Diyanet İşleri
"Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur" dendiği zaman ise; "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz" demiştiniz.
Câsiye suresi
Câsiye suresi, 32. ayet. وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِى مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
veiẕâ ḳîle inne va`de-llâhi ḥaḳḳuv vessâ`atü lâ raybe fîhâ ḳultüm mâ nedrî me-ssâ`atü in neżunnü illâ żannâ vemâ naḥnü bimüsteyḳinîn.
"Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur" dendiği zaman ise; "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz" demiştiniz.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Diz çökmüş ümmetler ve kitapların açılması Câsiye 27–37 3
İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.
İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.
İnkar edenlere gelince, onlara şöyle denir: "Ayetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkar bir kavim olmuş değil miydiniz?"
"Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur" dendiği zaman ise; "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz" demiştiniz.
Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.
Onlara şöyle denir: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur."
"Bunun sebebi, Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır." Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
32. Yine Yüce Allah, onları şu buyrukları ile de azarlayacaktır:
“Allah’ın vaadi haktır ve Kıyamet hakkında şüphe yoktur’, denildiğinde de siz” bunları inkâr ederek “şöyle derdiniz: Kıyamet nedir biz bilmeyiz. Bizim (onun vukuu hakkındaki bilgimiz) sadece tahminden ibarettir, yoksa kesin bir bilgiye sahip değiliz.”
Bu, onların dünyada iken öldükten sonra dirilişler hakkindeki tutumlarıdır. Onları onu inkâr etmiş ve öldükten sonra diriliş haberini getirenlerin sözlerini de reddetmişlerdi.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Sizlere"Allah'ın -kullarını tekrar diriltip hak ettikleri karşılıklarını vereceği sözü- haktır; gerçekten onda bir şüphe yoktur." denildiği zaman siz de şöyle derdiniz: "Biz bu kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Biz yalnızca onun meydana geleceği hakkında zayıf bir zan içindeyiz. Kıyametin kopacağına dair kesin bir bilgi sahibi değiliz."
Aynı kök: يقن (28 geçiş) · Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Ortak kavram: Zan
(156-157) Bir de inkarlarından ve Meryem'e büyük bir iftira atmalarından ve "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demelerinden…
Aynı kök: ريب (36 geçiş) · Aynı kök: سوع (49 geçiş) · Ortak kavram: Vaad
Böylece biz, (insanları) onların halinden haberdar ettik ki, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını…
Aynı kök: سوع (49 geçiş) · Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Ortak kavram: Zan
"Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum."
Aynı kök: سوع (49 geçiş) · Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Ortak kavram: Zan
Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka "Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da…
Aynı kök: يقن (28 geçiş) · Aynı kök: ريب (36 geçiş)
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap…
Aynı kök: دري (29 geçiş) · Aynı kök: سوع (49 geçiş)
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını…
Aynı kök: دري (29 geçiş) · Aynı kök: سوع (49 geçiş)
İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah katındadır." Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.
Aynı kök: دري (29 geçiş) · Aynı kök: سوع (49 geçiş)
Allah, hak olarak Kitab'ı ve mizanı indirendir. Sen nereden bileceksin belki de o saat (kıyamet) yakındır.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Onlara) "Allah'ın vaadi gerçektir; o (Son) Saat'te de hiçbir şüphe yoktur." dendiği zaman, "O (Son) Saat'in ne olduğunu bilmiyoruz; (o konuda) sadece zanda bulunuyoruz; dipnot 1 asla ikna edilmiş değiliz!" demiştiniz. dipnot 2
Size ne zaman, "Bakın, Allah'ın vaadi gerçekleşecektir ve Son Saat asla kuşku kaldırmaz!" denilmişse, siz şu cevabı vermiştiniz: "Bilmiyoruz, 'Son Saat' nedir? Ne ki biz onun bir zandan ibaret olduğunu sanıyoruz ve biz (bu konuda) ikna olmuş değiliz."
Çünkü "Bakın, Allah'ın vaadi her zaman gerçekleşir ve Son Saat(in gelişi) hakkında hiçbir şüphe olamaz" denildiğinde siz şu cevabı verirdiniz: "Son Saat'in ne olduğunu bilmiyoruz, onun boş bir zandan başka bir şey olmadığını düşünüyoruz ve (sonuçta) ona kani olmuş değiliz!"
"Allah vaadi haktır ve O Saat (hakikatin ortaya çıkacağı süreç) ki, onda şüphe yoktur" denildiğinde: "O Saat nedir, bilmiyoruz. . . Sadece bir zan olduğunu düşünüyoruz ve buna yakinimiz yok!" demiştiniz.
"Gerçekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)de bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.
«Allah'ın vaadi gerçektir, kıyamet gününde şüphe yoktur» dendiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, onun bir tahminden ibaret olduğunu sanıyoruz; (onun hakkında) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz, demiştiniz.
"Allah'ın sözünü verdiği kesinlikle gerçektir. Evrenlerin sonu hakkında da kuşku yoktur!" denildiğinde, şunu söylediniz: "Evrenlerin sonunun ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnızca bir sanı olduğunu düşünüyoruz; kesin bir bilgimiz de yok!"
"Allah'ın vaadi gerçektir, kıyametin kopacağından hiç şüphe yoktur" dendiğinde, şöyle derdiniz: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece öyle bir şey sanıyoruz, ama biz onun gerçekleşeceğine de inanmıyoruz."
Kendilerine ALLAH'ın sözünün bir gerçek ve o anın kesinleşmesi kaçınılmaz bir olay olduğu söylendiğinde siz, "O anın ne olduğunu bilmeyiz! Biz sadece çeşitli sanılara sahibiz ve bu konuda kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz.
Kendilerine ALLAH'ın sözünün bir gerçek ve Saat'in kesinleşmesi kaçınılmaz bir olay olduğu söylendiğinde siz, 'Saat'in ne olduğunu bilmeyiz! Biz sadece çeşitli sanılara sahibiz ve bu konuda kesin bir bilgi elde etmiş değiliz,' derdiniz.
Hem "Allah'ın va'di gerçektir ve o kıyametin geleceğinden şüphe yoktur." denildiğinde, demiştiniz ki: "Kıyamet nedir, bilmiyoruz. Yalnız bir zandan ibaret sanıyoruz, fakat biz bu hususta kesin bir bilgi edinmiş değiliz!"
Hem Allahın va'dı haktır ve o saatın geleceğinde şübhe yoktur denildiğinde demiştiniz ki: bilmiyoruz saat nedir? Yalnız bir zandır zannediyoruz fakat biz yakin edinmiş değiliz
"Allah'ın verdiği söz gerçektir ve Sa'at dipnot 1 mutlaka gelecektir." dendiği zaman, siz: "Biz, o Sa'at nedir bilmeyiz? Yalnızca bir varsayım olduğunu sanıyoruz, kesin bilgi sahibi değiliz." dediniz.
"Allah'ın verdiği söz gerçektir ve Sa'at dipnot 1 mutlaka gelecektir." dendiği zaman, siz: "Biz, o Sa'at nedir bilmeyiz? Yalnızca bir varsayım olduğunu sanıyoruz, kesin bilgi sahibi değiliz." dediniz.
"Allah'ın verdiği söz gerçektir ve Sa'at'in dipnot 1 geleceğinden kuşku yoktur." dendiği zaman, siz: "Biz, o Sa'at nedir bilmeyiz? Yalnızca bir varsayım olduğunu sanıyoruz, kesin bilgi sahibi değiliz." dediniz.
"Gerçekten Tanrı'nın vaadi haktır, kıyamet saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)de bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.
(Ey kafirler, size:) "Şübhesiz Allahın va'di hakdır. O saattin geleceğin) de asla şübhe yokdur" denildiği zaman siz "O saat de neymiş, bilmiyoruz. Tereddüdden başka bir zamanda bulunmuyoruz. Biz (onun muhakkak geleceğine) kat'i inan ve bilgi besleyenler değiliz" dediniz.
Allah'ın vaadi haktır ve kıyamet günü hakkında hiç şüphe yoktur, denildiği zaman; siz demiştiniz ki: Kıyamet nedir? bilmiyoruz, ancak bir takım tahminlerde bulunuyoruz. Onun hakkında kesin bir bilgi elde etmiş değiliz.
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
"Allah’ın verdiği söz haktır ve kıyametin kopacağında şüphe yoktur." denildiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnız onun hakkında (gerçekten olacağını) sadece zannediyoruz. Bu konuda kesin bir bilgi sahibi değiliz" derdiniz.
"Allah'ın va'di gerçektir, (Duruşma) sa'at(inin geleceğin)de şüphe yoktur" dendiği zaman: "Sa'at nedir, bilmiyoruz, (onu) sadece (bir kuruntu) sanıyoruz biz ona inanmıyoruz" demiştiniz ha?!"
"Allah'ın vaadi gerçektir; o saatin /mezardan kalkış saatinin geleceğinde şüphe yoktur!" denilince şöyle demiştiniz: "O saatin ne olduğunu bilmiyoruz. Biz bunu sadece bir olasılık olarak görüyoruz. Kesin bir kanaate varmış değiliz."
"Allah'ın verdiği söz doğrudur; kıyamet saatinden şüphe duyulamaz." denilince şöyle demiştiniz: "Kıyamet saati de ne oluyor? Biz bunu sadece bir olasılık olarak görüyoruz. Kesin bir kanaate varmış değiliz."
Allah’ın verdiği söz haktır ve kıyametin kopacağında şüphe yoktur, denildiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnız onun hakkında (gerçekten olacağını) sadece zannediyoruz. Bu konuda kesin bir bilgi sahibi değiliz.
Allah'ın verdiği söz haktır ve kıyametin kopacağında şüphe yoktur, denildiği zaman: -Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnız olmadığını sanıyoruz. Bu konuda kesin bir bilgi sahibi değiliz.
Hani, size, "Hiç kuşkusuz, Allah'ın vaadi haktır, kıyamet saatinde de şüphe yoktur" dendiğinde, siz şöyle demiştiniz: "Saat nedir, bilmiyoruz. Sadece birşeyler var sanıyoruz; kesin bir bilgimiz olmadığı için inanmıyoruz."
"And when it was related to you by Our Messenger that the promise of Allah is the absolute truth and that the predetermined final Hour is an undoubted and inevitable event, you always stated explicitly": "We do not profess to know what the predetermined final Hour is, nor do we recognize it; in effect our opinion of it is only a supposition formed on grounds admittedly insufficient".
When it was said to you, "God’s promise is true: there is no doubt about the Hour," did you not reply, “We know nothing of the Hour. This is only conjecture in our opinion. We are not convinced”?’
"And when it was said that the promise of Allah was true, and that the Hour- there was no doubt about its (coming), ye used to say, 'We know not what is the hour: we only think it is an idea, and we have no firm assurance.'"
And when it was said to them: "Surely Allah's promise is true, and there is no doubt regarding the Hour of Resurrection," you were wont to say: “We do not know what the Hour (of Resurrection) is. We are simply making conjectures and are not at all certain.” dipnot 1
When you were told, "Allah’s promise is true and so is the Hour, of which there is no doubt," you said, “We have no idea what the Hour is. We have only been conjecturing. We are by no means certain.”’
And when it was said: "Verily, Allâh’s Promise is the truth, and there is no doubt about the coming of the Hour," you said: "We know not what is the Hour: we do not think it but as a conjecture, and we have no firm convincing belief (therein)."
And when it was said, ‘‘Allah’s promise is indeed true, and there is no doubt about the Hour,’’ you said, ‘‘We do not know what the Hour is. We know nothing beyond conjectures, and we do not possess any certainty.’’ ’
`And when it was said (to you), "The promise of Allâh is of course true and the Hour (of Resurrection) there is no doubt about it," you said, "We do not know what the Hour may be, we have only a faint notion about it and we are, by no means, convinced (of its certainty)". '
And when it was said, "God's promise is true, and the Hour, there is no doubt of it," you said; "We know not what the Hour may be; we have only a surmise, and are by no means certain. "
Remember when it was said that: "God’s promises is true and the upcoming Resurrection is inevitable" you used to recourse to any excuse saying: “We are not sure about it, we do not know when it will happen and how can we accept something that has not happened on the basis of a guess?”
And when it was said, 'Verily, the promise of God is true, and the Hour there is no doubt therein;' ye said, 'We know not what the Hour is, we only suspect, and we are not sure.
When it was said, "Surely God's promise is the truth, and there is no doubt about the coming of the moment," you said, "We do not know what the moment is! We are full of conjecture about it; we are not certain."
And when it was said unto you, verily the promise of God is true; and as to the hour of judgment, there is no doubt thereof: Ye answered, we know not what the hour of judgment is: We hold an uncertain opinion only; and we are not well assured of this matter.
And when it was said, "Surely the promise of Allah is true and as for the Hour, there is no doubt about it", you said, "We do not know what the Hour is; we do not think that it will come to pass save a passing thought, and we are not convinced. "
And when it was said, ‘Surely the promise of Allah is true, and the Hour, there is no suspicion about it you said, ‘In no way do we realize what the Hour is; decidedly we surmise about it (just) a surmise; and in no way have we reached certitude. ' "
And when it was said: Lo! Allah's promise is the truth, and there is no doubt of the Hour's coming, ye said: We know not what the Hour is. We deem it naught but a conjecture, and we are by no means convinced.
Whenever it was said: 'God's promise is certainly true, and there is no doubt about the Hour,' you replied: 'We know not what the Hour is. We have only a vague idea, but are not certain.'
for when it was said, ‘Behold, God’s promise always comes true, and there can be no doubt about [the coming of] the Last Hour’ - you would answer, ‘We do not know what that Last Hour may be: we think it is no more than an empty guess, and [so] we are by no means convinced!’"
And whenever it was said ˹to you˺, ‘Surely Allah’s promise ˹of judgment˺ is true and there is no doubt about the Hour,’ you said ˹mockingly˺, ‘We do not know what the Hour is! We think it is no more than speculation, and we are not convinced ˹that it will ever come˺.’"
And when it was said: "Surely God's promise is the truth, and there is no doubt about the coming of the Hour," you said: "We do not know what the Hour is! We are full of conjecture about it; we are not certain. "
When it is proclaimed that GOD's promise is the truth and that the Hour (of Judgment) is inevitable, you said, "We do not know what the Hour is! We are full of conjecture about it; we are not certain."
And when it was said, 'Indeed, the promise of Allah is truth and the Hour [is coming] - no doubt about it,' you said, 'We know not what is the Hour. We assume only assumption, and we are not convinced.' "
“And when it was said: ‘The promise of God is true, as is the Hour about which there is no doubt,’ you said: ‘We know not what the Hour is; we think only assumption, and We are not convinced.’”
And when it was said, "Behold, Allah's Promise always comes true and there is no doubt about the Hour - you would reply, "We do not know what the Hour is. We think it could be conjecture, however, we are not certain!"
"And when it was said: 'Verily, that the Promise of Allah was true, and the Hour— There was no doubt about its (coming:)' You used to say: 'We do not know what is the Hour: We only think it is conjecture (merely an idea), and we have no assurance (about it). ' "
and when it was said to you that Allah’s promise is true and there is no doubt in the (arrival of the) Hour, you used to say, ‘We do not know what the Hour is. We do not think (about it) but as an assumption, and we are not sure.’"
And when it was said: "Surely the promise of God is the truth, and there is no doubt about the coming of the Hour," you said: "We do not know what the Hour is! We are full of conjecture about it; we are not certain."