Diyanet İşleri
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Burûc suresi
Burûc suresi, 6. ayet. إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ
iẕ hüm `aleyhâ ḳu`ûd.
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Ashâb-ı Uhdûd: hendek sahipleri Burûc 1–10 3
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 4–9. ayetler için yazılmıştır.
4-5. Bu, helâk olmaları için onlara yapılmış bir bedduadır. Hendek, yerde kazılarak açılan çukurlar demektir. Bu hendek sahipleri kâfir bir kavim idiler. Yanlarında da iman eden bir toplum vardı. Dinlerine girmeleri için bu mü’minlere çeşitli baskılar uyguladılar. Mü’minler ise bunu kabul etmedi. Bunun üzerine kâfirler yerde hendekler kazdılar, içinde ateş yaktılar ve etrafında oturdular. Mü’minleri dinlerini değiştirmeye zorlayıp ateşe atmakla tehdit ettiler. İsteklerini kabul edenleri serbest bıraktılar, imanı üzere sabredenleri ise ateşe attılar.
Bu ise Allah’a ve O’nun taraftarları olan mü’minlere karşı yapılan savaşın ve düşmanlığın en ileri derecesidir. Bundan dolayı Yüce Allah, kendisine ve mü’minlere karşı savaş açanları lanetlemiş, onları helâk ve tehdit etmiş ve haklarında şöyle buyurmuştur: “Kahrolsun içi yakacak dolu ateş hendeklerinin sahipleri!”
6-7. Bu, zorbalığın ve katı kalpliliğin en ileri derecesidir. Çünkü onlar, hem Allah’ın âyetlerini inkâr etmiş, onlara karşı inatla direnmiş, hem bu âyetlere bağlı olanlara karşı savaşmış, hem de kalpleri perişan edip parçalayan bu işkencelere uğratmışlardı. Üstelik onları ateşe atarken bir de yanı başlarında durmuşlardı.
8. Bu zorba kâfirlerin mü’minlere bunu yapmalarının tek bir sebebi vardı ki bu sebep de mü’minlerin övülmesini gerektiren ve onun sayesinde mutlu ve bahtiyar oldukları bir sebepti. Bu da Azîz ve Hamîd olan Allah’a iman etmeleriydi. Yani her bir şeye boyun eğdiren, izzet sahibi (Aziz) ve sözlerinde de fiillerinde de vasıflarında de övülmeye layık olan (Hamîd) Allah’a iman etmeleriydi.
9. “O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığı” yaratılma ve kulluk itibari ile “yalnız O’nundur.” Bunlarda dilediği gibi tasarruf eder.
“Allah her şeye şahittir.” Her şeyi bilir, işitir ve görür.
Allah’a karşı karşı koyan bu kimseler, pek güçlü ve kudret sahibi olanın kendilerini azap ile ansızın yakalamasından korkmadılar mı? Yahut onlar, herkesin Allah’ın mülkü olduğunu ve mutlak egemenin izni olmaksızın hiçbir kimsenin bir başkası üzerinde en ufak bir otoriteye sahip olmadığını bilmiyorlar mıydı? Yoksa bunlar Allah’ın, bilgisiyle amellerini çepeçevre kuşatmış olduğunu ve amelleri dolayısı ile kendilerini cezalandıracağını bilmiyorlar mıydı?
Hayır, gerçek şu ki kâfirler, aldanış içerisindedirler. Cahil kimseler ise doğru yolu bilmeyen, şaşkın ve kör kimselerdir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onlar ateşle dolu o çukurun kenarında oturmuşlardı.
Aynı kıssa: Ashâb-ı Uhdûd
Burçlarla dolu göğe andolsun,
Aynı kıssa: Ashâb-ı Uhdûd
Va'dedilmiş güne (kıyamete) andolsun,
Aynı kıssa: Ashâb-ı Uhdûd
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
Aynı kök: قعد (31 geçiş)
Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kabe'nin) temellerini yükseltiyor, "Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin,…
Aynı kök: قعد (31 geçiş)
Hani sen mü'minleri (Uhud'da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla…
Aynı kök: قعد (31 geçiş)
(Onlar), kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için, "Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi" diyen kimselerdir. De ki: "Eğer doğru söyleyenler…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(6, 7) Hani onlar o (ateşli çukur)un başında oturmuş, müminlere yaptıkları (işkenceyi) seyrediyorlardı. dipnot 1
O zaman onlar ateşin üstüne oturmuşlardır;
Hani, onlar (keyifle) o (ateşi) seyretmişlerdi,
Hani onlar ateş çevresinde oturanlardı.
Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar,
Onun çevresinde oturmuşlardı.
-Onlar da o ateş çukurunun etrafında oturmuş, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Başında oturmuşlar,
Başında oturmuşlar,
O zaman ki, çevresinde oturmuşlardı.
O vakıt ki üzerine oturmuştular
Hani onlar, onun başında oturmuşlardı.
Hani onlar, onun başında oturmuşlardı.
Hani onlar, onun başında oturmuşlardı.
Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
O zaman onlar (o ateşin) etrafında oturucu idiler.
Hani onlar, onun çevresinde oturmuşlardı.
(1-11) Burçlar özelliği olan semaya. Vaad olunan güne. Şahide ve şahi t olunana yemin olsun. Tutuşmuş yakıtla dolu ateş çukuru sahipleri gebertildi. O’nun çevresinde oturmuşlardı. Müminlere yaptıklarına şahit oluyorlardı / seyrediyorlardı. Onlara kızdıkları şeyse Aziz ve Hamid Allaha güvenmeleri / iman etmeleri idi. Semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti (elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) ona aittir. Allah her şeye şahittir / şehittir. Muhakkak ki mümin erkek ve kadınları sınayanlar / deneyenler sonra da t övbe etmeyenlere cehennem azabı vardır. Sönmeyen azap onlaradır. İnananlara ve salih amel işleyenlere kesinlikle altlarından nehirler akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
O vakit onlar, onun (ateşin) etrafında oturmuşlardı.
Onlar, o (ateş hendeği)nin başında oturmuşlardı.
Onlar, o ateşin çevresinde oturmuşlar,
Onlar ateşin çevresinde oturur,
Kenarında oturmuşlar.
Kenarında oturmuşlar.
Onlar onun başında oturmuşlardı.
The accursed sat around the fire and regaled themselves.
They sat down
Behold! they sat over against the (fire),
while they sat around it,
when they were seated right beside it
When they sat by it (fire),
above which they sat
When they sat by them (- the trenches).
when they were seated over it
They where the ones who…
When they sat over it
Then they sat around it.
when they sat round the same,
Behold, they sat over it,
As they were seated over it.
When they sat by it,
As they sat around it
Lo! [With glee do] they contemplate that [fire],
when they sat around it,
They will be placed in it.
Then sat around it.
When they were sitting near it
When they sit over it
Behold, they contemplate and wait in anticipation.
Look! They sat by the (fire),
when they were sitting by it,
Which they then sat around.