Diyanet İşleri
"Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın" dediler.
Yûsuf suresi
Yûsuf suresi, 17. ayet. قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَٰعِنَا فَأَكَلَهُ ٱلذِّئْبُ وَمَآ أَنتَ بِمُؤْمِنٍ لَّنَا وَلَوْ كُنَّا صَٰدِقِينَ
ḳâlû yâ ebânâ innâ ẕehebnâ nestebiḳu veteraknâ yûsüfe `inde metâ`inâ feekelehü-ẕẕi'b. vemâ ente bimü'minil lenâ velev künnâ ṣâdiḳîn.
"Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kardeşlerin tuzağı ve kuyu Yûsuf 7–20 3
Onlar da, "Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz" dediler.
Yusuf'u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, "Andolsun, (senin Yusuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin" diye vahyettik.
(Yusuf'u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
"Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın" dediler.
Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yakub dedi ki: "Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah'tır."
Bir kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca, "Müjde! Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu.
Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermiyorlardı.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
17. Yalan bir mazeret uydurarak: “Ey babamız, biz yarış” ya koşu yarışı yahut da ok atma yarışı için “yapmaya gitmiştik. Yusuf’u da” yorulmayıp dinlensin diye “eşyamızın yanında bırakmıştık.” Biz onun yanında yokken ve yarışma yapıyorken “onu kurt yemiş! Biz doğru söylesek bile sen bize inanmazsın, dediler.” Biz, sana mazeretimizi bildirdik ancak görünen o ki Yusuf’a karşı kalbinde duyduğun üzüntü ve ona karşı ileri derecedeki şefkatin dolayısı ile bizim doğru söylediğimizi kabul etmeyeceksin. Ancak senin bizim doğru söylediğimizi kabul etmeyişin, bizim sana gerçek mazeretimizi bildirmemize engel değildir. Bütün bu sözlerle mazeretlerini pekiştirmeye çalışıyorlardı.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Dediler ki: Ey Babamız! Biz koşu yarışı yapıyor ve oklarla atış yapıyorduk. Yusuf’u ise bekçilik yapması için elbiselerimizin ve azıklarımızın yanına bıraktık. O sırada kurt onu yemiş. Bizler sana haber verdiğimiz şeylerde her ne kadar doğru söylesek de, sen bize inanmayacaksın, dediler.
Aynı kök: ذاب (3 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Ya'kūb · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf
Babaları, "Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum."
Aynı kök: ذاب (3 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Ya'kūb · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf
Onlar da, "Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz" dediler.
Aynı kıssa: Hz. Ya'kūb · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: ذهب (56 geçiş)
Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün ailenizi bana getirin" dedi.
Aynı kıssa: Hz. Ya'kūb · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: متع (70 geçiş)
Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri…
Aynı kıssa: Hz. Ya'kūb · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: ذهب (56 geçiş)
Yusuf'u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, "Andolsun, (senin Yusuf olduğunun) farkında değillerken onların bu…
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: اكل (109 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
(Zindana varınca), "Yusuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında…
Aynı kök: اكل (109 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya…
Aynı kök: سبق (37 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf
İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yusuf'un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: "Senin ailene…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
"Ey babamız! Biz Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmış bir şekilde yarışmak üzere (yanından) uzaklaşmıştık. (Ne yazık ki) kurt onu yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen asla bize inanmazsın."
"Ey babamız!" dediler, "Yarış yapma amacıyla uzaklaşmıştık. Yusuf'u da eşyalarımızın başında bırakmıştık. Bir de baktık ki onu kurt yemiş. Ama biz ne kadar doğruyu söylersek söyleyelim, yine de sen bize inanmayacaksın!"
"Ey babamız!" dediler, "Yarış yapmak için bulunduğumuz yerden (biraz) uzaklaşmış ve Yusuf'u azıklarımızın yanında bırakmıştık... Meğer kurt kapmış o'nu! Ama (biliyoruz ki,) biz böylece doğruyu söylüyor olsak da sen bize inanmayacaksın!"
Dediler ki: "Ey babamız! Doğrusu biz gittik, yarışıyorduk. . . Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. . . Onu o kurt yemiş. . . Her ne kadar doğruyu söylesek de, sen bize inanmazsın. "
Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin."
Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.
"Ey babamız!" dediler; "Yusuf'u, eşyamızın yanında bırakarak yarış yapmaya gittiğimizde, Onu kurt yemiş. Bize inanmayacaksın; oysa doğruyu söylüyoruz!"
"Ey babamız!" dediler, "Biz yarış yapmak üzere uzaklaşmış, Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın."
"Ey babamız" dediler, "Gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. Sonunda onu kurt yedi. Doğru konuşsak bile sen bizi onaylamayacaksın."
'Ey babamız,' dediler, 'Gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. Sonunda onu kurt yedi. Doğru konuşsak bile sen bize inanmıyacaksın.'
Ey babamız, biz gittik yarışıyorduk, Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık; bir de baktık ki, onu kurt yemiş. Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmazsın! dediler.
Dediler: ey pederimiz, biz gittik yarış ediyorduk, Yusüfü eşyamızın yanında bırakmıştık bir de baktık ki onu kurt yemiş, şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmazsın
"Ey babamız! Yarışmaya gittik. Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Kurt onu yemiş. Sen bize inanmayacaksın ama doğru söylüyoruz." dediler.
"Ey babamız! Yarışmaya gittik. Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Kurt onu yemiş. Sen bize inanmayacaksın ama doğru söylüyoruz." dediler.
"Ey babamız! Yarışmaya gittik. Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Kurt onu yemiş. Sen bize inanmayacaksın ama doğru söylüyoruz." dediler.
Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin."
"Ey babamız, dediler, hakıykaten biz gitdik. Yarış edecekdik. Yuusufu da eşyamızın yanına bırakmışdık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş! Biz doğru söyleyenler olsak da (biliyoruz ki) sen bize inanıcı değilsin".
Dediler ki: Ey babamız; gerçekten biz gitmiştik ki yarış yapalım. Yusuf'u da eşyaların yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen, bize inanacak değilsin.
(1-18) Elif Lâm Mîm, İşte bunlar apaçık kitabın ayetleridir, muhakkak ki arabi olarak indiriyoruz, böylece belki akledersiniz. Biz sana bu Kuran’ı vahy etmekle en güzel kıssayı anlatıyoruz , ondan önce sen bunu bilmiyordun / bundan gafil idin , bir vakit Yusuf, babasına dedi ki ey babacığım muhakkak ki ben on bir yıldız gördüm, güneş ve ayı bana secde ederlerken gördüm, dedi ki ey oğlum gördüğünü / rüyanı kardeşlerine anlatma, sana tuzak kurarlar, kesinlikle şeytan insana apaçık bir düşmandır, böylelikle Rabbin seni ayırıp seçecek ve sana olayların / hâdiselerin yorumunu /nasıl gerçekleşeceğini / tevilini öğretecek, s enin ve Yakup / İsrail a ilesinin üzerindeki nimetini tıpkı önceki babaların İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi tamamlayacak. Muhakkak ki Rabbin her şeyi bilen ve yargılayandır / hâkimdir. Sual edenler için Yusuf ve kardeşlerinde ayetler vardır. Bir vakit Kardeşleri Yusuf hakkında babamıza bizden daha sevimli dediler, bizler kalabalık bir grubuz, babamız hakikaten apaçık ne yaptığını bilmez halde / delalettedir, Yusuf’u öldürün yahut bir yere bırakın babanızın yüzü artık size yönelsin, onun sonrasında salih bir kavim olursunuz dediler , içlerinden konuşan biri dedi ki, Yusuf’u öldürmeyin, eğer yapacaksanız onu bir kuyunun dibine bırakın kimi yolculuk yapanlardan biri onu bulup alsın. Dediler ki Ey babacığım sana ne okuyor ki Yusuf için niye bize güvenmiyorsun? Kesinlikle biz ona nasihat ta edenleriz, onu yarın bizimle beraber gönder, yesin içsin ve oynasın, kesinlikle biz onun koruyucusuyuz. Onu götürmeniz beni hüzünlendiriyor ve siz gafil iken onu bir kurdun yemesinden korkuyorum dedi. Biz soyca kalabalık bir grupken eğer onu kurt yerse , bizler o vakit kesin hasara uğrarız. Onu götürdükleri vakit, hep birlikte onu kuyunun içine bıraktılar , Ona / Yusuf’a onlara bu işlerini, onların şuursuz oldukları bir zaman da haber vereceksin diye vahyettik, akşam ağlayarak babalarına geldiler , dediler ki ey babamız gerçekten biz yarışmaya gittik Yusuf’u eşyalarımız yanında bıraktık, onu da kurt yedi, ayrıca bizler sözüne sadık dahi olsak , sen bize inanmazsın, yalandan üzeri kanlı gömleğini getirdiler, bilakis sizi nefisleriniz bu işe sürüklemiş dedi , Güzel bir sabır, betimlediğiniz şeylere karşı yardım talebi istenecek Allah'tır.
"Ey babamız, biz yarış yapalım diye gittik; Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın'' dediler.
"Ey babamız, dediler, biz gittik, yarışıyorduk; Yusuf'u yiyeceğimizin yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Ama biz doğru söylesek de sen bize inanmazsın!"
"Baba!" dediler. "Biz, yarış yapmaya gitmiş, Yusuf'u da eşyalarımızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş! Gerçi biz ne kadar doğru sözlü olsak da sen bize inanacak değilsin."
Dediler ki: "Baba! Baba! Gittik… Yarışacaktık… Yusuf'u eşyalarımızın yanında bıraktık. Sonra onu kurt yemiş. Gerçi ne kadar doğruyu söylesek de bize inanacak değilsin."
Babamız, inan ki biz yarış yapıyorduk. Yusuf’u eşyalarımızın yanına bırakmıştık, o sırada kurt onu yemiş. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen yine bize inanmazsın, dediler.
- Babamız, inan ki biz yarış yapıyorduk. Yusuf'u eşyalarımızın yanına bırakmıştık, o sırada kurt onu yemiş. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen yine bize inanmazsın, dediler.
"Ey babamız, dediler, gittik, yarışıyorduk; Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık, kurt onu yemiş. Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın."
They said to him: "O father, we went racing to compete with each other leaving Yusuf to take care of our things and there, standing alone, he was devoured by the wolf". "But you do not seem to believe us albeit we are telling the truth."
They said, ‘We went off racing one another, leaving Joseph behind with our things, and a wolf ate him. You will not believe us, though we are telling the truth!’
They said: "O our father! We went racing with one another, and left Joseph with our things; and the wolf devoured him.... But thou wilt never believe us even though we tell the truth."
and said: "Father! We went racing with one another and left Joseph behind with our things, and then a wolf came and ate him up. We know that you will not believe us howsoever truthful we might be."
saying, ‘Father, we went out to run a race and left Yusuf together with our things and then a wolf appeared and ate him up but you are never going to believe us now, not even though we really tell the truth. ’
They said: "O our father! We went racing with one another, and left Yûsuf (Joseph) by our belongings and a wolf devoured him; but you will never believe us even when we speak the truth."
They said, ‘Father! We had gone racing and left Joseph with our things, whereat the wolf ate him. But you will not believe us even if we spoke truly.’
They said, `Our father! we went forth racing one with another and left Joseph (behind) with our belongings and the wolf devoured him. But you would never believe us though we be the truthful ones.'
They said, 'Father, we went running races, and left Joseph behind with our things; so the wolf ate him. But thou wouldst never believe us, though we spoke truly.'
They said: "Father, we left Joseph alone with our belongings to race with each other; then the wolf took advantage of our absence and devoured him. You will never believe us in spite of the fact that we are telling you the truth."
said, 'O our father! verily, we went forth to race and left Joseph by our goods, and the wolf devoured him,- but thou wilt not believe us, truth tellers though we be. '
They said, "Our father, we went to race and left Joseph by our things, and the wolf ate him! But you would not trust us even if we are truthful."
and said, father, we went and ran races with one another, and we left Joseph with our baggage, and the wolf hath devoured him; but thou wilt not believe us, although we speak the truth.
And they came to their father in the evening weeping.
They said, "O our father, surely we went racing with one another and left Yûsuf by (Literally: at) our belongings; so the wolf ate him. And in no way would you be believing us, even if we are sincere."
Saying: O our father! We went racing one with another, and left Joseph by our things, and the wolf devoured him, and thou believest not our saying even when we speak the truth.
And said: "We went racing with one another and left Joseph to guard our things when a wolf devoured him. But you will not believe us even though we tell the truth."
[and] said: "O our father! Behold, we went off racing with one another, and left Joseph behind with our things; and thereupon the wolf devoured him! But [we know that] thou wouldst not believe us even though we speak the truth" -
They cried, "Our father! We went racing and left Joseph with our belongings, and a wolf devoured him! But you will not believe us, no matter how truthful we are."
They said: "Our father, we went to race and left Joseph by our things, and the wolf ate him! But you would not believe us even if we are truthful. "
They said, "Our father, we went racing with each other, leaving Joseph with our equipment, and the wolf devoured him. You will never believe us, even if we were telling the truth."
They said, "O our father, indeed we went racing each other and left Joseph with our possessions, and a wolf ate him. But you would not believe us, even if we were truthful."
They said: “O our father: we went to run races, and left Joseph with our goods — and the wolf ate him; and thou wouldst not believe us, though we were truthful.”
Saying, "O Our father! We went racing among us, and left Joseph by our belongings. A wolf did eat him up. We fear that you will not believe us even if we are telling the truth."
They said: "O our father! We went racing with one another, and left Yusuf (Joseph) with our things; And the wolf ate (devoured) him. .. But you will never believe us even though we tell the truth."
They said, "Father, we went racing with one another, and left Yūsuf with our belongings, and the wolf ate him up. You will never believe us, howsoever truthful we may be."
They said: "Our father, we went to race and left Joseph by our things, and the wolf ate him! But you would not believe us even if we were truthful."