir çoğunu da affeder.
Yahut onları, içindekilerin kazançları yüzünden mahveder. Ama birçoğunu affediyor;
Or if He wills He would overwhelm them with a fierce wind in requital of their iniquities, but many of the offences He ignores and He often forgives you a great deal,
or He could cause them to be wrecked on account of what their passengers have done- God pardons much-
Or He can cause them to perish because of the (evil) which (the men) have earned; but much doth He forgive.
He may, while forgiving much of the sins of those that ride these ships, drown them on account of some of their misdeeds.
Or He wrecks them for what they have earned though He pardons much.
Or He may destroy them (by shipwreck) because of that which their (people) have earned. And He pardons much.
Or He wrecks them because of what they have earned, and He excuses many [an offense].
Or He (if He so will) can also destroy (the occupants of) these ships making them too heavy because of the (sinful) deeds they have committed; while He has pardoned a great many (of their sins and could save them).
Or He wrecks them for what they have earned; and He pardons much;
God can easily destroy the wrongdoers in account of their deeds; instead He overlooks many of their sins [giving them every opportunity to return to the right path].
or He makes them founder for what they have earned; but He pardons much.
Or He may drown them, for what they have earned. He overlooks much.
Or He destroyeth them by shipwreck, because of that which their crews have merited; though He pardoneth many things.
Or He may make them perish for what they have earned, though He forgives much;
Or He wrecks them for what they have earned; and He is Clement towards much.
Or He causeth them to perish on account of that which they have earned - And He forgiveth much -
Or He could wreck them for what they have done; yet there is much that He pardons.
or else He may cause them to perish because of what they have wrought; and [withal, ] He pardons much.
Or He can wreck the ships for what the people have committed—though He forgives much—
Or He may drown them, for what they have earned. And He overlooks much.
He can annihilate them, as a consequence of their own works. Instead, He overlooks many (of their sins).
Or He could destroy them for what they earned; but He pardons much.
Or He wrecks them for what they have earned — but He pardons much —
Or that He may cause them to perish as a consequence of their deeds, but He forgives a great deal. (The human 'Self' may progress like ships that sail freely through the sea, suffer stagnancy, or perish to a subhuman existence).
Or He can cause them (the winds) to perish because of the (evil) which (the men) have earned; And He does forgive much.
Or He may destroy them because of what they earned, and may overlook many (whom He may save at least in this world),
Or He may drown them, for what they have earned. And He overlooks much.