Diyanet İşleri
Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.
A'râf suresi
A'râf suresi, 168. ayet. وَقَطَّعْنَٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ أُمَمًا مِّنْهُمُ ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَٰلِكَ وَبَلَوْنَٰهُم بِٱلْحَسَنَٰتِ وَٱلسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
veḳaṭṭa`nâhüm fi-l'arḍi ümemâ. minhümu-ṣṣâliḥûne veminhüm dûne ẕâlik. vebelevnâhüm bilḥasenâti vesseyyiâti le`allehüm yerci`ûn.
Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent A'râf 158–171 3
Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık.
Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik.
Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.
Derken, onların ardından yerlerine Kitab'a (Tevrat'a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve "(nasıl olsa) biz bağışlanacağız" derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap'ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Halbuki, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?
Kitab'a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükafatını zayi etmeyiz.
Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız" demiştik.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
168. “Onları topluluklar halinde yeryüzünde dağıttık.” Önceleri bir arada ve toplu bir halde bulunuyorlarken onları dağıtıp yeryüzüne saçtık. “Onların içinde” Allah’ın haklarını ve kullarının haklarını yerine getiren “salihler olduğu gibi bundan aşağıda olanlar” Salihlik mertebesinden daha aşağıda, ya orta halli yahut da kendilerine zulmeden kimseler de “vardı.”
“Belki” sürdürmekte oldukları aşağılık hallerinden “dönerler” ve asıl yaratılış sebepleri olan hidâyete yönelirler “diye de onları hem iyiliklerle” bolluk ve rahatlıkla “hem de kötülüklerle” zorluklarla âdetimiz ve kanunumuz üzere “imtihan ettik.” Fakat onlar hâlâ daha kimisi iyi, kimisi kötü, kimisi de orta halli olarak devam etmektedirler.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bir arada olmalarından sonra, onları yeryüzünde dağınık topluluklara ayırdık. Onlardan Allah'ın ve kulların haklarını yerine getiren salih olanlar, yine onlardan orta yol izleyenler ve kendi nefislerine günahlarla zulmedenler vardı. Biz onların içinde bulundukları durumdan dönmelerini umarak kolaylıklarla ve zorluklarla onları imtihan ettik.
Aynı kök: بلو (38 geçiş) · Aynı kök: رجع (104 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş)
(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab'ı (Kur'an'ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah'ın indirdiği ile…
Aynı kök: بلو (38 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan
Bir zaman Rabbi İbrahim'i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder…
Aynı kök: بلو (38 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan
Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip…
Aynı kök: رجع (104 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan
"Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve "size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?" diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin…
Aynı kök: قطع (36 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Ümmet
Biz onları on iki kabile halinde topluluklara ayırdık. (Tih sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Musa'dan su istediğinde biz ona, "Asanı taşa vur"…
Aynı kök: رجع (104 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Ümmet
Onların, Allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah'a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü…
Aynı kök: رجع (104 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Ümmet
Musa, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi.…
Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan · Ortak kavram: Ümmet
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onları (yahudileri), çeşitli ümmetler hâlinde yeryüzüne dağıtmıştık. İyi olanları da bunun dışındakileri de (iyi olmayanları da) vardı. dipnot 1 Gerçeğe dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle denemiştik.
Ve onları gurup gurup yeryüzünün her tarafına dağıttık; onların aralarında dürüst ve erdemli kimseler olduğu gibi, böyle olmayanlar da var. Bu sonuncuları belki kendilerine dönerler umuduyla, hem bağış ve bollukla hem sıkıntı ve darlıkla sınadık.
Ve onları (ayrı topluluklar halinde yeryüzüne dağıttık; onlardan bazıları dürüst ve erdemli kimselerdi; bazılarıysa böyle değildi: bu sonrakileri hem bağış ve bolluk ile hem de darlık ve sıkıntı ile sınadık, ki belki doğru yola dönerler.
Onları yeryüzünde topluluklar halinde parçaladık. . . Onlardan salihler vardır. . . Onlardan bunun mertebe olarak altında olanları da vardır. . . Belki hakikate dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle denedik.
Onları yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik, ki dönsünler.
Onları (yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler vardır, yine onlardan bundan aşağıda olanları da vardır. (Kötülüklerinden) belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.
Onları, ayrı topluluklar biçiminde yeryüzüne dağıttık. Bir bölümü, erdemli olanlar arasındaydı; bir bölümü ise öyle değildi. İyiliklerle ve kötülüklerle onları sınadık; belki dönerler diye.
Onları yeryüzünde birçok topluluğa böldük. İçlerinden bazıları iyi kimselerdi; bazıları ise böyle değildi. İyi olmayanları, yanlışlarından belki dönerler diye, iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.
Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Bir kısmı iyi, diğer bir kısmı ise aşağılık durumdaydı. Dönerler diye onları iyilikler ve kötülüklerle sınadık.
Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Bir kısmı iyi, diğer bir kısmı ise aşağılık durumdaydı. Dönerler diye onları iyilikler ve kötülüklerle sınadık.
Ve onları yeryüzünde birçok milletlere parçaladık. İçlerinde iyi olanları da vardı, iyinin altında olanları da. Onları bazan nimet, bazan da musibet ile imtihan ettik ki, döneler.
Ve onları yer yüzünde bir çok ümmetlere parçaladık, içlerinden salihleri de vardı, beri benzerleri de. Ve onları kah ni'met ve kah musibet ile imtihan da ettik ki rücu' ederler
Onları, yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan, salih dipnot 1 olanlar da vardı olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık.
Onları, yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan, salih dipnot 1 olanlar da vardı olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık.
Onları, yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan, salih dipnot 1 olanlar da vardı olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık.
Onları yeryüzünde ümmetlere ayırdık. Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık ki dönsünler.
Onları — kimi salah erbabı, kimi bu (salandan) aşağı ümmetler olmak üzere — perişan bir suretde yer yüzüne dağıtdık. Onları hem iyi, hem fena hallerle imtihaana çekdik ki (gözlerini açıb iyiliğe) dönsünler.
Biz; onları, yeryüzünde cemaatlere ayırdık. İçlerinden kimisi salihlerdi, kimisi de onlardan aşağıdırlar. Belki dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle denedik.
(159-171) (ÖNCEKİ KAVİMLERİN HABERLERİ İLE TANIŞIN, İSRAİLOĞULLARI, MUSA KAVMİ) Musa’nın kavminden bir topluluk var ki , gerçeğe iletirler ve onunla / hakikatle adaleti sağlarlar. Onları 12 torun topluluğuna parçaladık , kavmi ondan su vermesini istediklerinde Musa’ya vahyettik, Asan ile / sopan ile vur taşa! Ondan on iki göze / kaynak fışkırdı, böylelikle her insan içeceği yeri / maşrabasını bildi, bulutları kavmin üzerine gölge ettik, üzerlerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik , sizi rızıklandırdıkları mızın hoş olanlarımdan y iyin dedik, b ize zulmedemediler ve lakin nefislerine zulmeder oldular. Onlara, bu memlekette yerleşin / iskân edin, istediğiniz taraftan yiyin, affet / hıtta deyin ve secde ederek kapıdan girin ki hatalarınızı bağışlayalım , güzel davrananlara ilavesini / ziyadesini vereceğiz denildiğinde, sizden zulmedenler kendilerine söyleneni, başka bir söz ile değiştirdiler / mübadele ettiler, onlara zulümleri nedeniyle gökten pis şeyler / rics şeyler indirdik. Onlara deniz kenarındaki o yerleşkeyi sor, cumartesi gününde / sabit günde haddi aşıyorlardı , büyük balıklar cumartesinde / sabit oldukları günde akın ediyorlardı, cumartesi dışında / sabit olmadıkları günde ise gelmiyorlardı, yoldan çıkmış olmaları nedeniyle onlar böyle imtihan oluyorlardı. Onlardan bir toplum, niçin Allah’ın helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azap edeceği o kavme öğüt veriyorsunuz / nasihat ediyorsunuz ? dediğinde. Dediler ki Rabbimize özür beyanı / mazeret olması için dir, işte böylelikle belki o kavim sakınırlar. (Kavim azabı hak etse dahi, sen öğüt ver ve sendeki sorumluluğu gider, öğüt vermiştim, işimi yaptım mazeretin olsun) Ne zamanki hatırlatılan şeyleri / öğütleri unuttular, kötülükten men edenleri / nehyedenleri kurtardık, zulmedenleri yoldan çıkmış olmalarından dolayı ç etin / sert / beis bir azap ile yakaladık. Ne zamanki men edildikleri şeyde iyice küstahlaştılar dedik ki onlara, utanç verici / hor / hakir / alçak maymunlar olun. Rabbin, kıyamet gününe kadar azabın kötüsünü onlara uygulayacak birilerini, yaratacağını ilan etmektedir, senin Rabbin kesinlikle hızlı ceza verir ve de kesinlikle bağışlayıcıdır, esirgeyendir. Onları yeryüzünde toplumlara parçaladık, onlarda ıslah ediciler de var, bunun dışındakilerde vardır, onları güzellikle de kötülükle de imtihan ettik, böylelikle belki geri dönerler / rücu ederler. Onların ardından gelenleri devralan / halife yaptık, kitaba varis oldular, bu dünyada sunulanı / arz edileni alıyorlar, ardından bizler bağışlanacağız diyorlar, eğer onlara onun (dünyanın) bir benzeri / bir misli daha getirilip sunulsa onu da alırlar , Kitapta onlarla, Allah hakkında gerçek dışı ve öğretilenler dışında herhangi bir şey söylemeyeceklerine dair sözleşme yapıldığına değinilmemiş mi? Ahiret yurdu sakınanlar için hayırlıdır, akıllanmayacak mısınız? Kitaba tutunanlar ve Namazı / salatı kalkıp kılanlar, (ayağa kalkıp iletişime geçenler) biz kesinlikle ıslah edenlerin ücretlerini / ecirlerini zayi etmeyiz / çarçur etmeyiz. Bir vakit, dağı üstlerinde gölge bırakacak kadar kaldırmıştık, ki üzerlerine düşecek sandılar, size verdiğimizi kuvvetlice tutun, Ondakileri hatırlayın böylelikle belki sakınırsınız dedik.
Onları yeryüzünde (parça parça) topluluklara böldük. Onların içinde salih olanlar da vardır aşağı (derecelerde) olanlar da! Onları belki dönerler diye iyilik ve kötülükle imtihan ederiz.
Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan kimi iyi kişilerdi, kimi de alçak! Belki dönerler diye onları iyiliklerle de, kötülüklerle de sınadık.
Onları yeryüzünde toplumlara böldük. İçlerinden iyiler olduğu gibi iyi olmayanlar da vardı. Belki dönerler diye onları hem iyilikler hem kötülüklerle imtihan ettik.
Onları yeryüzünde her biri ayrı bir toplum (ümmet) olacak şekilde böldük. İçlerinde iyi olanlar olduğu gibi bu durumdan daha aşağıda kalanlar da vardır. Belki dönerler diye onları hem o iyilikler hem o sıkıntılarla dipnot 1 imtihanlardan geçirdik.
Onları yeryüzünde (parça parça) topluluklara böldük. Salih olanları da vardır; olmayanları da! Onları belki dönerler diye iyilik ve kötülükle imtihan ederiz.
Onları yeryüzünde topluluklara böldük. Salih olanları da vardır; olmayanları da! Onları belki dönerler diye iyilik ve kötülükle deneriz.
Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük. İçlerinde barışsever iyiler vardı ama böyle olmayan aşağılıklar da vardı. Belki dönerler ümidiyle onları güzelliklerle de kötülüklerle de imtihana çektik.
And We split them into separate aggregates forming communities among the populations of the various countries of the world; Among them are those who are virtuous, who instruct men in the way of righteous living, and others who are contrary in nature, in character and in tendency, who flourish on wickedness. We have tried them with interchange of favours and efficacious grace and with disfavors, misfortunes and disgrace that they may hopefully be dutiful to Allah.
We dispersed them over the earth in separate communities- some are righteous and some less so: We tested them with blessings and misfortunes, so that they might all return [to righteousness]-
We broke them up into sections on this earth. There are among them some that are the righteous, and some that are the opposite. We have tried them with both prosperity and adversity: In order that they might turn (to us).
And We dispersed them through the earth in communities - some were righteous, others were not -and We tested them with prosperity and adversity that they may turn back (to righteousness).
And We divided them into nations in the earth. Some of them are righteous and some are other than that. We tried them with good and evil so that hopefully they would return.
And We have broken them (i.e. the Jews) up into various separate groups on the earth: some of them are righteous and some are away from that. And We tried them with good (blessings) and evil (calamities) in order that they might turn (to Allâh’s Obedience).
We dispersed them into communities around the earth: some of them were righteous, and some of them otherwise, and We tested them with good and bad [times] so that they may come back.
And We broke them up into (separate) sections of peoples on the earth, of which some are the righteous and some otherwise, and We went on distinguishing the good among them from the evil ones, through prosperity and adversity (both) so that they might turn (to Us).
And We cut them up into nations in the earth, some of them righteous, and some of them otherwise; and We tried them with good things and evil, that haply they should return.
I divided them into separate communities, scattered all over the earth. Some of them were righteous and some wrongdoers. I tried them both in prosperity and in misery so that they might come back [to the straight path.]
We cut them up in the earth into nations. Of them are the righteous, and of them are the reverse of that; we have tried them with good things and with bad things; haply they may return.
We divided them through the land as nations. From them are the reformed, and from them are other than that. We tested them with good things and bad, perhaps they will return.
And We broke them up into separate peoples in the earth. Among them are those that are righteous and among them are those that are otherwise. And We tried them with good things and bad things that they might return to good.
We broke them up into sections in the earth. Among them are some who are righteous, and among them are those who are the opposite. We have tried them with good things and with bad things, that per chance (or possibly) they may return (to Us).
And We cut them up in the earth into nations, (some) of them righteous, and (some) of them lesser than that; (Literally: orher than that) and We tried them with fair things and odious things that possibly they would return. .
And We have sundered them in the earth as (separate) nations. Some of them are righteous, and some far from that. And We have tried them with good things and evil things that haply they might return.
We dispersed them in groups over the earth, some righteous, some otherwise; and We tried them with good things and bad, that they may haply turn back.
And We dispersed them as [separate] communities all over the earth; some of them were righteous, and some of them less than that: and the latter We tried with blessings as well as with afflictions, so that they might mend their ways.
We dispersed them through the land in groups—some were righteous, others were less so. We tested them with prosperity and adversity, so perhaps they would return ˹to the Right Path˺.
And We divided them through the land as nations. From them are the upright, and from them are other than that. And We tested them with good things and bad, perhaps they will return.
We scattered them among many communities throughout the land. Some of them were righteous, and some were less than righteous. We tested them with prosperity and hardship, that they may return.
And We divided them throughout the earth into nations. Of them some were righteous, and of them some were otherwise. And We tested them with good [times] and bad that perhaps they would return [to obedience].
And We divided them in the earth into communities — some of them righteous, and some of them other than that — and We tried them with good things and evil deeds, that they might return.
Our Law caused them to scatter in the earth as sections. Among them some are righteous, and some are opposite. Through the turns of history We have caused them to experience easy and difficult times, in order that they might return to Our Laws.
And We broke them up in sections on this earth. There are among them some who are the righteous, and some who are the opposite. And We have tried them with plenty and little (prosperity and adversity): So that they might turn (to Us).
We divided them on the earth as separate communities. Some of them were righteous, while some others were otherwise. We tested them with good and bad times, so that they might return.
And We divided them through the land as nations. From them are the upright, and from them are other than that. And We tested them with good things and bad, perhaps they will return.