Sâd suresi · 30–40. ayetler

Süleymân

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Sâd suresi, 30. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 30. ayet. وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَٰنَ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ

    Diyanet İşleri

    Davud'a Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

    Mehmet Okuyan

    Davud'a Süleyman'ı vermiştik; o ne güzel bir kuldu; daima (Allah'a) yönelendi.

    Mustafa İslamoğlu

    Davud'a bir de Süleyman'ı bahşettik: o ne güzel kuldu; çünkü o sürekli Bize yönelirdi.

    Muhammed Esed

    Ve biz Davud'a (oğul olarak) Süleyman'ı armağan ettik; o, ne güzel bir kul(umuz oldu)! O, her zaman Bize yönelirdi.

    Ahmed Hulusi

    Davud'a Süleyman'ı hibe ettik; ne güzel kuldu! Gerçekten O, evvab (hakikatini sıkça yaşayan) idi.

    Ali Bulaç

    Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip dönen biriydi.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz Davud'a Süleyman'ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah'a yönelirdi .

    Ali Rıza Safa

    Davut'a da Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel kuldu; kuşkusuz, O, yönelirdi.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz Davud'a Süleyman'ı bağışladık. Süleyman ne iyi bir kuldu! Çünkü o, daima Allah'a yöneliyordu.

    Edip Yüksel

    Davud'a, Süleyman'ı verdik. İyi bir kuldu, (Tanrı'ya) sürekli yönelen biriydi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Davud'a, Süleyman'ı verdik. İyi bir kuldu, (Tanrı'ya) sürekli yönelen biriydi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de Davud'a Süleyman'ı ihsan ettik; ne güzel kuldu. O tesbih edip Allah'a yönelirdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de Davuda Süleymanı bahşettik, ne güzel kul, o cidden bir evvab

    Erhan Aktaş

    Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel bir kuldu. O, her zaman Allah'a yönelendi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel bir kuldu. O, her zaman Allah'a yönelendi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel bir kuldu. O, her zaman Allah'a yönelendi.

    Gültekin Onan

    Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O ne güzel kuldu. Çünkü o, [Tanrı'ya] yönelen / dönen (evvab) biriydi.

    Hasan Basri Çantay

    Biz Davuda (oğlu) Süleymanı ihsan etdik. (Süleyman) ne güzel kuldu! Çünkü o, (tesbihde, zikirde ve bütün vakıtlarında) daima (Allaha) dönen (bir zat) di.

    İbni Kesir

    Davud'a da Süleyman'ı lutfettik. O ne güzel bir kuldu ve muhakkak ki o, Allah'a yönelirdi.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Dâvud’a Süleyman’ı bağışladık. O, ne güzel bir kuldu. Doğrusu o, daima Allah’a yönelirdi.

    Süleyman Ateş

    Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik, (Süleyman) ne güzel kuldu! Hep Allah'a başvururdu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Davut'a Süleyman'ı bağışladık; o ne güzel kuldu! Çok saygılıydı.

    Şaban Britch

    Davud’a Süleyman’ı bağışlamıştık. O, ne güzel bir kuldu. O, Allah’a yönelen/dönen biriydi.

    Şaban Piriş

    Davud'a Süleyman'ı bağışlamıştık. O, ne güzel bir kuldu. O, Allah'a yönelen biriydi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel kul! Hep Allah'a sığınır, yakarırdı.

  2. Sâd suresi, 31. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 31. ayet. إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلْجِيَادُ

    Diyanet İşleri

    Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.

    Mehmet Okuyan

    Hani akşama doğru kendisine safkan atlar sunulmuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    Hani, gün batımına doğru kendisine soylu ve favori atlar sunulmuştu da,

    Muhammed Esed

    (Ve) akşama doğru soylu koşu atları önüne getirildiğinde (bile),

    Ahmed Hulusi

    Hani Ona akşam olurken üç ayağı üzere durup bir ayağını tırnak üzere diken (görkemli), iyi cins koşu atları arzolunmuştu.

    Ali Bulaç

    Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu.

    Ali Özek ve heyeti

    Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.

    Ali Rıza Safa

    Ona, akşama doğru alımlı ve soylu koşu atları sunulmuştu. dipnot 385

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 385
      "Alımlı ve soylu" olarak yazdığımız "Safinatu" terimi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Duruşu zarif, koşması çevik" veya "Alımlı ve safkan" veya "Koşmaya hazır" veya "Üçayak üzerine basıp, bir ayağını tırnak üstüne diken" biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Ona bir akşamüstü, üç ayak üzerine duran, soylu atlar sunulmuştu.

    Edip Yüksel

    Bir akşam, ona güzel koşu atları sunulmuştu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bir akşam, ona güzel koşu atları sunulmuştu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kendisine akşam üstü üç ayağını basıp dördüncüsünü tırnağını dikerek duran safkan atlar gösterildiğinde:

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Arzolundukda kendisine akşam üstü safinat halinde halıs atlar

    Erhan Aktaş

    Bir zaman kendisine, akşamüstü iyi cins safkan atlar sunulmuştu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bir zaman kendisine, akşamüstü iyi cins safkan atlar sunulmuştu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bir zaman kendisine, akşamüstü iyi cins safkan atlar sunulmuştu.

    Gültekin Onan

    Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan yağız atlar sunulmuştu.

    Hasan Basri Çantay

    Hani ona öğleden sonra bir ayağını tırnağı üstüne dikib üç ayağının üzerinde duran sür'atli koşu atları gösterilmişdi de,

    İbni Kesir

    Hani ona bir akşam, çalımlı ve cins koşu atları sunulmuştu.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hani akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerinde durup bir ayağını tırnağının üzerine diken (çalımlı ve safkan) atlar sunulmuştu.

    Süleyman Ateş

    Akşam üstü kendisine safin (görkemli) hızlı koşan (saf kan Arap) atları gösterilmişti.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir akşam üzeri ona çalımlı cins atlar sunulmuştu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir akşam üzeri ona çalımlı cins atlar gösterilmişti.

    Şaban Britch

    Öğleden sonra ona üç ayağının üzerine durup bir ayağını kaldırmış çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.

    Şaban Piriş

    Bir akşam üzeri ona safkan koşu atları sunulmuştu.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Akşam üstü kendisine, üç ayak üzerine basıp bir ayağını tırnak üstüne diken safkan koşu atları sunulmuştu.

  3. Sâd suresi, 32. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 32. ayet. فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ

    Diyanet İşleri

    (32-33) Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

    Mehmet Okuyan

    (Süleyman) "Şüphesiz ki ben Rabbimi hatırlatmaları nedeniyle iyi şeyleri sevmekten hoşlanırım." demişti. Sonunda onlar (atlar) perdeleninceye (gözden kayboluncaya) kadar (bu durum sürmüştü).

    Mustafa İslamoğlu

    "Elbet ben güzel olan her şeyi severim" demişti, "çünkü bana Rabbimi hatırlatır!" Ta ki (bunu) atlar gözden kayboluncaya kadar tekrarladı.

    Muhammed Esed

    "Ben güzel olan her şeyi severim, çünkü Rabbimi bana hatırlatır!" derdi; (atlar koşarak uzaklaşıp) gözden kayboluncaya kadar (bu sözleri tekrarladı. Daha sonra,)

    Ahmed Hulusi

    (Onları seyrederken Süleyman kendi kendine düşündü) dedi ki: "Rabbimin zikrinden (müşahedesinden) atların sevgisine yönelip meşgul oldum". . . Nihayet (atlar gidip) gözden kayboldu!

    Ali Bulaç

    O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar.

    Ali Özek ve heyeti

    Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı.

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Mal sevgisini, Efendimi anmamı sağladığı için benimsedim!" Sonunda, gözden yitip gitti. dipnot 386

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 386
      "Gözden yitip gitti!" tümcesinde özne bildirilmemiş olmasına karşın, Kur'an çevirilerinde; "Güneş battı!" veya "Güneş, bir örtünün ardında kayboldu!" veya "Atlar, perdenin arkasına gizlendi!" veya "Atlar, toz duman içinde koşarak, toz perdesinin arkasında kayboldu!" veya "Atlar, koşarak gözden kaybolana kadar, bu sözleri tekrarladı!" biçiminde, güneşe, atlara ve Süleyman'a yönelik anlamlar verilerek çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Süleyman, "Rabbimi hatırlattıklarından dolayı atları severim" dedi. Gözünden kaybolana kadar onlara baktı.

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Mal ve mülk sevgisi beni Efendimi anmaktan alıkoydu. Ta ki, o (güneş) bir örtünün ardından kayboldu." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Süleyman peygamberin, atlarıyla meşgul olurken akşam salatını kaçırdığı anlaşılıyor.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Mal ve mülk sevgisi beni Rabbimi anmaktan alıkoydu. Ta ki, o (güneş) bir örtünün ardından kayboldu.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ben, at sevgisine, Rabbimi anmaktan ötürü tutuldum. Nihayet (atlar) hicaba gizlendi (ahırlara çekildi veya koşuda gözden kayboldular).

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ben dedi, o hayır sevgisini rabbımın zikrinden sevdim, nihayet hıcaba gizlendi

    Gültekin Onan

    O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar.

    Hasan Basri Çantay

    "Gerçek ben, mal (ya'ni at) sevgisine (sırf) Rabbimi zikretmek için düşdüm" demişdi. Nihayet (bu atlar) perdenin arkasına gizlenmiş (ler) di.

    İbni Kesir

    Demişti ki: Doğrusu ben, Rabbımı zikretmek için mal sevgisine düştüm. Nihayet perdenin arkasına gizlenmişti.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O da şöyle demişti: "Hayrı sevmek beni, Rabbimin zikrinden alıkoydu. Nihayet (Güneş) perdenin arkasına gizlendi."

    Süleyman Ateş

    "Ben, dedi, mal sevgisini, Rabbimi anmaktan (ötürü) tercih ettim." Nihayet bu atlar perde ile gizlendi (koşup dağın arkasına düşmekle gözden kayboldu).

    Süleymaniye Vakfı

    Dedi ki: "Ben malı, Rabbimi hatırlattığı için severim." Sonra atlar yerlerine çekildi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dedi ki "Ben malı, Sahibimi düşündürdüğü için severim." Sonra atlar yerlerine çekildi.

    Şaban Britch

    O da şöyle demişti: Hayrı sevmek beni, Rabbimin zikrinden alıkoydu. Nihayet güneş battı.

    Şaban Piriş

    O da şöyle demişti: -Ben, malı, Rabbimin zikrine vesile olduğu için seviyorum. Sonunda atlar toz perdesinin arkasında kaybolmuştu.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Servet sevgisini, Rabbimi anmak için benimsedim." Nihayet Güneş perde ardına çekildi.

  4. Sâd suresi, 33. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 33. ayet. رُدُّوهَا عَلَىَّ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ

    Diyanet İşleri

    (32-33) Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

    Mehmet Okuyan

    (Sonra) "Onları (atları) tekrar bana getirin!" demiş ve ayaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayette Hz. Süleyman'in atlarının boyunlarını ve bacaklarını sıvazlamasından söz edilmektedir; iddia edildiği gibi atların katledilmesi söz konusu değildir.

    Mustafa İslamoğlu

    (Ardından) "Onları bana getirin!" (diyerek) başladı bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya.

    Muhammed Esed

    "Onları bana getirin!" (diye emretti) ve bacakları ile boyunlarını (şefkatle) sıvazlamaya başladı.

    Ahmed Hulusi

    "Onları bana geri getirin" (dedi Süleyman). . . (Atların) bacaklarını ve boyunlarını (bu defa müşahede ile) mesh etmeye başladı.

    Ali Bulaç

    "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

    Ali Özek ve heyeti

    (O zaman:) onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.

    Ali Rıza Safa

    "Onları, bana geri getirin!" Sonra, bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı. dipnot 387

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 387
      Süleyman peygamberin atları sıvazlaması, "Atlarıyla ilgilenirken namaz zamanını kaçırdığı için, atları göndermek üzere vedalaştığı" biçiminde yorumlanmıştır.

    Bayraktar Bayraklı

    "Onları bana tekrar getiriniz" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını ovmaya başladı.

    Edip Yüksel

    "Onları bana geri getirin" dedi, (veda etmek için) bacaklarını ve boyunlarını okşadı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Onları bana geri getirin,' dedi, (veda etmek için) bacaklarını ve boyunlarını okşadı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    "Geri getirin onları bana" dedi ve tuttu bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Geri getirin onları bana, tuttu bacaklarını, boyunlarını silmeğe başladı

    Erhan Aktaş

    "Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını mesh dipnot 1 etmeye başladı dipnot 2 .

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sevgiyle okşamaya.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayete, kimi çevirilerde: "Bacaklarını ve boyunlarını kesti" şeklinde anlam verilerek önemli bir hataya düşülmektedir. Böylesi kötü bir davranışı, bir Nebi'ye yakıştırmak, "kör" bir anlayıştan ve İsrailliyat'tan başka bir şey değildir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını mesh dipnot 1 etmeye başladı. dipnot 2

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sevgiyle okşamaya.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayete, kimi çevirilerde: "Bacaklarını ve boyunlarını kesti" şeklinde anlam verilerek önemli bir hataya düşülmektedir. Böylesi kötü bir davranışı, bir nebiye yakıştırmak, "kör" bir anlayıştan ve İsrailliyat'tan başka bir şey değildir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını sevgiyle okşamaya başladı. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayete, kimi çevirilerde: "Bacaklarını ve boyunlarını kesti" şeklinde anlam verilerek önemli bir hataya düşülmektedir. Böylesi kötü bir davranışı, bir nebiye yakıştırmak, "kör" bir anlayıştan başka bir şey değildir.

    Gültekin Onan

    "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

    Hasan Basri Çantay

    (Dedi ki:) "Onları bana döndürün". Hemen ayaklarını, boyunlarını okşamıya, taramıya başladı.

    İbni Kesir

    Onları bana geri getirin, dedi, bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Onları bana geri getirin.” (dedi). Sonra da (onların) bacaklarını ve boyunlarını vurmaya başladı.

    Süleyman Ateş

    "Onları bana getirin" (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı.

    Süleymaniye Vakfı

    "Onları bana tekrar getirin" dedi. Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Onları bana tekrar getirin" dedi. Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

    Şaban Britch

    Onları bana getirin, demiş, (Getirilince) ayaklarını ve boyunlarını kesmeye başladı.

    Şaban Piriş

    Onları bana getirin, demiş, getirilince de ayaklarını ve boyunlarını okşamıştı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Geri getirin bana onları!" dedi. Bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.

  5. Sâd suresi, 34. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 34. ayet. وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki Süleyman'ı imtihan etmiş; tahtına bir ceset bırakmıştık dipnot 1 da bir süre sonra (bize) yönelmişti.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. Süleyman'ın imtihanı ona verilen bir hastalık idi. Ayetin sonundaki [sümme enâbe] ifadesi de onun sağlığına kavuşup düzelmesini anlatmaktadır. Yüce Allah'ın Hz. Süleyman'ı imtihanı, bazı yönlerden gerçekleşen bela ve musibetleri ona vermesi, onu bu şekilde imtihan etmesi olabilir. Daha sonra ondan korkuyu ve belayı giderip onu eski haline getirmesi de konunun sonunu oluşturmaktadır. Burada kastedilen konu oğlunun öldürülmesi şeklinde de ifade edilmektedir. Gerçeği Allah bilir.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu Biz Süleyman'ı, vaktiyle tahtının üzerine bir ceset koymakla sınamıştık; bunun ardından o da Bize yönelmiş (ve)

    Muhammed Esed

    Fakat (daha önce) Süleyman'ı tahtının üzerine bir ceset koymak suretiyle denemiştik; bunun üzerine (Bize) yönelmiş (ve)

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki Süleyman'ı imtihan ettik ve Onun tahtına ölü bir beden bıraktık (tahtına varis olacak olan imansız kişiyi. A. H. ). . . Sonra tövbe edip yöneldi.

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz, Süleyman'ı, bir imtihana da tâbi tutmuştuk: Onu, tahtı üzerine (bir hastalık yüzünden) ceset haline getirmiştik; sonra yine eski haline dönmüştü.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, tahtının üzerine bir ceset bırakarak, Süleyman'ı sınadık; sonra, yöneldi. dipnot 388

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 388
      Varlıklarını ve güçlerini yitiren kişiler, Arap dilinde ceset olarak tanımlanır. Süleyman peygamberin tahtının üzerine ceset konulması, krallık gücünün yok edildiği anlamına gelir. Bu ayet, kimi Kur'an çevirilerinde, "Tahtının üzerine bir ölü koyduk." veya "Tahtının üzerinde ceset haline getirdik." veya "Yaptığı bir hata yüzünden saltanat tahtına bir cin oturttuk." veya "Egemenliğini güçsüz düşürdük." veya "Egemenliğine maddi zenginlik kattık." biçiminde, birbirinden çok değişik anlamlar verilerek çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun, biz Süleyman'ı sınayıp tahtının üstüne bir ceset attık. Sonra Allah'a yöneldi.

    Edip Yüksel

    Süleyman'ı böylece sınadık; onun hükümranlığına maddi zenginlik kattık; ancak o tümüyle (Tanrı'ya) yöneldi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Süleyman'ı böylece sınadık; onun hükümranlığına maddi zenginlik kattık; ancak o tümüyle (Tanrı'ya) yöneldi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki Süleyman'ı fitneye düşürdük ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tevbe ile önceki haline döndü

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Celalim hakkı için Süleymana bir fitne de verdik ve tahtının üstüne bir cesed bıraktık sonra tevbe ile rücu' etti

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki Süleyman'ı fitnelendirdik. dipnot 1 Kürsüsünün dipnot 2 üzerine bir ceset bıraktık. dipnot 3 Sonra o Bize yöneldi. dipnot 4

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çeşitli olaylarla arı duru hale getirdik, olgunlaştırdık, saflaştırdık.
    2. metne dön, dipnot 2
      İktidarının, yönetiminin.
    3. metne dön, dipnot 3
      İktidarını çökerttik. Gücünü yok edip, iktidarını yaşayan bir ölüye çevirdik.
    4. metne dön, dipnot 4
      Bize sığındı, Bizden bağışlanma diledi. (Bkz. Bir sonraki ayet.)

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki Süleyman'ı fitnelendirdik. dipnot 1 Kürsüsünün dipnot 2 üzerine bir ceset bıraktık. dipnot 3 Sonra o Bize yöneldi. dipnot 4

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çeşitli olaylarla arı duru hale getirdik, olgunlaştırdık, saflaştırdık.
    2. metne dön, dipnot 2
      İktidarının, yönetiminin.
    3. metne dön, dipnot 3
      İktidarını çökerttik. Gücünü yok edip, iktidarını yaşayan bir ölüye çevirdik.
    4. metne dön, dipnot 4
      Bize sığındı, Bizden bağışlanma diledi. (Bkz. Bir sonraki ayet)

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki Süleyman'ı fitnelendirdik. dipnot 1 Kürsüsünün dipnot 2 üzerine bir ceset bıraktık. dipnot 3 Sonra o Bize yöneldi. dipnot 4

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çeşitli olaylarla arı duru hale getirdik, olgunlaştırdık, saflaştırdık.
    2. metne dön, dipnot 2
      İktidarının, yönetiminin.
    3. metne dön, dipnot 3
      İktidarını çökerttik. Gücünü yok edip, ikktidarını yaşayan bir ölüye çevirdik.
    4. metne dön, dipnot 4
      Bize sığındı, Bizden bağışlanma diledi. (Bkz. Bir sonraki ayet)

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun biz, Süleymanı imtihan da etdik: Tahtının üstüne bir cesed bırakıverdik. (Nice günlerden) sonra o, yine (eski haaline) döndü.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; Biz, Süleyman'ı denemiştik. Tahtının üstüne bir ceset attık. Sonra eski haline döndü.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik. Sonra tevbe edip bize yöneldi.

    Süleyman Ateş

    Andolsun Süleyman'ı denedik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra (bize) yöneldi.

    Süleymaniye Vakfı

    Tahtının üzerine bir ceset bırakarak Süleyman'ı imtihandan geçirdik. Sonra (bize) yöneldi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Tahtının üzerine bir ceset bırakarak Süleyman'ı zor bir imtihandan dipnot 1 geçirdik, sonra gerçeği gördü.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tahtın üzerindeki ceset ölümü ve ahireti hatırlatır. En büyük günahlardan olan kafirliğin temelinde dünyanın güzelliklerini ahirete tercih etmek yatar. Bu nedenle o ceset, Süleyman (a.s.)'a bir an için unutmuş olduğu bu tehlikeyi hatırlatan bir imtihandır. Kendisindeki mal sevgisinin aşırıya kaçtığını fark eden Süleyman (a.s.) sonraki ayetten anlaşılacağı üzere hem af dilemiş (istiğfar) hem de dönüş yapmıştır (tevbe).

    Şaban Britch

    Andolsun biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik. Sonra tevbe edip bize yöneldi

    Şaban Piriş

    Süleyman'ı bir imtihana tabi tutmuştuk. Tahtının üzerinde ceset haline getirmiştik. Sonra da eski haline dönmüştü.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun ki biz, Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstüne bir ceset bıraktık da o, tövbe ile Allah'a yöneldi.

  6. Sâd suresi, 35. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 35. ayet. قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِىٓ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ

    Diyanet İşleri

    Süleyman, "Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!" dedi.

    Mehmet Okuyan

    "Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümdarlık ver (lütfet)! Şüphesiz ki bolca veren sensin, sen!" demişti.

    Mustafa İslamoğlu

    "Rabbim!" demişti, "Bana mağfiret eyle! Bana, benden sonra hiç kimsenin üstlenmeye layık olmadığı bir iktidar ver: çünkü Sen, evet Sensin cömertçe bahşeden!"

    Muhammed Esed

    "Rabbim!" demişti, "Günahlarımı affet, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; çünkü sen lütuf sahibisin!"

    Ahmed Hulusi

    "Rabbim beni mağfiret et (birimselliğimi ört) ve bana, benden sonra kimseye gerekmeyecek (bana has) bir özellik hibe et. . . Muhakkak ki sen Vehhab'sın" (diye dua etti).

    Ali Bulaç

    "Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin."

    Ali Özek ve heyeti

    Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.

    Ali Rıza Safa

    "Efendim!" dedi; "Beni bağışla! Bana, benden sonra kimsenin erişemeyeceği bir yönetim gücü ver. Kuşkusuz, Sen, Bağışı Sonsuzsun!" dipnot 389

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 389
      Süleyman peygambere erişilmez bir yönetim gücü verilmesi, Tevrat,
      I. Tarihler 29:25 — Eski Ahit, 1. Tarihler; alıntıyı aç

      Eski Ahit · 1. Tarihler 29:25

      RAB bütün İsraillilerin gözünde Süleymanı çok yükseltti ve daha önce İsrailde hiçbir kralın erişemediği bir krallık görkemiyle donattı.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ayetinde, şöyle yazılıdır: "Rab, tüm İsrailoğullarının gözünde, Süleyman'ı çok yükseltti. Ve daha önce İsrail'de hiçbir kralın erişemediği bir krallık görkemiyle donattı."

    Bayraktar Bayraklı

    O şöyle dedi: "Ey Rabbim!Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir mülk ver. Şüphesiz bağışlayıcı sadece sensin."

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Efendim beni bağışla. Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir yönetim ver. Sen Bahşedensin."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Rabbim beni bağışla. Bana, benden sonra kimsenin ulaşamıyacağı bir yönetim ver. Sen Bahşedensin.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    "Ya Rab, beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz bütün dilekleri veren Sensin, Sen." dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya rab! bana mağrifet buyur ve bana öyle bir mülk bağışla ki ardımdan kimseye yaraşmasın, şübhesiz sensin bütün dilekleri veren vehhab sen, dedi

    Erhan Aktaş

    "Ey Rabb'im! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin sahip olamayacağı bir mülk dipnot 1 bağışla. Kuşkusuz ki Sen, Bol Bol Bağışlayıcı'sın." dedi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güç, imkan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ey Rabb'im! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin sahip olamayacağı bir mülk dipnot 1 bağışla. Kuşkusuz ki Sen, Bol Bol Bağışlayıcı'sın." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güç, imkan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ey Rabb'im! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin sahip olamayacağı bir mülk dipnot 1 bağışla. Kuşkusuz ki Sen, bol bol bağışlayıcısın." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güç, imkan.

    Gültekin Onan

    "Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin."

    Hasan Basri Çantay

    Dedi ki: "Ey Rabbim, beni yarlığa. Bana öyle bir mülk (-ü saltanat) ver ki o, benden başka hiçbir kimseye layık olmasın. Şübhesiz bütün muradları ihsan eden Sensin, Sen".

    İbni Kesir

    Dedi ki: Rabbım; bağışla beni. Ve bana öyle bir mülk ver ki; benden sonra hiç bir kimse ulaşamasın. Muhakkak ki en çok bağışta bulunan Sensin, Sen.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Dedi ki: “Rabbim, bana mağfiret buyur ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ver. Şüphesiz, sen çok ihsan sahibisin."

    Süleyman Ateş

    "Rabbim," dedi, "beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sensin o çok lutfeden, Sen!"

    Süleymaniye Vakfı

    Şöyle dedi: "Rabbim, beni bağışla ve bana, benden sonra kimseye nasip olmayacak bir hakimiyet ver. Vehhab olan /karşılık beklemeden bol bol veren sensin."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Sahibim, suçumu affet ve bana öyle bir hakimiyet ver ki benden sonra kimse ona ulaşamasın. Çünkü çokça bağışta bulunan Sensin" dedi.

    Şaban Britch

    Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ver. Vehhab/bol bol bağışta bulunan şüphesiz sensin!

    Şaban Piriş

    -Rabbim, beni bağışla ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ver. Bol bol bağışta bulunan şüphesiz sensin!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle yakardı: "Rabbim, affet beni! Benden sonra kimseye yaraşmayacak bir mülk/saltanat ver bana! Kuşkusuz sensin, evet sensin Vahhab!"

  7. Sâd suresi, 36. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 36. ayet. فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ

    Diyanet İşleri

    Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar, onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi.

    Mehmet Okuyan

    Bunun üzerine O'nun (Allah'ın) emriyle istediği yere yumuşakça akan rüzgârı hizmetine vermiştik.

    Mustafa İslamoğlu

    Bunun ardından rüzgarı ona amade kıldık ki, onun emriyle (çalışan gemileri) istediği yöne doğru kolayca yüzdürebilsin;

    Muhammed Esed

    Bunun üzerine rüzgarı o'nun emrine verdik ki o'nun direktifi ile istediği yöne doğru kolayca essin;

    Ahmed Hulusi

    Bunun üzerine rüzgarı (gibi akıp gideni) Onun hizmetine verdik; Onun emriyle, dilediği yere, hiçbir şeyi sarsmadan - yıkmadan akıp giderdi.

    Ali Bulaç

    Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Bunun üzerine biz de, istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgârı,

    Ali Rıza Safa

    Bunun üzerine, güçlü bir rüzgarı buyruğuna verdik. Onun buyruğuyla, istediği yöne kolayca eserdi.

    Bayraktar Bayraklı

    Bunun üzerine biz,rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yöne doğru tatlı tatlı esiyordu.

    Edip Yüksel

    Bunun üzerine komutuyla hareket eden rüzgarı onun emrine verdik. Dilediği yere yağmur yağdırırdı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bunun üzerine komutuyla hareket eden rüzgarı onun emrine verdik. Dilediği yere yağmur yağdırırdı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bunun üzerine Biz rüzgarı onun emrine verdik. Emriyle istediği yere yumuşacık akardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bunun üzerine ona rüzgarı müsahhar ettik, emriyle istediği yere yumuşacık cereyan ederdi

    Erhan Aktaş

    Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik. Onun emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik. Onun emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik. Onun emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu.

    Gültekin Onan

    Böylece rüzgarı onun kullanımına / boyunduruğuna verdik. Onun buyruğuyla dilediği yöne yumuşakça eserdi.

    Hasan Basri Çantay

    Bunun üzerine biz de ona rüzgarı müsahhar etdik ki bu, onun emriyle, onun dilediği yere yumuşacık akar giderdi.

    İbni Kesir

    Bunun üzerine Biz de rüzgarı emrine verdik. Emri ile istediği yere kolayca giderdi.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Böylece biz de rüzgârı onun buyruğuna verdik. Onun emriyle dilediği tarafa yumuşak bir şekilde akıp gidiyordu.

    Süleyman Ateş

    Biz, rüzgarı ona boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tatlı tatlı eserdi.

    Süleymaniye Vakfı

    Bunun üzerine biz de rüzgarı emrine verdik; onun belirlediği tarafa yumuşakça eserdi dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Süleyman aleyhisselamın emrine verilen rüzgar, bir ayette "asıfeten (عَاصِفَةً)" diye nitelenir (Enbiya 21/81). Bu ayette ise, emrettiği yere giderkenki hali "ruhaen (رُخَاء)" şeklinde ifade edilir. Meallerde asıf kelimesine "şiddetli" anlamı verilir. Şiddetli rüzgar, varacağı yere yumuşakça gitmeyeceği için asıf kelimesine, sözlüğe uygun olarak "hızlı esen" anlamı vermek gerekir (Mekayis). Yani bu rüzgar, emredilen işi yapacak hızda ve bunu yaparken başka yerlere zarar vermeyecek yumuşaklıkta esmektedir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunun üzerine rüzgarı emrine verdik; onun belirlediği tarafa tatlı tatlı eserdi.

    Şaban Britch

    Rüzgarı ona boyun eğdirmiştik. Emri ile dilediği yere yumuşak bir şekilde eserdi.

    Şaban Piriş

    Rüzgarı ona boyun eğdirmiştik. Emri ile dilediği yere yumuşak bir şekilde eserdi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bunun üzerine, rüzgarı onun emrine verdik; onun emriyle onun istediği yere uysal uysal/tatlı tatlı akıp giderdi.

  8. Sâd suresi, 37. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 37. ayet. وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ

    Diyanet İşleri

    (37-38) Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

    Mustafa İslamoğlu

    yine şeytanlar (gibi dik başlı) güçlerden, her biri birer yapı ustası ve dalgıç olan kimseleri de (ona amade kıldık);

    Muhammed Esed

    bütün bozguncu güçleri de (o'nun hizmetine verdik), her tür yapı ustasını ve dalgıcı;

    Ahmed Hulusi

    Şeytanları da onun hizmetine verdik; binaları kuran ve dalgıç olanlar!

    Ali Bulaç

    Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı.

    Ali Özek ve heyeti

    bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanlar,

    Ali Rıza Safa

    Her biri, yapı ustası ve dalgıç olan şeytanları da.

    Bayraktar Bayraklı

    Bütün usta ve dalgıç şeytanları da emrine verdik.

    Edip Yüksel

    Sapkınları da, yapı ustaları ve dalgıçlar olarak...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Şeytanları da, yapı ustaları ve dalgıçlar olarak...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bütün bina yapan, dalgıçlık yapan şeytanları da.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şeytanları da: bütün benna' ve gavvas

    Erhan Aktaş

    Ve şeytanları. dipnot 1 Her türlü yapı ustasını ve dalgıçları. dipnot 2

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hakk'tan uzak olan kimseleri, halkı saptıran, bozgunculuk yapanları. Şeytan: Hakk'a aykırı hareket eden, her türlü güç, kurum ve kişinin ortak karakteristik adıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Onun emrine verdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve şeytanları. dipnot 1 Her türlü yapı ustasını ve dalgıçları dipnot 2

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Haktan uzak olan kimseleri, halkı saptıran, bozgunculuk yapanları. İsyankar tutsakları. Şeytan: Hakk'a aykırı hareket eden, her türlü güç, kurum ve kişinin ortak karakteristik adıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Onun emrine verdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve şeytanları. dipnot 1 Her türlü yapı ustasını ve dalgıçları onun emrine verdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Haktan uzak olan kimseleri, halkı saptıran, bozgunculuk yapanları. İsyankar tutsakları. Şeytan: Hakk'a aykırı hareket eden, her türlü güç, kurum ve kişinin ortak karakteristik adıdır.

    Gültekin Onan

    Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı.

    Hasan Basri Çantay

    Şeytanları (onlardan) her bina ustasını, her dalgıcı,

    İbni Kesir

    Şeytanları da. Her bina ustasını ve dalgıcı da.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bütün bina ustası ve dalgıç Şeytanları da (onun emrine verdik).

    Süleyman Ateş

    Ve şeytanları; her bina ustasını ve dalgıcı,

    Süleymaniye Vakfı

    Yapı ustalığı ve dalgıçlık yapan tüm şeytanları,

    Şaban Britch

    Dalgıç ve yapı ustası Şeytanları da.

    Şaban Piriş

    Her biri yapıcı ve dalgıç olan şeytanları...

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şeytanları da onun emrine verdik. Hepsi bina ustası ve dalgıçtı.

  9. Sâd suresi, 38. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 38. ayet. وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ

    Diyanet İşleri

    (37-38) Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

    Mehmet Okuyan

    Zincirlerle birbirlerine bağlanmış diğerlerini de (hizmetine sunmuştuk).

    Mustafa İslamoğlu

    ve zincirlerle birbirine bağlanmış daha başkalarını da...

    Muhammed Esed

    ve zincirlerle birbirlerine bağlanmış diğerlerini.

    Ahmed Hulusi

    Zincirlerle birbirlerine bağlı diğerlerini de. . .

    Ali Bulaç

    Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini.

    Ali Özek ve heyeti

    demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik .

    Ali Rıza Safa

    Zincirlerle birbirlerine bağlanmış diğerlerini de.

    Bayraktar Bayraklı

    Zincirlere vurulmuş başkalarını da.

    Edip Yüksel

    Ve zincirlerle birbirine bağlı bekleyen yedekleri de...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve zincirlerle birbirine bağlı bekleyen yedekleri de...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve zincirlere çatılmış (vurulmuş) diğerlerini de.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve daha diğerlerini bendlerde çatılı çatılı

    Erhan Aktaş

    Ve zincirlerle bağlanmış olan dipnot 1 diğerlerini de.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kontrol altına alınmış olan. İsyancı kabileleri.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve zincirlerle bağlanmış olan dipnot 1 diğerlerini de.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kontrol altına alınmış olan. İsyancı kabileleri.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve zincirlerle bağlanmış olan dipnot 1 diğerlerini de.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kontrol altına alınmış olan.

    Gültekin Onan

    Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini.

    Hasan Basri Çantay

    (Yine onlardan) bukağılarla bağlanmış olan diğerlerini de (emrine ram etdik).

    İbni Kesir

    Demir halkalarla bağlı diğerlerini de.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bukağılara vurulmuş halde birbirlerine yaklaştırılmış olan daha başkalarını da (onun hizmetine verdik).

    Süleyman Ateş

    Ve zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytan)ları.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kelepçelerle birbirlerine bağlanmış olanlarını da emrine verdik.

    Şaban Britch

    Zincire vurulmuş diğerlerini de...

    Şaban Piriş

    Zincire vurulmuş diğerlerini de...

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve demirlerle birbirine bağlı diğerlerini...

  10. Sâd suresi, 39. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 39. ayet. هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

    Diyanet İşleri

    "İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik.

    Mehmet Okuyan

    Bütün bu (verdiklerimiz ona) lütfumuzdur. "İster (dilediğine) ver (serbest bırak); ister hesapsız bir şekilde (elinde) tut!" (demiştik).

    Mustafa İslamoğlu

    (Ve ona şöyle dedik): "İşte bu Bizim ikramımızdır; artık onu ister hiçbir hesap yapmadan karşılıksız ver, istersen elinde tut!"

    Muhammed Esed

    (Ve ona dedik:) "Bu Bizim hediyemizdir, onu hiçbir hesap yapmadan başkalarına dilediğin gibi vermen yahut elinde tutman sana kalmıştır!"

    Ahmed Hulusi

    "İşte bu (sana özel tasarruf edeceğin mülk) bizim hibemizdir; öyleyse ister ver ister verme, sınırsızca kullan!"

    Ali Bulaç

    "İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut."

    Ali Özek ve heyeti

    «İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister (elinde) tut; hesapsızdır» dedik.

    Ali Rıza Safa

    "İşte bu, Bizim bağışımızdır. Artık, hesapsızca ver veya tut!"

    Bayraktar Bayraklı

    İşte bu, bizim ihsanımızdır. "Sen onu ister dilediğine ver, ister verme, sorulmazsın" dedik.

    Edip Yüksel

    "Bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut, tükenmez."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut, tükenmez.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık dilersen başkasına ver, dilersen verme. Hesabı yok, dedik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bu işte, dedik: bizim atamız artık diler kerem et, diler imsak, hisabı yok.

    Erhan Aktaş

    Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık hesabı sana kalmış, dilediğine ver veya verme.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık hesabı sana kalmış, dilediğine ver veya verme.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık dilediğine ver veya verme.

    Gültekin Onan

    "İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut."

    Hasan Basri Çantay

    (Dedik ki:) "Bu, bizim vergimizdir. Artık (dilediğine) hesabsız ver, yahud tut (kıs)".

    İbni Kesir

    Bu, bizim bağışımızdır. Artık ister hesabsızca ver, ister tut.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “İşte bu, bizim hesapsız ihsanımızdır. Artık dilersen (başkalarına) ihsan et, dilersen de (elinde) tut.”

    Süleyman Ateş

    "Bu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır." (dedik).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu, bizim sana ikramımızdır; başkasına ister ver, ister verme, hesabı sorulmayacaktır.

    Şaban Britch

    Bu, bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut. Bu hesapsızdır.

    Şaban Piriş

    Bu, bizim hesapsız bağışımızdır. İster ver, ister tut.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bu, bizim lütfumuzdur; ister ver, ister elinde tut. Hesap yok...

  11. Sâd suresi, 40. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 40. ayet. وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki yanımızda onun (Süleyman) için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Elbet onu da, Bizim katımıza yakınlık ve güzel bir son beklemektedir.

    Muhammed Esed

    Kuşkusuz o'nu (öteki dünyada) Bizim yakınlığımız ve menzillerin en güzeli beklemektedir.

    Ahmed Hulusi

    Gerçektir ki, indimizde Onun için yakınlık ve dönüşün güzeli var.

    Ali Bulaç

    Şüphesiz, onun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Doğrusu onun, bizim katımızda büyük bir değeri ve güzel bir yeri vardır.

    Ali Rıza Safa

    Kuşkusuz, katımızda, Onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Katımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir yeri vardır.

    Edip Yüksel

    Onun bizim yanımızda yakınlığı ve güzel yeri vardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onun bizim yanımızda yakınlığı ve güzel yeri vardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve bir akibet güzelliği vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve şübhesiz ki ona huzur-ı ızzetimizde bir yakınlık ve bir akıbet güzelliği var

    Erhan Aktaş

    Onun yanımızda iyi bir makamı ve iyi bir geleceği vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onun yanımızda iyi bir makamı ve iyi bir geleceği vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onun yanımızda iyi bir makamı ve iyi bir geleceği vardır.

    Gültekin Onan

    Şüphesiz, onun bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri (meab) vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhe yok ki indimizde onun mutlak bir yakınlığı ve dönüb geleceği yer güzelliği de vardır.

    İbni Kesir

    Doğrusu katımızda onun için yüksek bir makam ve güzel bir netice vardır.

    Mehmet Alagaş

    (30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz onun bizim katımızda bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

    Süleyman Ateş

    Onun için, bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Şüphesiz onun için katımızda bir yakınlık ve varılacak güzel bir yer vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Katımızda bize daha yakın olma ve mutlu son, onun hakkıdır.

    Şaban Britch

    Katımızda onun için bir yakınlık ve varılacak güzel bir yeri vardır.

    Şaban Piriş

    Şüphesiz onun, bizim katımızda bir yakınlığı ve iyi bir geleceği vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve gerçekten, katımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardı.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.