Diyanet İşleri
Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
Yâsîn suresi
Yâsîn suresi, 50. ayet. فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
felâ yesteṭî`ûne tevṣiyetev velâ ilâ ehlihim yerci`ûn.
Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Yüz çevirenler ve ansızın gelen ses Yâsîn 45–50 3
Onlara, "Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın" denildiği zaman, inkar edenler iman edenlere, "Allah'ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz" derler.
"Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?" diyorlar.
Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.
Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
Sura üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.
Şöyle derler: "Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman'ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler."
Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
50. Gafil oldukları bir zamanda bu çığlık onları yakalayacağı vakit kendilerine hiç mühlet tanınmayacaktır. O nedenle de “onlar” az olsun çok olsun “ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerinin yanına dönebilirler.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bu korkunç ses, onları ansızın yakaladığı zaman birbirlerine herhangi bir vasiyette bulunmaya, evlerine ve ailelerine dönmeye güç yetiremezler. Bilakis onlar, bu meşgaleleri ile uğraşırken öleceklerdir.
Aynı kök: وصي (32 geçiş) · Aynı kök: رجع (104 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş)
Biz, insana, ana babasına iyilik etmesini emrettik. Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu…
Aynı kök: رجع (104 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O'na boyun eğmişken ve O'na döndürülüp götürülecekken onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar?
Aynı kök: رجع (104 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
"Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi…
Aynı kök: رجع (104 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Yine eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi.
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Aynı kök: اهل (127 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'ın…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Aynı kök: اهل (127 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Aynı kök: اهل (127 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah'a ve…
Aynı kök: وصي (32 geçiş)
İbrahim, bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: "Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İslam'ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
O durumda ne bir tavsiyede bulunabilir; ne de ailelerine dönebilirler.
her şey o kadar ani olacak ki; ne vasiyet edebilecekler, ne de yakınlarına dönebilecekler.
Ve (akibetleri öyle ani olacaktır ki) ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de yakınlarına sığınabilirler.
O zamanda ne bir vasiyete güçleri yeter ve ne de ailelerine dönebilirler!
Artık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler.
İşte o anda onlar ne bir vasiyyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
Son istekte bulunmaya artık güçleri yetmez; zaten ailelerine dönemezler.
İşte o anda ne vasiyet edebilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
Ne bir vasiyet bırakmaya vakit bulurlar ne de ailelerine dönebilirler.
Ne bir vasiyet bırakmaya vakit bulurlar ne de ailelerine dönebilirler.
o zaman bir tavsiyede bile bulunamazlar; ailelerine de dönemezler.
O zaman bir tavsıyeye bile kadir olamazlar, ailelerine de dönecek değillerdir
Artık vasiyette bulunmaya da ailelerine dönmeye de güçleri yetmez.
Artık vasiyette bulunmaya da ailelerine dönmeye de güçleri yetmez.
Artık vasiyette bulunmaya da ailelerine dönmeye de güçleri yetmez.
Artık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler.
(İşte o zaman) bunlar bir vasıyyetde bile bulunamazlar. (Hatta o vakit) ailelerine dahi dönecek (halde) değildirler.
Artık ne vasiyet edebilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
(47-59) Onlara Allah’ın sizi rızıklandırdıklarından harcayın / infak edin denildiği zaman, kafirler iman edenlere; Allah ’ın istese doyuracağı kimseleri , biz mi doyuralım? Sizler, kesinlikle apaçık bir sapma içindesiniz dediler, Ayrıca e ğer sözüne bağlıysanız / sadıksanız bu vaat ne zaman? diyorlar. Onlar, çekişirlerken / hasımlaşır larken kendilerini alacak tek bir sesi bekliyorlar. Vasiyette bulunmaya dahi güçleri yetmez, yakın çevrelerine de geri dönemezler. Artık, Sû ra üfürülmüştür, o andan itibaren, kabirlerinden / mezarlarından rablerine doğru akın ederler. Y azıklar olsun bize / veyl olsun bize, bizi yattığımız yerden / yatırımızdan tekrar kim diriltti? Bu, Rahman’ın vaadi olan ve elçilerin doğruladığı şeydir, derler. Tek bir ses olmuştur, derhal hepsi birden bizim için hazır hale getirildiler. Artık bugün hiçbir nefes liye /nefse / hiçbir kimseye zulmedilmez, sadece yaptıkları nızla cezalandırılacaksınız. Muhakkak ki bugün cennet halkı neşeli bir şekilde belirli uğraşılar içindedirler, onlar ve zevceleri gölgeliklerde koltuklarda oturuşurlar. Orada onlara meyveler ve ne çağırırlarsa o vardır. Esirgeyen Rab’dan esenlik sözü / selam vardır. Ey suçlular bugün ayrılın.
İşte o anda onlar; ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
O zaman kimseye bir tavsiyede bulunma imkanları olmaz, ailelerine de dönüp gidemezler dipnot 1 .
Artık ne birine bir görev yükleyebilirler ne de ailelerine dönerler.
(O zaman) Ne bir vasiyet edebilirler, ne de ailelerine geri dönebilirler
(O zaman) Ne bir vasiyet edebilirler ne de ailelerine geri dönebilirler
O zaman ne bir tavsiyede bulunmaya güçleri yetecek ne de ailelerine dönebilecekler.
And then it is too late to act nor do they have the chance to settle or dispose of their affairs verbally or in writing nor to their people will they return.
They will have no time to make bequests, nor will they have the chance to return to their own people.
No (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people!
and they will not even be able to make a testament, nor to return to their households. dipnot 1
They will not be able to make a will or return to their families.
Then they will not be able to make bequest, nor they will return to their family.
Then they will not be able to make any will, nor will they return to their folks.
And so (sudden will be their end) that they will not be able to leave instructions about their affairs nor to their own people will they return.
then they will not be able to make any testament, nor will they return to their people.
It will happen so fast that they will not have time to make a will or bid farewell to their folks.
And they shall not be able to make a bequest; nor to their people shall they return;
They will not even be able to leave a will, nor will they be able to return to their people.
and they shall not have time to make any disposition of their effects, neither shall they return to their family.
So they shall not be able to make a bequest, nor shall they return to their families.
Then they will not be able to make any testament, nor will they return to their families.
Then they cannot make bequest, nor can they return to their own folk.
Then they would not be able to make a will, or go back to their people.
and so [sudden will be their end that] no testament will they be able to make, - nor to their own people will they return!
Then they will not be able to make a ˹last˺ will, nor can they return to their own people.
They will not even be able to leave a will, nor will they be able to return to their people.
They will not even have time to make a will, nor will they be able to return to their people.
And they will not be able [to give] any instruction, nor to their people can they return.
They will not be able to make a bequest, nor will they return to their people.
And they shall not even have time to utter their last wish, nor will they be able to get together with their families.
Then they will have no (chance by their own) will to settle (their affairs), and not (even) to return to their own people!
So they will not be able to make a bequest, nor will they return to their household.
They will not even be able to leave a will, nor will they be able to return to their people.