Mâide suresi

Mâide suresi, 41. ayet

Mâide suresi, 41. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِأَفْوَٰهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّٰعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِنۢ بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُوا۟ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتْنَتَهُۥ فَلَن تَمْلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمْ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

yâ eyyühe-rrasûlü lâ yaḥzünke-lleẕîne yüsâri`ûne fi-lküfri mine-lleẕîne ḳâlû âmennâ biefvâhihim velem tü'min ḳulûbühüm. vemine-lleẕîne hâdû semmâ`ûne lilkeẕibi semmâ`ûne liḳavmin âḫarîne lem ye'tûk. yüḥarrifûne-lkelime mim ba`di mevâḍi`ih. yeḳûlûne in ûtîtüm hâẕâ feḫuẕûhü veil lem tü'tevhü faḥẕerû. vemey yüridi-llâhü fitnetehû felen temlike lehû mine-llâhi şey'â. ülâike-lleẕîne lem yüridi-llâhü ey yüṭahhira ḳulûbehüm. lehüm fi-ddünyâ ḫizyüv velehüm fi-l'âḫirati `aẕâbün `ażîm.

Diyanet İşleri

Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları halde, ağızlarıyla "İnandık" diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: "Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının." Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Mâide 38–44 · surenin 41. ayeti / 120

Konu Tevrat, İncil ve Kur'an ile hükmetmek Mâide 41–50 3

  1. Mâide 38

    Yaptıklarına bir karşılık ve Allah'tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

  2. Mâide 39

    Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  3. Mâide 40

    Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

  4. 41

    Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları halde, ağızlarıyla "İnandık" diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: "Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının." Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.

  5. Mâide 42

    Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adil davrananları sever.

  6. Mâide 43

    Yanlarında, içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.

  7. Mâide 44

    Şüphesiz Tevrat'ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah'a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb'e adamış kimseler ile alimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah'ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat'ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

41. “Ey Rasûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlara olan aşırı düşkünlüğü dolayısı ile iman ettiğini izhar ettikten sonra küfre dönen kimselerden dolayı çokça üzülürdü. Allah ona bu gibi kimselere üzülmemesini emir buyurmaktadır. Çünkü bu gibi kimselerin varlıkları ile yoklukları arasında fark yoktur. Hazır bulunacak olsalar fayda vermezler, hazır olmasalar yoklukları belli olmaz. Bundan dolayı Yüce Allah onlar için üzülmemeyi gerektiren sebebi açıklayarak şöyle buyurmaktadır: “Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden…” Zira kendilerine üzülmesi gereken kimseler, hem zahirleri hem de batınları ile mü’minlerden sayılan kimselerdir. Yüce Allah’ın bu gibi kimseleri dinlerinden döndürmesi ve onları irtidada sürüklemesi ise söz konusu değildir ve O bundan münezzehtir. Çünkü imanın neşvesi kalplere karıştı mı artık o imana sahip olan kimse, hiçbir şeyi ona denk tutmaz, imanını hiçbir şeye değiştirmez.

“Onlar durmadan yalana kulak verir ve sana gelmeyen bir topluluğu dinlerler.” Yani işlerinin temeli yalan, sapıklık ve azgınlık olan başkanlarını taklid eden, onların çağrılarına cevap veren kimselerdir. Bu kendilerine uyulan başkanlar ise “sana gelmeyen” kimselerdir. Aksine senden yüz çevirmişler ve sahip oldukları batıldan dolayı şımarmışlardır. Bu batılları ise şudur: “Yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler.” Yani insanları saptırmak ve hakkı bertaraf etmek amacıyla lafızlara Allah’ın murad etmediği anlamlar yüklerler. İşte bunlar dalalet davetçilerine boyun eğen, her türlü yalanı ortaya atan, akılları da idealleri de bulunmayan kimselerdir. O halde bunlar, sana uymayacak olurlarsa aldırma. Çünkü bunlar son derece eksik kimselerdir. Eksik kimselere ise ne önem verilir ne de aldırılır.

“Eğer size şu verilirse alın, şâyet o verilmezse sakının, derler.” Senin yanına muhakeme olmak üzere geldikleri vakit, söyledikleri söz işte budur. Onların hevaya uymaktan başka bir maksatları yoktur. Birbirlerine: Muhammed size hevanıza uygun olan bu hükmü verecek olursa onun hükmünü kabul edin, eğer size bu şekilde hüküm vermeyecek olursa bu konuda ona tâbî olmaktan sakının, derler. Bu ise bir fitnedir, nefislerin hevalarına tabi olmaktır. “Allah’ın fitneye düşürmek istediği kimse için sen Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın.” buyruğu, Allah’ın: “Muhakkak ki sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin, fakat Allah dilediğine hidâyet verir.” (el-Kasas, 28/56) buyruğuna benzemektedir.

“Onlar Allah’ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir.” İşte bütün bu yaptıkları da bundan dolayıdır. Bu da şuna delildir: Şer’î hükme başvurmaktan kastı, hevasına tâbî olmak olan ve lehine hüküm verildiği takdirde razı olup lehine hüküm verilmeyecek olursa razı olmayan kimsenin bu tutumu, kalbinin temiz olmayışından dolayıdır. Diğer taraftan şeriatın hükmüne çağıran ve onun hükmüne başvuran, bu hüküm istek ve arzusuna uysun yahut uymasın ona razı olan kimsenin bu tutumu da kalbinin temizliğinden kaynaklanmaktadır. Yine bu buyruk, kalbin temizliğinin her türlü hayra vesile olduğuna, doğru olan her bir sözü ve doğru olan her bir ameli işlemeye götüren en büyük sebep olduğuna delildir.

“Dünyada onlar için zillet” rezillik ve rüsvaylık vardır. “Âhirette de büyük bir azap vardır.” O da cehennem azabı ile Cabbar olan Allah’ın gazabıdır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

-Ey Resul!- Seni öfkelendirmek için Mümin olduklarını açıklayıp küfürlerini gizleyen, küfür amellerini de çabucak yapan münafıklar asla seni üzmesinler. İleri gelenlerinin yalanlarına kulak verip, kabul eden ve liderlerini taklit eden Yahudiler senden yüz çevirdiklerinden dolayı asla sana gelmezler. Onlar da seni üzmesin. Allah'ın Tevrat'taki kelamını, hevâ ve arzularına uyacak şekilde değiştirirler. Kendilerine tabi olanlara şöyle söylerler: Eğer Muhammed'in size vermiş olduğu hüküm; hevâ ve arzularınıza uyarsa ona uyun. Eğer muhalefet ederse ondan sakınınız. -Ey Resul!- Hiç kimse Allah'ın saptırmak istediği kimselerden sapıklığı gideremez ve onları hak yoluna hidayet ettiremez. Bu vasıflarla nitelenen Yahudi ve münafıklar Allah'ın kalplerini küfürden temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada onlar için rezillik ve utanç, ahirette de büyük azap olan cehennem azabı vardır.

Kelimeler

67 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. يَـٰٓأَيُّهَا ya eyyuha ey kök: ايي
  2. ٱلرَّسُولُ r-rasulu Elçi kök: رسل
  3. لَا la
  4. يَحْزُنكَ yehzunke seni üzmesin kök: حزن
  5. ٱلَّذِينَ ellezine kimseler
  6. يُسَـٰرِعُونَ yusariune yarış eden(ler) kök: سرع
  7. فِى fi
  8. ٱلْكُفْرِ l-kufri küfürde kök: كفر
  9. مِنَ mine
  10. ٱلَّذِينَ ellezine onlar ki
  11. قَالُوٓا۟ kalu derler kök: قول
  12. ءَامَنَّا amenna inandık kök: امن
  13. بِأَفْوَٰهِهِمْ biefvahihim ağızlariyle kök: فوه
  14. وَلَمْ velem
  15. تُؤْمِن tu'min inanmamış iken kök: امن
  16. قُلُوبُهُمْ ۛ kulubuhum kalbleri kök: قلب
  17. وَمِنَ ve mine ve arasında
  18. ٱلَّذِينَ ellezine olanlar
  19. هَادُوا۟ ۛ hadu yahudi(ler) kök: هود
  20. سَمَّـٰعُونَ semmaune kulak verirler kök: سمع
  21. لِلْكَذِبِ lilkezibi yalana kök: كذب
  22. سَمَّـٰعُونَ semmaune kulak verirler kök: سمع
  23. لِقَوْمٍ likavmin bir kavme kök: قوم
  24. ءَاخَرِينَ aharine başka kök: اخر
  25. لَمْ lem
  26. يَأْتُوكَ ۖ ye'tuke sana gelmemiş olan kök: اتي
  27. يُحَرِّفُونَ yuharrifune onlar kaydırırlar kök: حرف
  28. ٱلْكَلِمَ l-kelime kelimeleri kök: كلم
  29. مِنۢ min
  30. بَعْدِ bea'di bazısının kök: بعد
  31. مَوَاضِعِهِۦ ۖ mevadiihi yerlerinden kök: وضع
  32. يَقُولُونَ yekulune derler kök: قول
  33. إِنْ in eğer
  34. أُوتِيتُمْ utitum size verilirse kök: اتي
  35. هَـٰذَا haza bu
  36. فَخُذُوهُ fehuzuhu alın kök: اخذ
  37. وَإِن vein ve eğer
  38. لَّمْ lem
  39. تُؤْتَوْهُ tu'tevhu verilmezse kök: اتي
  40. فَٱحْذَرُوا۟ ۚ fehzeru sakının kök: حذر
  41. وَمَن ve men ve birini
  42. يُرِدِ yuridi isterse kök: رود
  43. ٱللَّهُ llahu Allah kök: اله
  44. فِتْنَتَهُۥ fitnetehu şaşırtmak kök: فتن
  45. فَلَن felen
  46. تَمْلِكَ temlike sen yapamazsın kök: ملك
  47. لَهُۥ lehu onun için
  48. مِنَ mine karşı
  49. ٱللَّهِ llahi Allah'a kök: اله
  50. شَيْـًٔا ۚ şey'en hiçbir şey kök: شيا
  51. أُو۟لَـٰٓئِكَ ulaike işte onlar
  52. ٱلَّذِينَ ellezine o kimseler ki
  53. لَمْ lem
  54. يُرِدِ yuridi istememiştir kök: رود
  55. ٱللَّهُ llahu Allah kök: اله
  56. أَن en
  57. يُطَهِّرَ yutahhira temizlemesini kök: طهر
  58. قُلُوبَهُمْ ۚ kulubehum kalblerini kök: قلب
  59. لَهُمْ lehum onlar için vardır
  60. فِى fi
  61. ٱلدُّنْيَا d-dunya dünyada kök: دنو
  62. خِزْىٌۭ ۖ hizyun rezillik kök: خزي
  63. وَلَهُمْ velehum ve onlar için vardır
  64. فِى fi
  65. ٱلْـَٔاخِرَةِ l-ahirati ahirette de kök: اخر
  66. عَذَابٌ azabun bir azab kök: عذب
  67. عَظِيمٌۭ azimun büyük kök: عظم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: حرف (6 geçiş) · Aynı kök: وضع (26 geçiş) · Aynı kök: هود (30 geçiş)

    Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine…

  • Aynı kök: حرف (6 geçiş) · Aynı kök: فتن (60 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan

    İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına bir…

  • Aynı kök: حرف (6 geçiş) · Aynı kök: وضع (26 geçiş) · Aynı kök: كلم (75 geçiş)

    İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip)…

  • Aynı kök: حذر (21 geçiş) · Aynı kök: فتن (60 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş)

    Aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur'an'ın bazı hükümlerinden) seni…

  • Aynı kök: فتن (60 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan

    Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap…

  • Aynı kök: سرع (23 geçiş) · Aynı kök: حزن (42 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş)

    Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük…

  • Aynı kök: حذر (21 geçiş) · Aynı kök: فتن (60 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan

    (Ey inananlar!) Peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri…

  • Aynı kök: وضع (26 geçiş) · Aynı kök: فتن (60 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan

    Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

89 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Ey Elçi! Kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla "İnandık." diyen kişilerden ve sürekli olarak yalana kulak veren, sana gelmeyen (bazı) kişileri can kulağıyla dinleyen yahudilerin bir kısmından küfürde koşuşanlar(ın hâli) seni üzmesin! Onlar, kelimelerin yerlerini değiştirirler. (Onlar) "Size şu verilirse hemen alın; o verilmezse sakının!" derler. Allah o kişinin fitnesini (azabını) isterse, sen Allah'a karşı onun için hiçbir şey yapamazsın. Onlar, kalplerini Allah'ın temizlemek istemediği kişilerdir. dipnot 1 Onlar için dünyada rezillik vardır; onlar için ahirette de büyük bir azap vardır.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Burada sözü edilenler, küfürde ısrarcı ve kararlı olanlardır. Çünkü Yüce Allah kullarına hiçbir şekilde haksızlık etmez.

Mustafa İslamoğlu

Ey Peygamber! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla "iman ettik" diyen kimseler arasından inkarda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından yalanı can kulağıyla dinleyen ve sana başvurmak yerine başka insanların laflarına kulak kesilenler de.. Onlar, sözleri asıl bağlamlarından kopararak manalarını çarpıtırlar, "Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın!" derler. Allah birini fitneye sokmayı dilemişse, Allah'ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler.

Muhammed Esed

Ey Peygamber! Hakikati inkarda birbirleriyle yarışanlardan dolayı üzülme: şu, ağızlarıyla "Biz inanıyoruz!" diyen, halbuki kalben inanmayanlardan ve her türlü yalanı can kulağıyla dinleyen ve (aydınlanmak için) sana gelmek yerine başka insanlara kulak veren Yahudilerden. Onlar, (vahyedilen) sözleri asıl bağlamlarından kopararak anlamlarını çarpıtırlar ve "Eğer size şöyle şöyle (bir öğreti) verilirse onu kabul edin; ama verilmezse uzak durun!" derler. (Onlara bakıp üzülme,) çünkü Allah, bir kişinin kötülüğe meyletmesini dilemişse Allahın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde mani olamazsın. İşte onlar kalplerini Allahın temizlemek istemedikleridir. Onları bu dünyada zillet, öteki dünyada da korkunç bir azap bekler;

Ahmed Hulusi

Ey Rasul! Kalpleriyle (şuurlu olarak - anlamını hissedip yaşayarak) iman etmedikleri halde, ağızlarıyla "İman ettik" diyenlerden küfürde koşuşanlar, seni mahzun etmesin. . . Yahudi olanlardan öylesi var ki, yalan uydurmak için veya sana gelmemiş bir topluluk adına (aracı olarak) dinleyendir. . . Yerli yerince söylenen Kelimeleri tahrif ederek, "Size şu verilirse alın, eğer o verilmez (Allah hükmü ile hükmedilir) ise sakın yanaşmayın" derler. . . Allah bir kimsenin dalaletini dilerse, artık onun için sen Allah'tan bir şey bekleyemezsin. . . İşte onlar, Allah'ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir. . . Dünyada onlar için rezillik vardır. . . Sonsuz gelecek sürecinde de onlar için çok büyük azap vardır.

Ali Bulaç

Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiç bir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.

Ali Özek ve heyeti

Ey Rasûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla «inandık» diyen (münafık) lerin ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar ( ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; (Tevrât'taki) kelimeleri (anlayıp aklettikten sonra) yerlerinden kaydırıp değiştirirler. «Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!» derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.

Ali Rıza Safa

Ey peygamber! Yürekleri inanmamış olmasına karşın, ağızlarıyla "İnandık!" diyenler ve Yahudiler arasında nankörlük etmekte yarışanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak verirler. Sana yaklaşmayan bir topluma yalan söylemek için kulak verirler; sözlerin anlamlarını saptırırlar. "Size bu verilirse alın, ama verilmezse kaçının!" derler. Allah, kimi sıkıntıya düşürmeyi dilerse, artık, Allah'ın karşısında, onun için hiçbir şey yapa mazsın. İşte onlar, Allah'ın, yüreklerini temizlemek istemediği kişilerdir. Onlar için, dünyada aşağılanma; sonsuz yaşamda ise büyük bir ceza vardır.

Bayraktar Bayraklı

Ey peygamber! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla "inandık" diyenlerden ve Yahudilerden inkarda yarışırcasına koşanlar seni üzmesin. Onlar daima yalana ve sana gelmeyenlere kulak verirler. Kelimeleri yerlerinden değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alınız, o verilmezse sakınınız" derler. Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse, Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik,ahirette de büyük bir azap vardır.

Edip Yüksel

Ey elçi, ağızlarıyla "Onayladık" dedikleri halde kalpleriyle onaylamayanların inkarcılıktaki gayretleri seni üzmesin. Yahudilerin bir grubu var ki yalana kulak veriyor, seninle hiç karşılaşmamış bir topluluğu dinliyor. Kelimelerin anlamını kaydırıp: "Size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" diyorlar. ALLAH birini sınamak isterse ALLAH'a karşı kimse ona yardım edemez. İşte onlar, ALLAH'ın kalplerini temizlemeyi dilemediği kişiler. Onlar için dünyada aşağılanma ve ahirette de büyük bir azap var.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Ağızlarıyla 'İnandık,' dedikleri halde kalpleriyle inanmıyanların inkarcılıktaki gayretleri seni üzmesin. Yahudilerin bir grubu var ki yalana kulak veriyor, seninle hiç karşılaşmamış bir topluluğu dinliyor. Kelimelerin anlamını kaydırıp. 'Size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının,' diyorlar. ALLAH birini şaşırtmak isterse ALLAH'a karşı kimse ona yardım edemez. İşte onlar, ALLAH'ın kalplerini temizlemeyi dilemediği kişiler. Onlar için dünyada aşağılanma, ve ahirette de büyük bir azap var.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ey şanlı Peygamber, gerek ağızlarıyla "Biz inandık." deyip de kalpleriyle inanmayanlardan, gerekse yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin! Onlar yalancılık etmek için dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler, yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan değiştirirler, "Size böyle fetva verilirse tutun, verilmezse sakının!" derler. Allah, kimin fitneye düşmesini dilerse sen onun lehine Allah'tan hiçbir şey koparamazsın. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah, kalplerini temizlemek istememiştir. Onların hakları dünyada zillet ahirette de büyük bir azaptır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey o şanlı Resul, seni mahzun etmesin o küfürde yarış edenler: gerek o ağızlariyle "amenna" deyib de kalbleri mü'min olmıyanlardan olsun ve gerek Yehudi olanlardan, onlar yalancılık etmek için dinlerler, sana gelmiyen diğer bir kavm için dinlerler, yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler, size böyle fetva verilirse tutun verilmezse sakının derler, kim ki Allah onun fitneye düşmesini murad etmiştir sen, ihtimali yok, onun lehine Allahdan zerrece bir şey'e malik olamazsın; onlar öyle kimselerdir ki Allah kalblerini tathir etmek murad etmemiştir, onların Dünyada hakları bir zillet, Ahırette de hakları azim bir azabdır

Erhan Aktaş

Ey Resul! Küfre koşuşanlar seni üzmesin. O kimseler ki ağızlarıyla iman ettik dedikleri halde, kalben iman etmediler. Ve bir de yalan uydurmak amacıyla kasıtlı dinleyen Yahudiler, sana gelmeyen başka bir halk adına casusluk yapmak için dinlerler. Sözleri bağlamlarından kopararak değiştiriyorlar: "Eğer bu size verilirse onu alın, eğer bu verilmezse sakının!" diyorlar. Allah, kimin fitneye düşmesini isterse, onun için Allah'a karşı elinden hiçbir şey gelmez. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. dipnot 1 Onlar için dünyada aşağılanma, ahirette de büyük bir azap vardır.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kalplerinin arındırılmasını hak etmeyen kimselerdir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ey Resul! Küfre koşuşanlar seni üzmesin. O kimseler ki ağızlarıyla inandık dedikleri halde, kalben inanmadılar. Ve bir de yalan uydurmak amacıyla kasıtlı dinleyen Yahudiler, sana gelmeyen başka bir halk adına casusluk yapmak için dinlerler. Sözleri bağlamlarından kopararak değiştiriyorlar: "Eğer bu size verilirse onu alın, eğer bu verilmezse sakının!" diyorlar. Allah, kimin fitneye düşmesini isterse, onun için Allah'a karşı elinden hiçbir şey gelmez. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. dipnot 1 Onlar için dünyada aşağılanma, ahirette de büyük bir azap vardır.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kalplerinin arındırılmasını hak etmeyen kimselerdir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ey Rasul! Küfre koşuşanlar seni üzmesin. O kimseler ki ağızlarıyla inandık dedikleri halde, kalben inanmadılar. Ve bir de yalan uydurmak amacıyla kasıtlı dinleyen Yahudiler. Sana gelmeyen başka bir toplum adına casusluk yapmak için dinlerler. Sözleri bağlamlarından kopararak değiştiriyorlar: "Eğer bu size verilirse onu alın, eğer bu verilmezse sakının." diyorlar. Allah, kimin fitneye düşmesini isterse, onun için Allah'a karşı elinden hiçbir şey gelmez. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. dipnot 1 Onlar için dünyada aşağılanma, ahirette de büyük bir azap vardır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kalplerinin arındırılmasını hak etmeyen kimselerdir.

Gültekin Onan

Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "inandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar. "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Tanrı kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Tanrı'dan hiç birşeye malik olamazsın. İşte onlar, Tanrı'nın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.

Hasan Basri Çantay

Ey peygamber, kalbleriyle inanmadıkları halde ağızlariyle "İnandık" diyen (münafık) larla Yahudilerden o küfr içinde (alabildiğine) koşuşanlar seni mahzun etmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyen, senin huzuruna gelmeyen diğer bir kavm hesabına casusluk eden (kimse) lerdir. Kelimeleri (Allah tarafından) yerlerine konuldukdan sonra (tutub) bir tarafa atarlar onlar, "Eğer size şu (fetva) verilirse onu alın, şayet o verilmezse onu (kabul etmekden) çekinin" derler, Allah kimin sapıklığını irade ederse artık sen Allahın ona aid (meşiyyetini) önlemiye hiç bir vech ile muktedir olamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki Allah, kalblerini temizlemek dilememişdir. Dünyada hor ve hakıyr olmak onların hakkıdır. Ahiretde de onlara pek büyük bir azab vardır.

İbni Kesir

Ey peygamber; ağızlarıyla inandık dedikleri halde kalbleriyle inanmayanlardan, yahudi olanlardan, yalan kulak verenler ve sana gelmeyen başka bir kavmin sözünü dnleyenlerden küfre koşanlar, sen, üzmesin. Sözlerin yerlerini değiştirirler de; size bu verilirse alın, verilmezse kaçının, derler. Allah, kimin de fitneye düşmesini isterse; onun için senin Allah'a karşı hiçbir şeye gücün yetmez. İşte onlar; Allah'ın kalblerini temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada rüsvaylık, onlaradır. Ve onlar için ahirette, büyük bir azab vardır.

Mehmet Alagaş

(41) Ey Resul, küfür konusunda yarışanlar seni üzmesin, onlar ki ağızları ile iman ettik derler, kalpleri ile iman etmezler, Yahudilerden birileri yalana kulak kabartırlar, sana gelmeyen diğer bir topluluk için kulak kabartırlar, (gidin ne konuşuyor gelin bize anlatın diyen birileri) kelimelerin anlam yerlerini harfleri kullanarak tahrif ediyorlardı, sizin lehinize ise verilen, onu alın, eğer lehinize değilse verilen, ondan sakının / uzak durun, Allah, kimin sınanmasını dilemişse, asla Allah’tan ona gelecek şeye malik olamazsın, işte onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemedikleridir, onlara dünyada aşağılanma ve Ahirette de büyük bir azap vardır.

Rowwad Tercüme Merkezi

Ey Peygamber! Kalpleri inanmamışken, ağızlarıyla “İman ettik” diyerek küfürde yarışanlar, seni üzmesin. Yahudilerden yalana kulak verenler ve sana gelmeyen başka bir topluluk hesabına seni dinleyenler kelimeleri (konuldukları) yerlerinden tahrif ederler. Size şu hüküm verilirse alın, o verilmezse kaçının, derler. Allah’ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah’a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.

Süleyman Ateş

Ey Elçi, ağızlariyle "inandık" dedikleri halde kalbleri inanmamış olanlar arasında küfürde yarış edenler seni üzmesin. yahudiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırırlar: "Eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının!" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın, kalblerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.

Süleymaniye Vakfı

Ey resul! Kalpten inanmadıkları halde ağızlarıyla "inandık!" diyenlerin ve Yahudilerin kafirlikte yarışmaları seni üzmesin. Onlar, yalan söylemek için kulak kesilir, sana gelmeyen başka topluluklara bilgi ulaştırmak için tüm dikkatleri ile seni dinlerler. Kelimelerin asıl anlamlarını yerlerinden kaydırır (tahrif eder dipnot 1 ); "Size şu hüküm verilirse kabul edin, verilmezse kabul etmeyin" derler. Allah'ın sıkıntıda kalmasını istediği bir kişiye, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi engellemeye gücün yetmez. İşte onlar Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada onların payına düşen, rezillik; ahirette de büyük bir azaptır.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Tahrif (التحريف), Nisa 4/46'da açıklandığı gibi iki tarafa çekilebilecek bir anlamı, kolayca anlaşılmayacak biçimde, sözün akışına uygun olmayan tarafa çekmektir. Tahrif, metinde değil anlamda olduğu için Kur'an, önceki kitapların ana metinlerini tasdik eder. Ama tahrif kelimesi de tahrif edilip ona "tebdil" yani metni değiştirme anlamı verildiğinden hem Kur'an'ın önceki kitapları tasdik ettiği unutturulmuş hem de Kur'an ayetlerinde yapılan anlam kaydırmalarının üstü örtülmüştür. En fazla tahrif, Yahudileri rahatsız eden ayetlerde olmuştur.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ey Elçi, içten güvenmedikleri halde ağızları ile "İnanıp güvendik!" diyenlerin ve Yahudilerin, ayetlerin üstünü örtmede yarışması seni üzmesin. Onlar yalan için kulak kesilir, sana gelmeyen bir topluluk için dinler, kelimelerin anlamlarını yerlerinden kaydırırlar. "Size şu verilirse alın, verilmezse almayın" derler. Allah, kimi bozguna uğratmak isterse sen onun için Allah'tan bir yardım alamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onların payına düşen dünyada rezil olmak, ahirette de şiddetli bir azaba çarpılmaktır.

Şaban Britch

Ey Peygamber! Kalpleri inanmamışken, ağızlarıyla “İman ettik” diyerek küfürde yarışanlar, seni üzmesin. Yahudilerden yalana kulak verenler ve sana gelmeyen başka bir topluluk hesabına seni dinleyenler kelimeleri (konuldukları) yerlerinden/anlamlarından tahrif ederler. Size şu hüküm verilirse alın, o verilmezse kaçının, derler. Allah’ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah’a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik, ahirette de onlara büyük bir azap vardır.

Şaban Piriş

- Ey peygamber, kalpleri inanmamışken, ağızlarıyla "iman ettik" diyenler, Yahudilerden yalana kulak verenlerden ve sana gelmeyen başka bir toplum hesabına casusluk yapanlardan küfre koşturanlar seni üzmesin. Kelimeleri asıl anlamlarından saptıranlar da: - Bu fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının, derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik, ahirette de onlara büyük bir azap vardır.

Yaşar Nuri Öztürk

Ey resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla "inandık" diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin. Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan başka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuş kelimeleri, yapılarını bozup değiştirirler. "Size şu verilirse alın, eğer o verilmezse çekinin." derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir şey yapamazsın. Bunlar o kişilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor. Dünyada bir rezillik vardır onlar için; ahirette de büyük bir azap var onlara.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

O you, the Messenger: "Let not those hypocrites who impel themselves heedlessly to infidelity grieve you at heart; their words and thoughts do not together accord. They declare they have conformed to Islam when in fact their hearts entertain positive unbelief. Nor should you grieve over those of the Jews who are attentive hearers to falsehood which the demagogic rabbins had purposed that they know. Furthermore, they lend their ears to those among them who never had audience of you, who translocation the words of the Sacred Scriptures to alter the intended sense of Allah’s words, and they use their authority to instruct their listeners to accept only the Scriptural passages they discoursed them, and to reject and beware of all else. But the fact is that he whom Allah has justly intended to close his heart’s ears and his mind’s eyes; you shall not be able to provide him with an alternative of Allah’s decision. These and such persons are they whom Allah has declined to cleanse their hearts and minds from moral and spiritual defilement. They must expect disgrace and humiliation here below, and unremitting punishment hereafter.

Abdul Haleem

Messenger, do not be grieved by those who race to surpass one another in disbelief- those who say with their mouths, ‘We believe,’ but have no faith in their hearts, and the Jews who listen eagerly to lies and to those who have not even met you, who distort the meanings of [revealed] words and say [to each other], ‘If you are given this ruling, accept it, but if you are not, then beware!’––if God intends some people to be so misguided, you will be powerless against God on their behalf. These are the ones whose hearts God does not intend to cleanse- a disgrace for them in this world, and then a heavy punishment in the Hereafter-

Abdullah Yusuf Ali

O Messenger! let not those grieve thee, who race each other into unbelief: (whether it be) among those who say "We believe" with their lips but whose hearts have no faith; or it be among the Jews,- men who will listen to any lie,- will listen even to others who have never so much as come to thee. They change the words from their (right) times and places: they say, "If ye are given this, take it, but if not, beware!" If any one's trial is intended by Allah, thou hast no authority in the least for him against Allah. For such - it is not Allah's will to purify their hearts. For them there is disgrace in this world, and in the Hereafter a heavy punishment.

Abul A'la Maududi

O Messenger! Do not be grieved on account of those who vie with one another in disbelieving: dipnot 1 even though they be those who say with their mouths: 'We believe' even though their hearts have no faith; or they be Jews who have their ears eagerly turned to falsehood dipnot 2 and spy for other people who did not chance to come to you, dipnot 3 who pervert the words of Allah, taking them out of their proper context in order to distort their meaning. dipnot 4 They say to people: 'If such and such teaching is given to you, accept it; if you are not given that, then beware! dipnot 5 You can be of no avail to him whom Allah wills to fall into error. dipnot 6 Those are the ones whose hearts Allah does not want to purify. dipnot 7 For them there is degradation in this world and a mighty chastisement in the Next.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    This verse refers to those who devoted all their capacities and efforts to ensure that the status quo ante of Jahiliyah remained intact, and that the reformative mission of Islam should fail to set right the corruption that had come down to them from the past. Disregarding all moral scruples, these people used the vilest methods against the Prophet (peace be on him). They deliberately suppressed the truth and resorted to lying, deceit, treachery and low cunning in order to frustrate the mission of the Prophet (peace be on him) who was engaged in a tireless struggle actuated by absolute selflessness and benevolence, and who sought the welfare of all human beings, including that of his opponents. All this naturally hurt the Prophet (peace be on him). A sincere person must feel heartbroken when he sees men of low moral character, driven by ignorance, blind selfishness and bigotry, resort to vile methods in opposition to his mission, which is actuated by charity and goodwill towards all men. Hence the purpose of God's directive here is not to ask the Prophet (peace be on him) to abstain from this natural feeling of grief but rather that he should not allow such feelings to undermine his morale and that he should persevere in his task. As for the opponents of the Prophet (peace be on him), in view of their low morals, their mean conduct was not at all contrary to expectations.
  2. metne dön, dipnot 2
    This has two meanings. First, that since such people are slaves to their desires they cannot have the least interest in the Truth, falsehood alone gratifies them. It is with falsehood alone that they like to fill their ears, for nothing else quenches the thirst of their souls. Second, it is the same love of falsehood which motivates them when they come and spend some time in the company of the Prophet (peace be on him) and the Muslims. They want to distort whatever they see or hear, to taint the facts with their fabrications, and then circulate them among those who have had no contact with the Prophet (peace be on him) and the Muslims in order to scandalize them.
  3. metne dön, dipnot 3
    This also has two meanings. First, that they socialized with the Prophet (peace be on him) and the Muslims in order to pry into their affairs and communicate them to the enemy. Second, that they went about collecting information to try to slander them. Their objective was to create misgivings about the Prophet (peace be on him) and the Muslims among those who were unacquainted with them.
  4. metne dön, dipnot 4
    They deliberately tamper with those injunctions of the Torah that do not accord with their desires, and by altering the meanings of the words occurring in the text they deduce laws that suit their interests.
  5. metne dön, dipnot 5
    This refers to the Jews who went about telling the ignorant masses that they should follow the teachings of the Prophet (peace be on him) only if they conformed to the teachings of the Jews.
  6. metne dön, dipnot 6
    God's will to put someone to the test means that God confronts one in whom He sees the growth of evil with the opportunities of doing just that, so that he experiences the struggle between good and evil. If the person is not yet fully inclined towards evil, his moral health improves and his latent potentialities for resisting evil are revived. But if he has become excessively inclined towards evil, and goodness has been totally crushed from within his being, then every such test is bound to entangle him still more tightly in evil. The well-wisher is now powerless to rescue him. It might be added that not only individuals but also nations are put to this kind of test.
  7. metne dön, dipnot 7
    God did not will that their hearts be purified for they themselves did not want them to be purified. It is not God's way to deprive of purity those who love it and strive for it; but God does not wish to purify those who do not seek their own purification.

Aisha Bewley

O Messenger! do not be grieved by those who rush headlong into kufr among those who say ‘We have iman’ with their tongues when their hearts contain no iman and among the Jews. Those who listen to lies listen to other people who have not come to you, distorting words from their proper meanings, saying, ‘If you are given this, then take it. If you are not given it, then beware!’ If Allah desires misguidance for someone, you cannot help him against Allah in any way. Those are the people whose hearts Allah does not want to purify. They will have disgrace in this world and in the Next World they will have a terrible punishment.

Al-Hilali & Khan

O Messenger (Muhammad صلى الله عليه وسلم)! Let not those who hurry to fall into disbelief grieve you, of such who say: "We believe" with their mouths but their hearts have no faith. And of the Jews are men who listen much and eagerly to lies - listen to others who have not come to you. They change the words from their places; they say, "If you are given this, take it, but if you are not given this, then beware!" And whomsoever Allâh wants to put in Al-Fitnah [error, because of his rejecting of Faith], you can do nothing for him against Allâh. Those are the ones whose hearts Allâh does not want to purify (from disbelief and hypocrisy); for them there is a disgrace in this world, and in the Hereafter a great torment.

Ali Quli Qarai

O Apostle! Do not grieve for those who are active in [promoting] unfaith, such as those who say, ‘We believe’ with their mouths, but whose hearts have no faith, and the Jews who eavesdrop with the aim of [telling] lies [against you] and eavesdrop for other people who do not come to you. They pervert words from their meanings, [and] say, ‘If you are given this, take it, but if you are not given this, beware!’ Yet whomever Allah wishes to mislead, you cannot avail him anything against Allah. They are the ones whose hearts Allah did not desire to purify. For them is disgrace in this world, and there is a great punishment for them in the Hereafter.

Amatul Rahman Omar

O Messenger! let not those who vie with one another in (- spreading) disbelief, - those of them who say with their mouths, `we believe', but their hearts believe not, and those of them who judaised, grieve you. They are the acceptors of falsehood and are those who listen for conveying to other people who have not yet come to you. They tear the words (of God) from their proper places (and pervert the meanings thereof and) say, `If you are given this (sort of commandment) accept it and if you are not given this, then be careful.' And he (on) whom Allâh desires (to inflict) His punishment, you can do nothing to save him from (the punishment of) Allâh. It is these whose hearts Allâh has not been pleased to purify. Ignominy is their lot in this world, and there awaits them in the Hereafter a great punishment.

Arthur John Arberry

O Messenger, let them not grieve thee that vie with one another in unbelief, such men as say with their mouths 'We believe' but their hearts believe not; and the Jews who listen to falsehood, listen to other folk, who have not come to thee, perverting words from their meanings, saying, 'If you are given this, then take it; if you are not given it, beware!' Whomsoever God desires to try, thou canst not avail him anything with God. Those are they whose hearts God desired not to purify; for them is degradation in this world; and in the world to come awaits them a mighty chastisement;

Bijan Moeinian

O’ My Prophet, do not be upset about those people whose mouths say, "We believe," but there is no belief in their hearts and, consequently, rush toward the disbelief [and engage in kind of activities which does not please the Lord. ] Also, do not be upset about [the attitude of] those Jews who have heard nothing but lies about you. The latter have heard [these lies] from those Jews who have never met you and have presented them a falsified version of your speeches [after all, these are the same people who falsified their own Torah.] They say: “If Mohammad says such and such [to suit their lusts] accept it, otherwise reject it!” You can do nothing to save from God’s punishment a man who has failed the Lord’s trial. They do not deserve that God purify their hearts. They will be humiliated in this world and an awful punishment is waiting for them in the Hereafter.

E. Henry Palmer

O thou Apostle! let not those grieve thee who vie in misbelief; or those who say with their mouths 'We believe, ' but their hearts do not believe; or of those who are Jews, listeners to a lie, - listeners to other people, but who come not to thee. They pervert the words from their places and say, ' If this is what ye are given, take it; but if ye are not given it, then beware!' but he whom God wishes to mislead, thou canst do nothing with God for him; these are those whose hearts God wishes not to purify, for them in this world is disgrace, and for them in the next is mighty woe, -

Edip-Layth

O messenger, do not be saddened by those who compete with each other in rejection from among those who said, "We acknowledge" with their mouths while their hearts did not acknowledge. From among the Jews, there are those who listen to lies; they listen to people who never came to you; they distort the words from their context, and they say, "If you are given this, then take it; but if you are given anything different, then beware!" Whomever God wants to test, you will not possess anything for him against God. These are the ones whose hearts God did not want to cleanse; in this world, they will have humiliation, and in the Hereafter, they will have a great retribution.

George Sale

O apostle, let not them grieve thee, who hasten to infidelity, either of those who say, we believe, with their mouths, but whose hearts believe not; or of the Jews, who hearken to a lie, and hearken to other people; who come not unto thee: They pervert the words of the law from their true places, and say, if this be brought unto you, receive it; but if it be not brought unto you, beware of receiving ought else; and in behalf of him whom God shall resolve to seduce, thou shalt not prevail with God at all. They whose hearts God shall not please to cleanse, shall suffer shame in this world, and a grievous punishment in the next:

Hamid S. Aziz

O you Messenger! Let not those grieve you who vie with each other in disbelief, be they of those who say with their mouths "We believe," but their heart are faithless; or of those among Jews, listeners to a lie, who listen to other people, but not to you. They pervert the words from their context and say, "If this is what you are given, take it; but if you are not given it, then beware!". But he whom Allah wishes to try, you have no authority with Allah for him. These are those whose heart Allah wishes not to purify. For them in this world is disgrace, and for them in the Hereafter is mighty woe.

Mahmoud Ghali

O you Messenger, do not let them grieve you that vie swiftly with one another in disbelief, of the ones who say, "We believe, " with their mouths, and their hearts do not believe. And of the ones who have Judaized are constant listeners to lies, (and) constant listeners to other people, (who) have not come up to you, perverting the Wordings from their original meanings (Literally: even after their positions). They say, "In case you are brought this, then take it, and in case you are not brought it, then beware." And whomever Allah wills to (subject to) temptation, then you will never possess for him anything against Allah. Those are (they) whose hearts Allah is not willing to purify; for them is disgrace in the present (life), (Literally: lowly "life", i.e., the life of this world) and in the Hereafter they will have a tremendous torment.

Marmaduke Pickthall

O Messenger! Let not them grieve thee who vie one with another in the race to disbelief, of such as say with their mouths: "We believe," but their hearts believe not, and of the Jews: listeners for the sake of falsehood, listeners on behalf of other folk who come not unto thee, changing words from their context and saying: If this be given unto you, receive it, but if this be not given unto you, then beware! He whom Allah doometh unto sin, thou (by thine efforts) wilt avail him naught against Allah. Those are they for whom the Will of Allah is that He cleanse not their hearts. Theirs in the world will be ignominy, and in the Hereafter an awful doom;

Mohamed Ahmed - Samira

Be not grieved, O Apostle, by those who hasten to outrace others in denial, and say with their tongues: "We believe," but do not believe in their hearts. And those of the Jews who listen to tell lies, and spy on behalf of others who do not come to you, and who distort the words (of the Torah) out of context, and say: "If you are given (what we say is true) accept it; but if you are not given it, beware." You cannot intercede with God for him whom God would not show the way. These are the people whose hearts God does not wish to purify. For them is ignominy in this world and punishment untold in the next --

Muhammad Asad

O APOSTLE! Be not grieved by those who vie with one another in denying the truth: such as those who say with their mouths, "We believe," the while their hearts do not believe; and such of the Jewish faith as eagerly listen to any falsehood, eagerly listen to other people without having come to thee [for enlightenment]. They distort the meaning of the [revealed] words, taking them out of their context, saying [to themselves], "If such-and-such [teaching] is vouchsafed unto you, accept it; but if it is not vouchsafed unto you, be on your guard!" [Be not grieved by them-] for if God wills anyone to be tempted to evil, thou canst in no wise prevail with God in his behalf. It is they whose hearts God is not willing to cleanse. Theirs shall be ignominy in this world, and awesome suffering in the life to come-

Mustafa Khattab

O Messenger! Do not grieve for those who race to disbelieve—those who say, "We believe" with their tongues, but their hearts are in disbelief. Nor those among the Jews who eagerly listen to lies, attentive to those who are too arrogant to come to you. They distort the Scripture, taking rulings out of context, then say, “If this is the ruling you get ˹from Muḥammad˺, accept it. If not, beware!” Whoever Allah allows to be deluded, you can never be of any help to them against Allah. It is not Allah’s Will to purify their hearts. For them is disgrace in this world, and they will suffer a tremendous punishment in the Hereafter.

Progressive Muslims

O messenger, do not be saddened by those who increase in disbelief from among those who said: "We believe" with their mouths while their hearts did not believe. And from among the Jews, there are those who listened to lies; they listened to people who never came to you; they distort the words from their context, and they Say: "If you are given this, then take it, but if you are given anything different, then beware!" And whoever God wants to test, then you will not posses anything for him against God. These are the ones whose hearts God did not want to cleanse; in this world they will have humiliation, and in the Hereafter they will have a great retribution.

Rashad Khalifa

O you messenger, do not be saddened by those who hasten to disbelieve among those who say, "We believe," with their mouths, while their hearts do not believe. Among the Jews, some listened to lies. They listened to people who never met you, and who distorted the words out of context, then said, "If you are given this, accept it, but if you are given anything different, beware." Whomever GOD wills to divert, you can do nothing to help him against GOD. GOD does not wish to cleanse their hearts. They have incurred humiliation in this world, and in the Hereafter, they will suffer a terrible retribution.

Sahih International

O Messenger, let them not grieve you who hasten into disbelief of those who say, "We believe" with their mouths, but their hearts believe not, and from among the Jews. [They are] avid listeners to falsehood, listening to another people who have not come to you. They distort words beyond their [proper] usages, saying "If you are given this, take it; but if you are not given it, then beware." But he for whom Allah intends fitnah - never will you possess [power to do] for him a thing against Allah. Those are the ones for whom Allah does not intend to purify their hearts. For them in this world is disgrace, and for them in the Hereafter is a great punishment.

Sam Gerrans

O Messenger: let there not grieve thee those who compete in denial among those who say: “We believe,” with their mouths, when their hearts have not believed. And among those who hold to Judaism are eager listeners to lies, eager listeners to another people who have not come to thee (they twist words from their places, saying “If this be given you, receive it; but if it be not given you, beware!” And whom God wishes to try: thou wilt not have power for him against God in anything. Those are they whose hearts God desires not to purify; they have in the World disgrace, and they have in the Hereafter a great punishment)

Shabbir Ahmed

O Messenger! Let not those grieve you who run to disbelief, saying, "We believe," from their mouths, while their hearts do not believe. And grieve not about those Jews who listen only to fabricate lies. They listen and go to their folk who have never met with you. Then they distort the words out of context and tell others to accept only a part and reject a part. You can do nothing to help those who decide to go astray. Guidance and straying depend upon the Laws of Allah (4:88). Allah does not intervene to purify the hearts of such people. For those who go astray, there is disgrace in this world and an awful punishment in the Hereafter.

Syed Vickar Ahamed

O Messenger (Muhammad)! Do not let those (people) make you sad, (those) who go faster than the others towards disbelief: (Whether it be) among those who say, "We believe", with their lips but whose hearts have no faith; Or it be among the Jews— Men who will listen to any lie— (Men who) will listen even to others who have never even come to you. They change words from their right times and (from their right) places: They say, "If you are given this, take it, but if not, be aware!" If anyone's trial is intended by Allah, you (O Prophet!) have no authority in the least over him to protect from Allah. For such (people) — It is not Allah’s Will to purify their hearts. For them there is disgrace in this world, and a severe punishment in the Hereafter.

Taqi Usmani

O Messenger, those who race towards disbelief should not be a cause of grief for you, be they from those who say with their mouths, "We believe", while their hearts do not believe, or from those who are (pronounced) Jews. They are listeners to the fallacy, listeners to other people who did not come to you. They distort the words after they had been properly placed. They say, “If you are given this, take it, and if you are not given this, then avoid it.” The one whom Allah wills to put to trial, you cannot do anything for him against Allah. They are the ones whose hearts Allah did not intend to purify. For them there is humiliation in this world, and for them there is a great punishment in the Hereafter.

The Monotheist Group

O messenger, do not be saddened by those who increase in disbelief from among those who said: "We believe" with their mouths while their hearts did not believe. And from among those who are Jewish, there are those who listened to lies; they listened to people who never came to you; they distort the words from their context, and they say: "If you are given this, then take it, but if you are given anything different, then beware!" And whoever God wants to test, then you will not possess anything for him against God. These are the ones whose hearts God did not want to cleanse; in this world they will have humiliation, and in the Hereafter they will have a great retribution.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Mâide suresi, 41. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Mâide suresi, 41. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Mâide suresi, 41. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩