A'râf suresi

A'râf suresi, 165. ayet

A'râf suresi, 165. ayet. فَلَمَّا نَسُوا۟ مَا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦٓ أَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلسُّوٓءِ وَأَخَذْنَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ بِعَذَابٍۭ بَـِٔيسٍۭ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ

felemmâ nesû mâ ẕükkirû bihî enceyne-lleẕîne yenhevne `ani-ssûi veeḫaẕne-lleẕîne żalemû bi`aẕâbim beîsim bimâ kânû yefsüḳûn.

Diyanet İşleri

Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

A'râf 162–168 · surenin 165. ayeti / 206

Konu Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent A'râf 158–171 3

  1. A'râf 162

    Onlardan zulmedenler hemen sözü, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık üzerlerine gökten bir azab gönderdik.

  2. A'râf 163

    (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.

  3. A'râf 164

    Hani onlardan bir topluluk demişti ki: "Siz, Allah'ın helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?" Onlar da, "Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)" demişlerdi.

  4. 165

    Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık.

  5. A'râf 166

    Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik.

  6. A'râf 167

    Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  7. A'râf 168

    Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

165. “Onlar kendilerine verilen öğütleri unutunca” kendilerine yapılan uyarıları göz ardı edip azgınlıklarını ve haddi aşmalarını sürdürünce “Biz, kötülükten alıkoyanları kurtardık” Allah’ın, kulları hakkında uygulayageldiği sünneti/kanunu budur. Ceza geldi mi iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar o cezadan kurtulurlar. “Zulmedenleri” Cumartesi gününde haddi aşanları “itaatten çıktıklarından dolayı şiddetli bir azapla yakaladık.”

Öğüt veren gruba: “Allah’ın kendilerini helak edeceği... bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz ki?” diyen kesime gelince, müfessirler bunların kurtulmaları ya da helak edilmeleri hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Ancak anlaşılan o ki onlar da kurtulanlar arasındadır. Çünkü Yüce Allah özellikle zalimleri helak etmiştir. Bunların ise zalimlerden olduğuna dair bir şey zikretmemiştir. Bu da cezanın özel olarak Cumartesi gününde haddi aşanlara has olduğuna delildir. Diğer taraftan iyiliği emredip kötülükten alıkoymak farz-ı kifayedir. Bir bölüm bu işi yerine getirdi mi diğerlerinden düşer. Bu yüzden onlar diğerlerinin bu kötülüğe karşı tepki göstermeleri ile yetinmişlerdi. Ayrıca o kötülüğü işleyenlere: “Allah’ın kendilerini helak edeceği veya onlara çetin bir azapla azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz ki?” sözleri ile tepkilerini de dile getirmişler ve onlara olan öfkelerini açığa vurmuşlardı. Bu da onların, bu yasağı çiğneyenlerin yaptıklarını hiçbir şekilde hoş karşılamadıklarını göstermekte ve Yüce Allah’ın bu yasağı çiğneyenleri en ağır bir şekilde cezalandıracağını ifade ettiklerini göstermektedir.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Öğüt verenler günahkârlara hatırlatma yaptıklarında işlediklerini terk etmeyip yüz çevirdiklerinde; biz de kötülükten men edenleri azaptan kurtardık, cumartesi günü avlanma yasağını çiğneyerek kendilerine zulmedenleri Allah'a itaat etmeye karşı çıkmaları ve günah işlemede ısrar etmeleri sebebiyle şiddetli bir azap ile yakaladık.

Kelimeler

18 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَلَمَّا felemma ne zaman ki
  2. نَسُوا۟ nesu onlar unuttular kök: نسي
  3. مَا ma şeyi
  4. ذُكِّرُوا۟ zukkiru hatırlatılan kök: ذكر
  5. بِهِۦٓ bihi kendilerine
  6. أَنجَيْنَا enceyna biz de kurtardık kök: نجو
  7. ٱلَّذِينَ ellezine kimseleri
  8. يَنْهَوْنَ yenhevne meneden(leri) kök: نهي
  9. عَنِ ani -ten
  10. ٱلسُّوٓءِ s-su'i kötülük- kök: سوا
  11. وَأَخَذْنَا ve ehazna ve yakaladık kök: اخذ
  12. ٱلَّذِينَ ellezine kimseleri
  13. ظَلَمُوا۟ zelemu zulmeden(leri) kök: ظلم
  14. بِعَذَابٍۭ biazabin bir azab ile kök: عذب
  15. بَـِٔيسٍۭ beisin çetin kök: باس
  16. بِمَا bima yüzünden
  17. كَانُوا۟ kanu kök: كون
  18. يَفْسُقُونَ yefsukune yoldan çıkmaları kök: فسق

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kıssa: Ashâb-ı Sebt (Cumartesi Ehli) · Aynı kök: فسق (54 geçiş) · Ortak kavram: Fısk

    (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil…

  • Aynı kök: نسي (45 geçiş) · Aynı kök: فسق (54 geçiş) · Aynı kök: نهي (56 geçiş)

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar.…

  • Aynı kök: نهي (56 geçiş) · Aynı kök: باس (73 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş)

    Gizlice konuşmaktan menedilip de, menedildikleri şeyi işleyen ve günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde…

  • Aynı kıssa: Ashâb-ı Sebt (Cumartesi Ehli) · Aynı kök: نهي (56 geçiş)

    Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik.

  • Aynı kök: فسق (54 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Fısk

    Biz, Lut'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah'ın…

  • Aynı kök: نسي (45 geçiş) · Aynı kök: فسق (54 geçiş) · Ortak kavram: Fısk

    Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.

  • Aynı kök: فسق (54 geçiş) · Aynı kök: نهي (56 geçiş) · Ortak kavram: Fısk

    Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı…

  • Aynı kök: نسي (45 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş

    Yusuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, "Efendinin yanında beni an", dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o,…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

75 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Kendilerine yapılan uyarıları unutunca, kötülükten engelleyenleri kurtarmış, haksızlık edenleri de yapmakta oldukları kötülükler nedeniyle çok kötü bir azaba çarptırmıştık.

Mustafa İslamoğlu

Ve o (sapkınlar) kendilerine yapılan tüm uyarıları kulak ardı edince, Biz de kötülüğe engel olmaya çalışan (bu) kimseleri kurtardık; ve kendilerine kötülük eden kimseleri yoldan çıkmalarından dolayı kahredici bir azabın pençesine mahkum ettik.

Muhammed Esed

Ve böylece, o (günahkarlar) kendilerine yapılan bütün uyarıları bir kenara atınca, Biz de, kötü eylemleri önlemeye çalışan (bu) kimseleri kurtardık; kötülük yapmaya eğilimli olanları yaptıkları bütün o uygunsuz işlerden ötürü çok ağır bir azapla tepeledik;

Ahmed Hulusi

Kendilerine yapılan öğütleri unuttuklarında; kötülükten engellemeye çalışanları kurtardık; zulmedenleri ise yapmakta oldukları yanlış işler dolayısıyla, çetin bir azaba düşürdük!

Ali Bulaç

Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azab ile yakaladık.

Ali Özek ve heyeti

Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

Ali Rıza Safa

Sonunda, kendilerine verilen öğretiyi unuttuklarında, kötülüğü yasaklayanları kurtardık. Haksızlık yapanları da yoldan çıktıkları için zorlu bir cezayla yakaladık.

Bayraktar Bayraklı

Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden dolayı şiddetli bir azap ile cezalandırdık.

Edip Yüksel

Kendilerine hatırlatılanları önemsemeyip unutunca, kötülüklerle mücadele edenleri kurtardık; haksızlık edenleri de yoldan çıkmalarına karşılık olarak feci bir azap ile yakaladık.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Kendilerine hatırlatılanları önemsemeyip unutunca, kötülüklerle mücadele edenleri kurtardık; haksızlık edenleri de yoldan çıkmalarına karşılık olarak feci bir azap ile yakaladık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Kendilerine yapılan nasihatları unuttukları vakit, o kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulmedenleri de yaptıkları kötülükler sebebiyle şiddetli bir azaba uğrattık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vaktaki artık edilen nasıhatleri unuttular, o kötülükten nehy edenleri necata çıkarıb o zulm edenleri yaptıkları fısklar sebebiyle şiddetli bir azaba giriftar ettik

Erhan Aktaş

Ne zaman ki onlar, yapılan öğüdü umursamadılar, Biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık, zulmedenleri, fasıklık yapmaları nedeniyle çetin bir azapla cezalandırdık.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ne zaman ki onlar, yapılan öğüdü umursamadılar, Biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık, zulmedenleri, fasıklık yapmaları nedeniyle çetin bir azapla cezalandırdık.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ne zaman ki onlar, yapılan öğüdü umursamadılar, Biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık, zulmedenleri, fasıklık dipnot 1 yapmaları nedeniyle çetin bir azapla cezalandırdık.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan. İyi, doğru, temiz ve güzel şeylerden uzak kalan.

Gültekin Onan

Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri fasık oldukları için pek zorlu bir azab ile yakaladık.

Hasan Basri Çantay

Vaktaki onlar artık edilen va'zları unutdular: Biz de kötülükden vaz geçirmekde sebat edenleri selamete çıkardık. Zulmedenleri ise yapmakda oldukları Asıklar yüzünden şiddetli bir azab ile yakaladık.

İbni Kesir

Onlar, kendilerine verilen öğüdü unutunca; Biz, kötülükden men'edenleri kurtardık, zulmedenleri ise fasıklık eder oldukları için şiddetli bir azab ile yakaladık.

Mehmet Alagaş

(159-171) (ÖNCEKİ KAVİMLERİN HABERLERİ İLE TANIŞIN, İSRAİLOĞULLARI, MUSA KAVMİ) Musa’nın kavminden bir topluluk var ki , gerçeğe iletirler ve onunla / hakikatle adaleti sağlarlar. Onları 12 torun topluluğuna parçaladık , kavmi ondan su vermesini istediklerinde Musa’ya vahyettik, Asan ile / sopan ile vur taşa! Ondan on iki göze / kaynak fışkırdı, böylelikle her insan içeceği yeri / maşrabasını bildi, bulutları kavmin üzerine gölge ettik, üzerlerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik , sizi rızıklandırdıkları mızın hoş olanlarımdan y iyin dedik, b ize zulmedemediler ve lakin nefislerine zulmeder oldular. Onlara, bu memlekette yerleşin / iskân edin, istediğiniz taraftan yiyin, affet / hıtta deyin ve secde ederek kapıdan girin ki hatalarınızı bağışlayalım , güzel davrananlara ilavesini / ziyadesini vereceğiz denildiğinde, sizden zulmedenler kendilerine söyleneni, başka bir söz ile değiştirdiler / mübadele ettiler, onlara zulümleri nedeniyle gökten pis şeyler / rics şeyler indirdik. Onlara deniz kenarındaki o yerleşkeyi sor, cumartesi gününde / sabit günde haddi aşıyorlardı , büyük balıklar cumartesinde / sabit oldukları günde akın ediyorlardı, cumartesi dışında / sabit olmadıkları günde ise gelmiyorlardı, yoldan çıkmış olmaları nedeniyle onlar böyle imtihan oluyorlardı. Onlardan bir toplum, niçin Allah’ın helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azap edeceği o kavme öğüt veriyorsunuz / nasihat ediyorsunuz ? dediğinde. Dediler ki Rabbimize özür beyanı / mazeret olması için dir, işte böylelikle belki o kavim sakınırlar. (Kavim azabı hak etse dahi, sen öğüt ver ve sendeki sorumluluğu gider, öğüt vermiştim, işimi yaptım mazeretin olsun) Ne zamanki hatırlatılan şeyleri / öğütleri unuttular, kötülükten men edenleri / nehyedenleri kurtardık, zulmedenleri yoldan çıkmış olmalarından dolayı ç etin / sert / beis bir azap ile yakaladık. Ne zamanki men edildikleri şeyde iyice küstahlaştılar dedik ki onlara, utanç verici / hor / hakir / alçak maymunlar olun. Rabbin, kıyamet gününe kadar azabın kötüsünü onlara uygulayacak birilerini, yaratacağını ilan etmektedir, senin Rabbin kesinlikle hızlı ceza verir ve de kesinlikle bağışlayıcıdır, esirgeyendir. Onları yeryüzünde toplumlara parçaladık, onlarda ıslah ediciler de var, bunun dışındakilerde vardır, onları güzellikle de kötülükle de imtihan ettik, böylelikle belki geri dönerler / rücu ederler. Onların ardından gelenleri devralan / halife yaptık, kitaba varis oldular, bu dünyada sunulanı / arz edileni alıyorlar, ardından bizler bağışlanacağız diyorlar, eğer onlara onun (dünyanın) bir benzeri / bir misli daha getirilip sunulsa onu da alırlar , Kitapta onlarla, Allah hakkında gerçek dışı ve öğretilenler dışında herhangi bir şey söylemeyeceklerine dair sözleşme yapıldığına değinilmemiş mi? Ahiret yurdu sakınanlar için hayırlıdır, akıllanmayacak mısınız? Kitaba tutunanlar ve Namazı / salatı kalkıp kılanlar, (ayağa kalkıp iletişime geçenler) biz kesinlikle ıslah edenlerin ücretlerini / ecirlerini zayi etmeyiz / çarçur etmeyiz. Bir vakit, dağı üstlerinde gölge bırakacak kadar kaldırmıştık, ki üzerlerine düşecek sandılar, size verdiğimizi kuvvetlice tutun, Ondakileri hatırlayın böylelikle belki sakınırsınız dedik.

Rowwad Tercüme Merkezi

Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülükten men edenleri kurtarıp, zalimleri fasıklık yapmaları sebebiyle çok çetin bir ceza ile yakaladık.

Süleyman Ateş

Ne zaman ki onlar, kendilerine hatırlatılanı unuttular, biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de, yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azab ile yakaladık.

Süleymaniye Vakfı

Onlar kendilerine hatırlatılan bilgileri unutunca biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Yanlış yapanları ise yoldan çıkmalarına karşılık çetin bir azaba çarptırdık.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ne zaman ki kendilerine verilen öğüdü dikkate almadılar, kötülüğe karşı mücadele verenleri kurtardık. O yanlışı yapanları da yoldan çıkmalarına karşılık kötü bir azaba çarptırdık.

Şaban Britch

Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülükten men edenleri kurtarıp, zalimleri fasıklık yapmaları sebebiyle çok çetin bir ceza ile yakaladık.

Şaban Piriş

Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülükten men edenleri kurtarıp, zalimleri fasıklık yapmaları sebebiyle çok kötü bir ceza ile yakaladık.

Yaşar Nuri Öztürk

Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulme sapanları, yoldan çıkmalarından ötürü, acı bir azapla yakalayıverdik.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

But when they counselled deaf to exhortation, We rescued those who urged them to laudable conduct and to doing homage and honour to Almighty Allah, and We put to the torment of misery and distress those wrongful of actions in requital of their prepensed malice.

Abdul Haleem

When they ignored [the warning] they were given, We saved those who forbade evil, and punished the wrongdoers severely because of their disobedience.

Abdullah Yusuf Ali

When they disregarded the warnings that had been given them, We rescued those who forbade Evil; but We visited the wrong-doers with a grievous punishment because they were given to transgression.

Abul A'la Maududi

Then, when they forgot what they had been exhorted, We delivered those who forbade evil and afflicted the wrong-doers with a grievous chastisement dipnot 1 because of their evildoing.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    This shows that the people in that town were of three categories. One, those who flagrantly violated God's commands. Two, those who were silent spectators to such violations and discouraged those who admonished the criminals, pleading that their efforts were fruitless. Three, those who, moved by their religious commitment, actively enjoined good and forbade evil so that the evil-doers might make amends. In so doing, they were prompted by, a sense of duty, to bring back the evil-doers to the right path, and if the latter did not respond to their call, they would at least be able to establish before their Lord that for their part they had fulfilled their duty to admonish the evil-doers. So, when the town was struck by God's punishment, only the people belonging to the last category were spared for they had displayed God-consciousness and performed the duties incumbent upon them. As for the people of the other two categories, they were reckoned as transgressors and were punished in proportion to their crimes.Some commentators on the Qur'an are of the opinion that whereas the Qur'an specifically, describes the fate of the people belonging to the first and third categories, it is silent about the treatment meted out to the people of the second category. It cannot be said, therefore, with certainty, whether they were spared or punished. It is reported that Ibn 'Abba's initially believed that God's punishment included the second category as well. It is believed that later his disciple Ikramah convinced him that only the people of the second category would be delivered in the same manner as the people of the third category. A closer study of the Qur'anic account, however, shows that Ibn 'Abba's earlier viewpoint is sound. It is evident that the people of the town would inevitably have been grouped into two categories on the eve of God's punishment: those who were spared and those who were not. Since the Qur'an states that the people of the third category, had been spared, it may be legitimately assumed that the people belonging to both the first and the second categories were punished. This view is also corroborated by the preceding verse: Also recall when a party of them said: 'Why do you admonish a people whom Allah is about to destroy or punish severely? They said: 'We admonish them in order to he able to offer an excuse before your Lord, and in the hope that they will guard against disobedience.' (Verse 164).Thus it clearly emerges from the above discussion that all the people of the place where evil deeds are publicly committed stand guilty, One cannot be absolved merely on the basis that one had not committed any evil. One may be acquitted only, in the event that one made every possible effort to bring about reform and actively worked in the cause of the truth. This constitutes the divine law pertaining to collective evil as is evident from the teachings of the Qur'an and Hadith. The Qur'an says: And guard against the mischief that will not only bring punishment to the wrong-doers among you. Know well that Allah is severe in punishment (Al-Anfal 8: 15).Explaining the above verse the Prophet (peace be on him) remarked: 'God does not punish the generality of a people for the evil committed by a particular section of that people until they observe others committing evil and do not denounce it even though they are in a position to do so. And when they do that, God punishes all, the evil-doers and the people in general.' (Ahmad b. Hanbal. Musnad, vol. 4, p. 192 - Ed.) Moreover. the verse in question seems to suggest that God's punishment afflicted the town concerned in two stages. The first stage is referred to as 'grevious chastisement', for in the next stage they were turned into apes. We may, therefore, hold that people belonging to both the first and the second categories were subjected to punishment. But the punishment of transforming the persistent evil-doers into apes was confined only to the people of the second category. (God knows best. If I am right that is from God. If I err, that is from me alone. God is All-Forgiving, All-Merciful.)

Aisha Bewley

Then when they forgot what they had been reminded of, We rescued those who had forbidden the evil and seized those who did wrong with a harsh punishment because they were deviators.

Al-Hilali & Khan

So when they forgot the remindings that had been given to them, We rescued those who forbade evil, but We seized those who did wrong with a severe torment because they used to rebel against Allâh’s Command (disobey Allâh).

Ali Quli Qarai

So when they forgot what they had been reminded of We delivered those who forbade evil [conduct] and seized the wrongdoers with a terrible punishment because of the transgressions they used to commit.

Amatul Rahman Omar

But when they disregarded the warning that had been given them, We saved those who forbade evil and We seized those who did wrong, with a serious punishment of extreme destitution because they were exceeding the bounds of obedience.

Arthur John Arberry

So, when they forgot that they were reminded of; We delivered those who were forbidding wickedness, and We seized the evildoers with evil chastisement for their ungodliness.

Bijan Moeinian

When they completely forgot the commandments that they were reminded of [by their preachers], I saved those who were forbidding the wrongdoings and severely punished the rebels [including those who did not participate in preaching as it was a part of the commandments] as they were corrupt.

E. Henry Palmer

But when they forgot what they had been reminded of, we saved those who forbade evil, but we overtook those who did wrong with punishment; - evil was the abomination that they did,

Edip-Layth

So when they forgot what they were reminded of, We saved those who desisted from evil, and We took those who transgressed with a grievous retribution for what they were corrupting.

George Sale

And when they forgot all that with which they had been admonished, We saved those who forbade evil and We seized the transgressors with a severe punishment because they were rebellious.

Hamid S. Aziz

But when they forgot what they had been reminded of, We saved those who forbade evil, and We overtook those who did wrong with grievous punishment because they transgressed.

Mahmoud Ghali

So, as soon as they forgot what they were reminded of, We delivered the ones who were forbidding odious deeds and We took (away) the ones who did injustice with most miserable torment because they were acting immorally. .

Marmaduke Pickthall

And when they forgot that whereof they had been reminded, We rescued those who forbade wrong, and visited those who did wrong with dreadful punishment because they were evil-livers.

Mohamed Ahmed - Samira

But when they forgot to remember the warning, We saved those who prohibited evil, but inflicted on the wicked a dreadful punishment -- requital for their disobedience.

Muhammad Asad

And thereupon, when those [sinners] had forgotten all that they had been told to take to. heart, We saved those who had tried to prevent the doing of evil, and overwhelmed those who had been bent on evildoing with dreadful suffering for all their iniquity;

Mustafa Khattab

When they ignored the warning they were given, We rescued those who used to warn against evil and overtook the wrongdoers with a dreadful punishment for their rebelliousness.

Progressive Muslims

So when they forgot that which they were reminded of, We saved those who prohibited evil, and We took those who transgressed with a grievous retribution for what they were corrupting.

Rashad Khalifa

When they disregarded what they were reminded of, we saved those who prohibited evil, and afflicted the wrongdoers with a terrible retribution for their wickedness.

Sahih International

And when they forgot that by which they had been reminded, We saved those who had forbidden evil and seized those who wronged, with a wretched punishment, because they were defiantly disobeying.

Sam Gerrans

And when they forgot that whereof they had been reminded, We delivered those who forbade evil, and seized those who did wrong with a wretched punishment, because they were perfidious.

Shabbir Ahmed

When they disregarded the reminders, We saved the ones who admonished them. And punished those who transgressed and drifted away from the Command.

Syed Vickar Ahamed

When they had rejected the warnings that were given to them, We saved those who prevented evil; But We came down upon the wrongdoers with a painful punishment, because they were given to transgression.

Taqi Usmani

So, when they forgot the advice they were given, We saved those who used to forbid evil and seized those who transgressed with a bitter punishment, because they had been disobeying.

The Monotheist Group

So when they forgot that which they were reminded of, We saved those who prohibited wickedness, and We took those who transgressed with a grievous retribution for what wickedness they were in.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 165. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 165. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 165. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩