Haşr suresi

Haşr suresi, 10. ayet

Haşr suresi, 10. ayet. وَٱلَّذِينَ جَآءُو مِنۢ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَٰنِنَا ٱلَّذِينَ سَبَقُونَا بِٱلْإِيمَٰنِ وَلَا تَجْعَلْ فِى قُلُوبِنَا غِلًّا لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ رَبَّنَآ إِنَّكَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ

velleẕîne câû mim ba`dihim yeḳûlûne rabbene-gfir lenâ veliiḫvânine-lleẕîne sebeḳûnâ bil'îmâni velâ tec`al fî ḳulûbinâ gillel lilleẕîne âmenû rabbenâ inneke raûfür raḥîm.

Diyanet İşleri

Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin."

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Haşr 7–13 · surenin 10. ayeti / 24

Konu Fey' malının paylaşımı: muhacirler, ensar ve sonrakiler Haşr 6–10 3

  1. Haşr 7

    Allah'ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah'a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.

  2. Haşr 8

    Bu mallar özellikle, Allah'tan bir lütuf ve hoşnudluk ararken ve Allah'ın dinine ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.

  3. Haşr 9

    Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

  4. 10

    Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin."

  5. Haşr 11

    Kitap ehlinden o inkar eden kardeşlerine, "Yemin ederiz ki, siz (Medine'den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz" diyerek münafıklık yapanlara bakmaz mısın? Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.

  6. Haşr 12

    Andolsun, eğer (kardeşleri Medine'den) çıkarılırsa, onlarla beraber çıkmazlar. Kendilerine karşı savaşılırsa, onlara yardım etmezler. Yardım edecek olsalar bile andolsun mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.

  7. Haşr 13

    Onların kalplerinde size karşı duydukları korku, Allah'a karşı duydukları korkudan daha baskındır. Bu, onların anlamaz bir toplum olmaları sebebiyledir.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

10. Zikri geçen bu iki faziletli ve üstün sınıf, sahabe-i kiramdır ve önderlerdir. Bunlar öne geçmiş, pek çok faziletlere sahip olmuşlardır. Bunlar vasıtası ile kendilerinden sonra gelenleri geçmişler, kendilerinden öncekilere de yetişmişlerdir. Bu sebeple onlar, mü’minlerin en ileri gelenleri, müslümanların efendileri ve takvâ sahiplerinin liderleridirler. Onlardan sonra gelen kimselerin onların arkasından yürümeleri ve onların hidâyetlerini takip etmeleri fazilet olarak onlara yeter. Bundan dolayı Yüce Allah, sonradan gelenler arasından onların izinden gidenleri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: “Onlardan” Muhacir ve Ensardan “sonra gelenler” hem kendilerinin hem diğer mü’minlerin iyiliklerini isteyerek “derler ki: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla!”

Bu, önceden iman etmiş olan ashabı kiramı, onlardan öncekileri ve onlardan sonrakilerini içeren bütün mü’minleri kapsayan bir duadır. Bu da imanın faziletlerinden birisidir. Şöyle ki mü’minler birbirlerinden yararlanırlar ve aralarındaki iman ortaklığı dolayısı ile birbirlerine dua ederler ki bu iman da mü’minler arasındaki kardeşliğin sebebidir. Bu kardeşliğin bir parçası da birbirlerine dua etmeleri ve birbirlerini sevmeleridir. Bundan dolayı Yüce Allah, bu dualarında kalplerinden azı ile çoğu ile her türlü kinin giderilmesini istediklerini zikretmektedir. Kin kalpten giderilecek olursa, onun zıddı yerleşir ki bu da mü’minler arasındaki sevgi, dostluk, dayanışma, samimi olarak onların iyiliğini isteme vb. gibi mü’minlerin haklarından olan hususları ihtiva eder.

Yüce Allah, ashab-ı kiramdan sonra gelen bu dua sahiplerini de iman sahibi olmakla nitelendirmektedir. Çünkü onların: “Ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi” ifadeleri, imanda onların da onlara ortak olduklarına, ashab-ı kirama iman ve itikad esaslarında tabi olduklarına delildir. Bunlar da bu niteliğin tam anlamı ile ancak kendileri hakkında söz konusu olduğu ehl-i sünnet ve’l-cemaattir.

Onların bir diğer vasfı ise günahlarını itiraf etmek, bunlardan dolayı Allah’tan bağışlanma dilemek, birbirleri için de af ve mağfiret istemek, mü’min kardeşlerine karşı kalplerindeki kin ve olumsuz duyguları izale etmek için çalışmaktır. Çünkü onların bu şekilde dua etmeleri sözünü ettiğimiz hususları gerektirmekte ve birbirlerini sevdiklerini ifade etmektedir. Yine onların her birinin kendisi için istediğini kardeşi için de istediğini, yanında olsun, gıyabında olsun, hayatta iken veya ölümünden sonra olsun mü’min kardeşinin iyiliğini istediğini de ifade etmektedir. Yine bu ayet-i kerime bu sayılanların, mü’minlerin birbirlerine karşı hakları arasında yer aldığını da göstermektedir.

Daha sonra mü’minler, bu dualarını Yüce Allah’ın rahmetinin kemâline, O’nun mü’minlere olan lütuf, ihsan ve şefkatinin ileri derecesine delil teşkil eden iki güzel ismiyle sona erdirmektedirler. Allah’ın onlar üzerindeki rahmet ve ihsanının bir tecellisi hatta en üstün şekli de onlara gerek kendisine karşı gerek diğer kullarına karşı yerine getirmeleri gereken hakları yerine getirme tevfikini ihsan etmiş olmasıdır.

İşte bu üç sınıf, bu ümmetin sınıflarını oluşturur. Bunlar fey’in, İslâm’ın maslahatlarına dönük olan harcama yerlerini teşkil eden ve fey’e de layık olan kimselerdir. Allah lütuf ve ihsanı ile bizleri de bu sınıflardan kılsın.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Onlardan sonra gelen ve kıyamet gününe kadar onların yoluna güzelce tabi olanlar şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce Allah'a ve O'nun resulüne iman eden din kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde Müminlerden herhangi birine karşı kin ve kötü niyet bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz sen kullarına karşı çok şefkatli ve çok merhametlisin!''

Kelimeler

23 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَٱلَّذِينَ vellezine kimseler
  2. جَآءُو ca'u gelen(ler) kök: جيا
  3. مِنۢ min
  4. بَعْدِهِمْ bea'dihim onlardan sonra kök: بعد
  5. يَقُولُونَ yekulune derler ki kök: قول
  6. رَبَّنَا rabbena Rabbimiz kök: ربب
  7. ٱغْفِرْ gfir bağışla kök: غفر
  8. لَنَا lena bizi
  9. وَلِإِخْوَٰنِنَا veliihvanina ve kardeşlerimizi kök: اخو
  10. ٱلَّذِينَ ellezine
  11. سَبَقُونَا sebekuna bizden önce kök: سبق
  12. بِٱلْإِيمَـٰنِ bil-imani inanmış olan kök: امن
  13. وَلَا ve la ve
  14. تَجْعَلْ tec'al bırakma kök: جعل
  15. فِى fi
  16. قُلُوبِنَا kulubina kalblerimizde kök: قلب
  17. غِلًّۭا gillen bir kin kök: غلل
  18. لِّلَّذِينَ lillezine karşı
  19. ءَامَنُوا۟ amenu inananlara kök: امن
  20. رَبَّنَآ rabbena Rabbimiz kök: ربب
  21. إِنَّكَ inneke elbette sen
  22. رَءُوفٌۭ ra'ufun çok şefkatli kök: راف
  23. رَّحِيمٌ rahimun çok merhametlisin kök: رحم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: غلل (16 geçiş) · Aynı kök: اخو (96 geçiş)

    Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.

  • Aynı kök: راف (13 geçiş) · Ortak kavram: Kalp

    Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne…

  • Aynı kök: راف (13 geçiş) · Ortak kavram: Kalp

    Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın…

  • Aynı kök: راف (13 geçiş) · Ortak kavram: Kalp

    Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, ona İncil'i verdik ve kendisine…

  • Aynı kök: غلل (16 geçiş)

    Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir…

  • Aynı kök: غلل (16 geçiş)

    Bir de Yahudiler, "Allah'ın eli bağlıdır" dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, O'nun iki eli de…

  • Aynı kök: اخو (96 geçiş) · Ortak kavram: Kalp

    Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize…

  • Aynı kök: اخو (96 geçiş) · Ortak kavram: Kalp

    Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, "Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi" diyen…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

56 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Bunların arkasından gelenler şöyle dua ederler: "Rabbimiz! Bizi ve imanda bizi geçmiş (bizden önce iman etmiş) kardeşlerimizi bağışla! İman edenlere kalplerimizde hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatlisin; çok merhametlisin! dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu dua, müminler için yapılması gereken en güzel dualardan birisidir. Çünkü mümin mümine öfke duymamalı, onun da kendisinin de bağışlanması için dilekte bulunmalıdır.

Mustafa İslamoğlu

Onlardan sonra gelenler şöyle yakarırlar: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş olanları bağışla! İman edenlere ilişkin gönlümüzde en küçük bir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphe yok ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!

Muhammed Esed

Onlardan sonra gelenler, "Ey Rabbimiz!" diye yalvarırlar, "Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve imana ermiş olan(lardan hiçbiri)ne karşı kalplerimizde yersiz ve uygunsuz düşünce veya duygulara yer bırakma. Ey Rabbimiz! Sen şefkat Sahibisin, rahmet kaynağısın!"

Ahmed Hulusi

Onlardan, sonra gelenler şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi ve imanda bizden öne geçmiş olan kardeşlerimizi mağfiret et, kalplerimizde iman etmiş olanlar için hatalı düşünce ve duygu oluşturma. . . Rabbimiz! Muhakkak ki sen Rauf'sun, Rahıym'sin. "

Ali Bulaç

Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."

Ali Özek ve heyeti

Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!

Ali Rıza Safa

Ve onlardan sonra gelenler, şöyle derler: "Efendimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla ve inananlara karşı yüreklerimizde düşmanlık bırakma!" "Efendimiz! Kuşkusuz, Sen, Sevecensin; Merhametlisin!"

Bayraktar Bayraklı

Onlardan sonra gelenler şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, inananlara karşı hiçbir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin; çok merhametlisin.

Edip Yüksel

Onlardan sonra gelenler, "Efendimiz, bizi ve bizden önce gerçeği onaylamış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizi iman edenlere karşı kin beslemekten koru. Efendimiz, sen şefkatlisin, Rahimsin" derler.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Onlardan sonra gelenler, 'Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizi inananlara karşı kin beslemekten koru. Rabbimiz, sen şefkatlisin, Rahimsin,' derler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve şunlar ki, onların arkalarından gelmişlerdir. Şöyle derler: "Ey Rabbimiz, bizleri ve önceden iman ederek bizleri geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve gönüllerimizde, iman etmiş olanlara karşı kin tutturma! Ey Rabbimiz, şüphe yok ki, Sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!"

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve şunlar ki arkalarından gelmişlerdir, Şöyle derler: ya Rabbena bizlere ve önden iyman ile bizi geçmiş olan kardeşlerimize mağfiret buyur ve gönüllerimizde iyman etmiş olanlara karşı kin tutturma ya Rabbena şübhe yok ki sen raufsun, rahimsin.

Erhan Aktaş

Onlardan sonra gelenler: "Rabb'imiz! Bizi ve bizden önce iman ile göç etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabb'imiz! Kuşkusuz Sen Çok Şefkatli, Rahmeti Kesintisizsin." derler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlardan sonra gelenler: "Rabb'imiz! Bizi ve bizden önce iman ile göç etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabb'imiz! Kuşkusuz Sen Çok Şefkatli, Rahmeti Kesintisizsin." derler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlardan sonra gelenler: "Rabb'imiz! Bizi ve bizden önce iman ile göç etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabb'imiz! Kuşkusuz Sen Çok Şefkatli, Rahmeti Kesintisizsin." derler.

Gültekin Onan

Bir de onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma rabbimiz; gerçekten sen çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."

Hasan Basri Çantay

Bunların arkasından gelenler (şöyle) derler: "Ey Rabbimiz, bizi ve iman ile daha önden bizi geçmiş olan (din) kardeşlerimizi yarlığa iman etmiş olanlar için kalblerinizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz, şübhesiz ki sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin".

İbni Kesir

Onlardan sonra gelenler ise derler ki: Rabbımız, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Ve iman etmiş olanlar için kalblerimizde kin bırakma. Rabbımız, muhakkak ki Sen; Rauf'sun, Rahim'sin.

Mehmet Alagaş

(5-10) Hurma ağacından her ne kesti iseniz yahut kökü üzere neyi kalması için bıraktı iseniz Hepsi Allah’ın izni iledir . (Aslına uygun, köküne uygun demek) Ve de yoldan çıkanları / fasıkları rezil etmek içindir. (Allah izin vermese hiçbirini yapamazsınız fasıklığın lüzumu yok) (hurma kesilerek hasat ediliyor) Allah’ın onlardan alarak fey olarak / kazanç olarak Resulüne verdiğine gelince, siz onun elde edilmesi için ne bir at koşturdunuz ne de bir deve koşturdunuz ve lakin Allah, Resulünü, istediği kişinin başına s arar / musallat eder. Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Allah’ın memleketlerin halklarından fey olarak / kazanç olarak Resulüne verdiği Allah’a, Resulüne, yakınlarına, yetimlere, miskinlere, yolda kalanlara aittir , bundan amaç, sizin zenginleriniz arasında sırayla devreden / ticareti yapılan bir zenginlik / devlet olmamasıdır, Resul size neyi veriyorsa onu alın, size neyi yasakladıysa yasağa uyun, Allah’tan sakının muhakkak ki Allah misillemesi şiddetlidir. O mallar, fakir muhacirler içindir, ki onla r yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır , Allah’ın maddi manevi zenginliği / fazlı ve hoşnutluğunun / rızasının peşine düşüp ararlar , Allah’a ve Resulüne de yardım ederler, işte onlar sözüne bağlı kalanlardır / sadıklardır. Daha önceden yurtlarına yerleşmiş ve imana ermiş kimseler, kendilerine hicret edenleri severler, göğüslerinde onlara verilenlerden dolayı bir gereksinim duygusu / hacet bulmazlar, kendileri yoksun olmalarına rağmen, onları kendilerine tercih ederler , her kim başkasında olanı istemekten / şuhh duygusundan korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (İsar: diğer gamlı davranış) Onların ardından gelen kimseler, dediler ki; Rabbimiz bizi ve kardeşlerimizi ki onlar imanca bizleri geçtiler, bağışla, kalbimizde iman edenlere yönelik bir kin duygusu oluşturma. Muhakkak ki sen şefkatlisin, esirgeyensin.

Rowwad Tercüme Merkezi

Onlardan sonra gelenler de: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla! Kalbimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin." derler.

Süleyman Ateş

Onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, Sen çok şefkatli çok merhametlisin!"

Süleymaniye Vakfı

Onlardan sonra gelenler şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman ile gelip geçmiş kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı bir çekememezlik oluşturma. Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli ve ikramı bol olansın dipnot 1 ."

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu özellikteki müminlerin diğer duaları için bkz: Al-i İmran 3/16-17, 147, 193-194, Mü'minun 23/109.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sonradan gelecek olanlar şöyle derler: "Sahibimiz (Rabbimiz)! Bizi ve bizden önce inanıp güvenmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı bir kin oluşturma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen çok şefkatlisin ve ikramın boldur".

Şaban Britch

Onlardan sonra gelenler de: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin!" derler.

Şaban Piriş

Onlardan sonra gelenler de: -Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin! dediler.

Yaşar Nuri Öztürk

Onlardan sonra gelenler de şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi affet; kalplerimizde, inananlara karşı bir düşmanlık bırakma! Rabbimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Next come those who succeeded last with pure hearts and minds, who suggest to their minds and declare in words: " Our Creator, forgive us our iniquities and the iniquities of those who took precedence of us in conforming to the faith and do not implant in our hearts ill-will toward those whose heart's ears were open to faith; our Creator You are Raufun (exercising pity), and Rahimun (Merciful)

Abdul Haleem

Those who came after them say, ‘Lord, forgive us our sins and the sins of our brothers who believed before us, and leave no malice in our hearts towards those who believe. Lord, You are truly compassionate and merciful.’

Abdullah Yusuf Ali

And those who came after them say: "Our Lord! Forgive us, and our brethren who came before us into the Faith, and leave not, in our hearts, rancour (or sense of injury) against those who have believed. Our Lord! Thou art indeed Full of Kindness, Most Merciful."

Abul A'la Maududi

(And it also belongs to) those who came after them, dipnot 1 and who pray: "Lord, forgive us and our brethren who have preceded us in faith, and do not put in our hearts any rancour towards those who believe. Lord, You are the Most Tender, the Most Compassionate." dipnot 2

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    In the injunctions laid down up to here, it has been ruled that in the fai properties there are the rights of Allah and His Messenger and the Messenger’s relatives and the orphans and the indigent and the wayfarers and the emigrants and the Ansar and of the Muslim generations which will be born till the Day of Resurrection. It is this important legal ruling of the Quran in the light of which Umar introduced the new system in respect of the lands and properties of the conquered territories of Iraq, Syria and Egypt and of the possessions of the previous governments and rulers of those countries. When these countries were conquered; some of the distinguished companions among whom were included prominent men like Zubair, Bilal, Abdur Rahman bin Auf and Salman Farsi, insisted that these should be distributed among the armies who had fought and conquered them. They thought that those properties did not come under those upon which you have not rushed your horses and camels, but the Muslims had conquered them by rushing their horses and camels on them. Therefore, except for those cities and territories which surrendered without the war, all the rest of the conquered lands came under ghanimah for which the legal command is that one fifth of the lands and the people be given to the public treasury and the remaining four parts be distributed among the soldiers. But this opinion was not correct on the ground that the Prophet (peace be upon him) had not distributed the lands and the people of any territory conquered by fighting in his time after the deduction of one-fifth, like the booty. Two of the most conspicuous precedents of his time were the conquest of Makkah and the conquest of Khaiber. Of these he handed over Makkah intact to its inhabitants. As for Khaiber, according to Bushair bin Yasar, he divided it into 36 parts, of which he set aside 18 parts for collective benefits and requirements of the Muslims and distributed the remaining 18 among the army. (Abu Daud, Baihaqi, Abi Ubaid: Kitab al-Amwal; Yahya bin Adam: Kitab al-Kharj Baladhuri: Futuh al-Buldan; Ibn Human: Fath al-Qadir). This action of the Prophet (peace be upon him) made it clear that the command in respect of the conquered lands, even if they might have been taken by fighting, is not the same as of the ghanimah otherwise he would never have given the whole of Makkah intact to the people of Makkah, and would have set aside exactly one-half of the properties of Khaiber for the common benefits of the Muslims instead of deducting its one-fifth for the public treasury. Thus, what was established on the basis of the Sunnah was: In respect of the territories conquered by fighting, the ruler of the Muslims has the authority that he may take any decision that he deems fit keeping in view the conditions of the time. He can distribute them if he so likes but if a territory has an unusual nature and importance, as Makkah had, he can also treat its inhabitants with favor, as the Prophet (peace be upon him) treated the people of Makkah.
  2. metne dön, dipnot 2
    But as the conquests had not yet become common in the Prophet’s time and separate injunctions in respect of the different kinds of conquered territories had not yet become clearly known to the people, so when big countries were annexed to Islam in the time of Umar, the companions were faced with the problem whether the territories conquered by force were in the nature of ghanimah or fai. After the conquest of Egypt, Zubair demanded: Distribute this, whole land just as the Prophet (peace be upon him) had distributed Khaiber. (Abu Ubaid). About the conquered territories of Syria and Iraq, Bilal insisted: Distribute all the lands among the fighting forces just as the spoils are distributed. (Abu Yusuf, Kitab al-Kharaj). On the other hand, Ali gave this opinion: Leave these lands in possession of the peasants so that they continue to remain a source of income for the Muslims. (Abu Yusuf, Abu Ubaid,). Likewise, the opinion of Muadh bin Jabal was: If you distributed these lands, evil consequences would occur. Because of this distribution large properties will pass into the hands of those few people, who have conquered them. Then, when these people pass away and their properties pass on to their heirs and there is left only one woman or only one man from among them, nothing might remain for the future generations to meet their needs and even to meet the expenses of safeguarding the frontiers of the Islamic State. Therefore, you should so settle things that the interests of both the present and of the future generations are equally safeguarded. (Abu Ubaid, p. 59; Fath al-Bari, vol. vi, p. 138). Umar calculated and found that if the territories of Iraq were distributed, each individual would receive two or three peasants on the average as his share, (Abu Yusuf. Abu Ubaid). Thereupon he arrived at the judicious conclusion that those territories should not be distributed. Thus, the replies that he gave to those who demanded their distribution, were as follows:

Aisha Bewley

Those who have come after them say, ‘Our Lord, forgive us and our brothers who preceded us in iman and do not put any rancour in our hearts towards those who have iman. Our Lord, You are All-Gentle, Most Merciful.’

Al-Hilali & Khan

And those who came after them say: "Our Lord! Forgive us and our brethren who have preceded us in Faith, and put not in our hearts any hatred against those who have believed. Our Lord! You are indeed full of kindness, Most Merciful.

Ali Quli Qarai

And [also for] those who came in after them, who say, ‘Our Lord, forgive us and our brethren who were our forerunners in the faith, and do not put any rancour in our hearts toward the faithful. Our Lord, You are indeed most kind and merciful.’

Amatul Rahman Omar

And (this is also meant for) those who came (into the fold of Islam) after them. They say, `Our Lord! protect us and our brethren who took precedence over us in (accepting) the faith and let no rancour or spite occupy our hearts against those who believe. Our Lord! You are surely Compassionate, Ever Merciful.'

Arthur John Arberry

And as for those who came after them, they say, 'Our Lord, forgive us and our brothers, who preceded us in belief, and put Thou not into our hearts any rancour towards those who believe. Our Lord, surely Thou art the All-gentle, the All-compassionate.'

Bijan Moeinian

Those who embraced Islam later, say: "O Lord forgive us and our brothers in Islam who joined the faith before us. Please do not let any hard feeling to prevail among us; indeed you are kind and Most Merciful."

E. Henry Palmer

And those who came after them say, 'Our Lord, forgive us and our brethren who were beforehand with us in the faith, and place not in our hearts ill-will towards those who believe - our Lord! verily, thou art kind, compassionate!'

Edip-Layth

Those who came after them saying: "Our Lord, forgive us and our brothers who preceded us to the acknowledgement, and do not place in our hearts any animosity towards those who acknowledged. Our Lord, You are Kind, Compassionate."

George Sale

And they who have come after them say, O Lord, forgive us and our brethren who have preceded us in the faith, and put not into our hearts ill-will against those who have believed: O Lord, verily thou art compassionate and merciful.

Hamid S. Aziz

And those who came after them say, "Our Lord! Forgive us and those of our brethren who preceded us in the faith, and leave not in our heart any spite (or rancour) towards those who believe. Our Lord! Surely you are Kind, Merciful."

Mahmoud Ghali

And (the ones) who came even after them say, "Our Lord, forgive us and our brothers who went before us in belief, and do not set up in our hearts rancor towards (the ones) who have believed. Our Lord, surely You are Ever-Compassionate, Ever-Merciful."

Marmaduke Pickthall

And those who came (into the faith) after them say: Our Lord! Forgive us and our brethren who were before us in the faith, and place not in our hearts any rancour toward those who believe. Our Lord! Thou art Full of Pity, Merciful.

Mohamed Ahmed - Samira

(And the spoils are for) those who came after them, who say: "O Lord, forgive us and our brothers who came to faith before us, and do not put a grudge in our hearts against those who believe O Lord, You are compassionate and kind. "

Muhammad Asad

And so, they who come after them pray: "O our Sustainer! Forgive us our sins, as well as those of our brethren who preceded us in faith, and let not our hearts entertain any unworthy thoughts or feelings against [any of] those who have attained to faith. O our Sustainer! Verily, Thou art compassionate, a dispenser of grace!"

Mustafa Khattab

And those who come after them will pray, "Our Lord! Forgive us and our fellow believers who preceded us in faith, and do not allow bitterness into our hearts towards those who believe. Our Lord! Indeed, You are Ever Gracious, Most Merciful."

Progressive Muslims

And those who came after them saying: "Our Lord, forgive us and our brothers who preceded us to the faith, and do not place in our hearts any animosity towards those who believed. Our Lord, You are Compassionate, Merciful."

Rashad Khalifa

Those who became believers after them say, "Our Lord, forgive us and our brethren who preceded us to the faith, and keep our hearts from harboring any hatred towards those who believed. Our Lord, You are Compassionate, Most Merciful."

Sahih International

And [there is a share for] those who came after them, saying, "Our Lord, forgive us and our brothers who preceded us in faith and put not in our hearts [any] resentment toward those who have believed. Our Lord, indeed You are Kind and Merciful."

Sam Gerrans

And those who came after them, they say: “Our Lord: forgive Thou us and our brethren who preceded us in faith, and put Thou not in our hearts rancour towards those who heed warning. Our Lord: thou art kind and merciful.”

Shabbir Ahmed

And those who come after the first immigrants, say, "Our Lord! Forgive us and our brethren who came into Faith before us, and let not be any malice in our hearts toward those who believe. Our Lord! Verily, You are Compassionate, Merciful."

Syed Vickar Ahamed

And those who came after them say: "Our Lord! Forgive us, and our brethren who came before us into the Faith (of Islam), and leave not in our hearts, hate (or sense of injury) against those who believed. Our Lord! You are indeed Full of Kindness (Ra'uf), Most Merciful (Raheem)."

Taqi Usmani

And (fai’ is also) for those who came after them saying, "Our Lord, forgive us and those of our brothers who preceded us in faith, and do not place in our hearts any rancor against those who believe; Surely, Our Lord, you are Very-Kind, Very-Merciful.

The Monotheist Group

And those who came after them saying: "Our Lord, forgive us and our brothers who preceded us to the faith, and do not place in our hearts any animosity towards those who believed. Our Lord, You are Compassionate, Merciful."

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Haşr suresi, 10. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Haşr suresi, 10. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Haşr suresi, 10. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩