(1, 2, 3, 4) Katından (gelecek) şiddetli azaba karşı (inkârcıları) uyarmak, iyi işler yapan müminlere içinde ebedî kalacakları güzel ödül (cennet) bulunduğunu müjdelemek ve "Allah çocuk edindi!" diyenleri de korkutmak için doğru (bir kelam) olarak içerisine hiçbir eğrilik koymadığı Kitabı kulu (Muhammed'e) indiren Allah'a hamdolsun.
(1, 2, 3, 4) Katından (gelecek) şiddetli azaba karşı (inkârcıları) uyarmak, iyi işler yapan müminlere içinde ebedî kalacakları güzel ödül (cennet) bulunduğunu müjdelemek ve "Allah çocuk edindi!" diyenleri de korkutmak için doğru (bir kelam) olarak içerisine hiçbir eğrilik koymadığı Kitabı kulu (Muhammed'e) indiren Allah'a hamdolsun.
(1, 2, 3, 4) Katından (gelecek) şiddetli azaba karşı (inkârcıları) uyarmak, iyi işler yapan müminlere içinde ebedî kalacakları güzel ödül (cennet) bulunduğunu müjdelemek ve "Allah çocuk edindi!" diyenleri de korkutmak için doğru (bir kelam) olarak içerisine hiçbir eğrilik koymadığı Kitabı kulu (Muhammed'e) indiren Allah'a hamdolsun.
(1, 2, 3, 4) Katından (gelecek) şiddetli azaba karşı (inkârcıları) uyarmak, iyi işler yapan müminlere içinde ebedî kalacakları güzel ödül (cennet) bulunduğunu müjdelemek ve "Allah çocuk edindi!" diyenleri de korkutmak için doğru (bir kelam) olarak içerisine hiçbir eğrilik koymadığı Kitabı kulu (Muhammed'e) indiren Allah'a hamdolsun.
Sonra da iki taraftan (Ashab-ı Kehf ile karşıtlarından) hangisinin (mağarada) kaldıkları uzun süreyi daha iyi hesap edeceğini bil(dir)ip (ortaya çıkaralım) diyeonları uyandırmıştık.
Onların kalplerini sağlam kılmıştık. Hani onlar ayağa kalkarak şöyle demişlerdi: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O'nun peşi sıra hiçbir ilaha asla yalvarmayacağız. O takdirde şüphesiz ki saçma konuşmuş oluruz.
(İçlerinden biri şöyle demişti:) "Madem siz onlardan ve Allah'tan başka tapmakta olduklarından uzaklaştınız; mağaraya sığının ki Rabbiniz size merhametinden yaysın ve işinizde sizin için kolaylık sağlasın."
(Orada bulunsaydın) onlar onun (mağaranın) geniş bir yerindeyken güneşi doğduğunda mağaranın sağına yönelirken, batarken de sol taraftan (onlara vurmadan) geçerken görürdün. İşte bu, Allah'ın delillerindendir. Allah kime hidayet ederse işte o, doğru yola ulaştırılmıştır. Kimi de saptırırsa (sapkınlığını onaylarsa) artık ona yol gösterecek herhangi bir dost asla bulamazsın.
Kendileri uykuda oldukları hâlde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de (mağaranın) girişinde ön ayaklarını uzatmıştı. Onları görüp bilseydin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
(Onları uyuttuğumuz gibi) durumlarını birbirlerine sormaları için aynı şekilde kendilerini uyandırmıştık. İçlerinden biri "Ne kadar kaldınız?" demişti. (Kimileri) "Bir gün veya günün bir parçası kadar kaldık." demiş, (kimileri de) "Rabbiniz, kaldığınız süreyi daha iyi bilendir." cevabını vermişti. İçinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise size ondan rızık getirsin! Ayrıca nazik (dikkatli) davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin!
Böylece (insanları) onlardan haberdar etmiştik ki Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu ve o (Son) Saat'te şüphe olmadığını bilsinler. Hani aralarında onların durumunu tartışıyor ve şöyle diyorlardı: "Üzerlerine bir bina yapın! Rableri onları çok iyi bilendir." Onların durumunu bilenler ise "Biz elbette onların üzerlerine (yanlarına) bir mescit yapacağız" demişlerdi.
(Bazıları) gayba taş atarak (tahmin yürüterek) "(Onlar) üç kişidir; dördüncüleri köpekleridir." derler. (Bazıları) "(Onlar) beş kişidir; altıncıları köpekleridir." derler. (Kimileri de) "(Onlar) yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir." derler. De ki: "Onların sayılarını Rabbim gayet iyi bilendir." Onları sadece az kişi bilir(di). Öyle ise onlar hakkında delillerin apaçık olması dışında bir tartışmaya girme ve onlar hakkında (konuşan) kişilerin hiçbirinden soru sorma!
De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah gayet iyi bilendir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi yalnızca O'na aittir. O'nun görmesi de duyması da ne muhteşemdir! Onların (insanların) O'ndan başka bir dostu yoktur. O kendi hükmüne kimseyi ortak etmez."
Rabbinin Kitabı'ndan sana vahyedileni tilavet et (okuyup aktar)! O'nun sözlerini (kanunlarını) değiştirebilecek yoktur. O'ndan başka hiçbir sığınak da asla bulamazsın.
O'nun rızasını isteyerek Rablerine sabah akşam dua edenlerle birlikte olmaya devam et! Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme! Arzusuna uymuş ve işi gücü aşırılık olduğu için kalbini bizi hatırlamaktan habersiz kıldığımız kimseye boyun eğme!
De ki: "Hak (gerçek), Rabbinizdendir." Öyle ise dileyen iman etsin; dileyen inkâr etsin! Biz, zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki (ateşten) duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Yardım dileyecek olsalar, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile yardım edilir. Ne fena bir içecektir o ve ne kötü bir kalma yeridir orası!
İşte onlara, altlarından ırmaklar akan durmaya değer cennetler vardır. Onlar orada koltuklara kurularak altın bileziklerle süslenip bezenecek; ince ve kalın ipekli kumaştan yeşil elbiseler giyecekler. Ne güzel karşılıktır o ve ne güzel kalma yeridir orası!
Onlara şu iki adamı örnek ver: Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de çevresini hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler yetiştirmiştik.
Onunla konuşan arkadaşı ona şöyle demişti: "Seni topraktan, sonra nutfeden (zigottan) yaratan, daha sonra seni bir erkek (insan) biçimine sokan (Allah)ı inkâr mı ettin?
(39, 40) Bahçene girdiğinde "Maşallah! Kuvvet yalnızca Allah'a aittir." deseydin ya! "Malca ve evlatça beni kendinden güçsüz görüyorsan, (şunu bil ki) belki Rabbim bana senin bahçenden daha iyisini verir; oraya (bahçene) gökten yıldırımlar gönderir ve kupkuru bir toprak hâline gelir.
(39, 40) Bahçene girdiğinde "Maşallah! Kuvvet yalnızca Allah'a aittir." deseydin ya! "Malca ve evlatça beni kendinden güçsüz görüyorsan, (şunu bil ki) belki Rabbim bana senin bahçenden daha iyisini verir; oraya (bahçene) gökten yıldırımlar gönderir ve kupkuru bir toprak hâline gelir.
(O şımarık kişinin) serveti kuşatılmıştı (yok edilmişti). Böylece, çardakları üzerine yıkılmış hâlde (bahçesiyle ilgili) yaptığı harcamalar yüzünden ellerini ovuşturarak şöyle diyordu: "Ah, eyvah, keşke Rabbime kimseyi ortak koşmamış olsaydım!"
Onlara şunu da örnek ver: "Dünya hayatının durumu gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki yerin bitki(ler)i o (su) sayesinde (gürleşip) birbirine karışmış, rüzgârların savurduğu çer çöp hâline gelmiştir." Allah her şey üzerinde güç sahibidir.
Mal ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. İyi işlerden oluşan kalıcı faaliyetlerin hem ödül bakımından hayırlı olandır hem de ümit beslenmesi Rabbinin katında hayırlı olandır.
Hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna çıkarılacak ve (kendilerine) şöyle denecektir: "Şüphesiz ki sizi ilk yarattığımız şekilde bize geldiniz. Aslında sizin için böyle bir buluşmayı asla gerçekleştiremeyeceğimizi sanmıştınız."
Kitap (amel defteri) ortaya konulacaktır. Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmakta olduklarını göreceksin. (Onlar) "Ah, vay hâlimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!" diyecekler. Yaptıklarını (karşılarında) hazır bulacaklardır. Rabbin, kimseye haksızlık etmeyecektir.
Hani meleklere "Âdem için (Allah'a) secde edin!" demiştik. Onlar da hemen secde etmişlerdi. İblis hariç. (Zaten O) cinlerdendi ve Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. (Şimdi siz) benim peşim sıra onu ve onun soyunu mu dostlar ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin için düşmandır. Zalimler için bu ne kötü bir değişimdir!
Ben onları (İblis ve soyunu) göklerin ve yerin yaratılışına da kendilerinin yaratılışına da şahit tutmadım.Ben yoldan çıkaranları yardımcı edinecek değilim.
O gün (Allah, kâfirlere) "Benim ortaklarım olduğunu sandıklarınızı çağırın!" diyecek; onlar da kendilerini(!) çağırmış (fakat ortakları) onlara cevap verememiş olacaklardır. Biz onların arasına uçurum koyacağız.
Kendilerine rehber geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, öncekilere (uygulanan) kanunun kendilerine de gelmesini veya azabın önlerine gelmesini beklemekten başka bir şey değildir!
Biz, elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise gerçeği batılla gidermek için mücadele ederler. Onlar ayetlerimle ve uyarıldıkları şeylerle alay etmişlerdir.
Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da onlara sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptıklarını unutanlardan daha zalim kim olabilir ki! Şüphesiz ki onu (Kur'an'ı) anlamaları konusunda biz onların kalplerine perdeler, kulaklarına da (s)ağırlık verdik. Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yola gelmeyeceklerdir.
Senin çok bağışlayan Rabbin merhamet sahibidir. Yaptıkları yüzünden onları (hemen) sorumlu tutacak olsaydı, onlara azabı çabucak verirdi. Fakat kendilerine (tanınmış) belirli bir süre vardır ki O'ndan başka bir sığınak asla bulamayacaklardır.
Hani Musa beraberindeki (gence) şöyle demişti: "Durup dinlenmeyeceğim; ya iki denizin birleştiği yere kadar varacağım ya da çok uzun süre yürüyeceğim."
(İki denizin birleştiği yeri) geçip gittiklerinde (Musa beraberindeki) gence "Azığımızı bize getir! Şüphesiz ki bu yolculuğumuz nedeniyle çok yorulduk." demişti.
(Genç) "Gördün mü (bak şu işe)! Kayaya sığındığımız sırada balığı(n denize düştüğünü söylemeyi) unutmuşum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı." demişti: O (balık), şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.
Yola çıkmışlardı. Sonunda gemiye bindikleri zaman (melek) gemiyi delmişti. (Musa) "Halkını boğmak için mi onu deldin? Şüphesiz ki sen çok çirkin (tehlikeli) bir iş yaptın!" demişti.
(Yeniden) yola koyulmuşlardı. Sonunda bir erkek çocuğa rastladıklarında (melek) onu hemen öldürmüştü. (Musa) şöyle demişti: "Tertemiz (suçsuz) bir canı, bir can karşılığı olmaksızın öldürdün, öyle mi? Şüphesiz ki sen fena bir şey yaptın!"
(Musa) şöyle demişti: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme! Elbette benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın."
Yine yola çıkmışlardı. Sonunda bir şehir halkına ulaşıp onlardan yiyecek istemişlerdi. Ancak (şehir halkı) onları misafir etmekten kaçınmıştı. Orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaşmışlardı. (Melek) hemen onu doğrultmuştu (tamir etmişti). (Musa) "Dileseydin, elbette buna karşı bir ücret alırdın." demişti.
"Gemi var ya o, denizde çalışan yoksul kişilerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında her (sağlam) gemiye el koymakta olan bir hükümdar vardı.
Duvara gelince, o da şehirdeki iki öksüz çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları iyi biriydi. Rabbin onların yetişkinlik çağına ulaşıp da kendi katından bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istemişti. Ben bun(lar)ı kendiliğimden yapmadım. İşte bu (anlattıklarım) senin sabredemediğin şey(ler)in yorumudur.
Sonunda güneşin battığı yere varınca, onu kara balçık bir (su) kaynağında batar bulmuştu. Onun yanında (orada) bir toplum bulmuştu. Bunun üzerine "Ey Zülkarneyn! Onlara ya (kötü yöneterek) azap edersin ya da haklarında güzel davranma yolunu seçersin." demiştik.
(O toplum) şöyle demişti: "Ey Zülkarneyn! Şüphesiz ki Ye'cûc ve Me'cûc yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadır. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana bir vergi verelim, olur mu?"
(Zülkarneyn) şöyle demişti: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım.
Bana demir kütleleri getirin!" Sonunda dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince "Üfleyin (körükleyin)!" demişti. Onu kor hâline sokunca da "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim." demişti.
O gün (kıyamet gününde bakarsın ki) biz onları birbirine karışmış bir hâlde bırakmışızdır. Sûr'a da üflenecek, böylece onları tamamen bir araya getireceğiz.
İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden işleri boşa giden kişilerdir ki biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü (terazi) tutmayacağız.
De ki: "Ben yalnızca sizin gibi bir insanım. Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu' vahyolunuyor." Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi işler yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın!