Diyanet İşleri
İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
Hucurât suresi
Hucurât suresi, 15. ayet. إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا۟ وَجَٰهَدُوا۟ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ
inneme-lmü'minûne-lleẕîne âmenû billâhi verasûlihî ŝümme lem yertâbû vecâhedû biemvâlihim veenfüsihim fî sebîli-llâh. ülâike hümu-ṣṣâdiḳûn.
İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Bedevîlerin imanı ve Allah'ın bilmesi Hucurât 14–18 3
Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
Bedeviler "İman ettik" dediler. De ki: "İman etmediniz. (Öyle ise, "iman ettik" demeyin.) "Fakat boyun eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
(Ey Muhammed!) De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."
Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor."
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
15. Gerçek “mü’minler ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden sonra şüpheye düşmeyen ve hem malları hem de canları ile Allah yolunda cihad edenlerdir.” Yani Allah’a ve Rasûlüne iman etmekle birlikte Allah yolunda cihad eden kimselerdir. Şüphesiz ki kâfirlerle cihad etmek, kişinin kalbinde tam ve eksiksiz bir imanın bulunduğuna delildir. Çünkü İslâm ve ilkeleri için başkasına karşı cihad eden bir kimsenin, bu hususlarda kendi nefsine karşı cihad etmesi öncelikle söz konusudur. Ayrıca cihad edecek gücü bulamayan kimsenin bu durumu ise imanının zayıf olduğuna delildir.
Yüce Allah, imanda şüphe etmemeyi şart koşmuştur. Çünkü fayda sağlayacak olan iman, Allah’ın iman edilmesini emrettiği hususlara kesin olarak inanmaktır. Hiçbir şekilde bu kat’î inancın şüpheye maruz kalmaması gerekir.
“İşte doğru ve samimi olanlar bunlardır.” Yani imanlarını, güzel amelleri ile tasdik etmiş, doğrulamışlardır. Doğruluk/samimiyet her hususta büyük bir iddiadır ve kişinin bir delil ve belgeye ihtiyacı vardır. En büyük iddia ise iman iddiasıdır. Çünkü bu mutluluğun, ebedi kurtuluşun ve sonsuz felahın kaynağıdır. İman iddiasında bulunup da gereklerini yerine getiren kimse samimi ve gerçek mü’min demektir. Böyle olmayan kişinin ise iddiasında doğru olmadığı anlaşılır. Böylesinin iddiasının bir faydası da yoktur. Çünkü iman kalptedir, ona da Allah’tan başka kimse muttali olamaz.
İman edip etmeme iddiası, kalpte bulunanı Allah’a öğretmeye kalkışmaktır. Bu ise Allah’a karşı takınılması gereken edebe aykırıdır ve O’nun hakkında yersiz bir zandır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Asıl Müminler, Allah’a ve resulüne iman edip, sonra da imanlarına hiçbir şüphe karıştırmayanlar, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenler, bu hususta hiçbir cimrilik göstermeyen kimselerdir. İşte imanlarında sadık olanlar, bu sıfatlar ile sıfatlanmış olanlardır.
Aynı kök: جهد (41 geçiş) · Aynı kök: مول (86 geçiş) · Ortak kavram: Cihad
(95-96) Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar.…
Aynı kök: جهد (41 geçiş) · Aynı kök: مول (86 geçiş) · Ortak kavram: Cihad
İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar…
Aynı kök: جهد (41 geçiş) · Aynı kök: مول (86 geçiş) · Ortak kavram: Cihad
İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya…
Aynı kök: مول (86 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk) · Ortak kavram: Yol (sebîl)
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere…
Aynı kök: ريب (36 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sure getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz,…
Aynı kök: ريب (36 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü…
Aynı kök: ريب (36 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Bu Kur'an, Allah'tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab'ı (Allah'ın Levh-i…
Aynı kök: مول (86 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Gerçek müminler ancak Allah'a ve Elçisine iman eden, sonrasında şüphe duymayan, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir (fedakârlık yapanlardır). İşte (inancında) doğru olanlar sadece bunlardır.
Gerçek mü'minler sadece Allah'a ve Rasulü'ne iman edenler, ondan sonra da kuşkunun semtine uğramayanlar ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir: İşte bunlar sadık olanların ta kendileridir.
(Şunu bil ki, gerçek) müminler, yalnızca, Allah'a ve Elçisi'ne iman edenler ve (bu konuda) bütün şüphelerden uzak duranlardır; ve Allah yolunda bütün malları ve canları ile cihad edenlerdir; işte onlardır sözlerinde duranlar!
İman ehli şu kimselerdir ki, varlıklarını Esma'sıyla yaratan Allah'a ve O'nun Rasulüne iman ettiler; sonra da bunda şüpheye düşmediler; Allah yolunda varlıklarıyla ve nefsleriyle (canlarıyla) savaş verdiler! İşte bunlar sadıkların (hakikati yaşamlarıyla tasdik edenlerin) ta kendileridir!
Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resulü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.
Müminler ancak Allah'a ve Rasûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.
İnananlar, yalnızca Allah'a ve O'nun elçisine inanan, sonra da hiçbir kuşku duymadan, mallarıyla ve canlarıyla Allah'ın yolunda çaba gösterenlerdir. Doğruyu söyleyenler, işte onlardır.
Gerçek müminler, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte sözünde duranlaronlardır.
Gerçeği onaylayanlar onlardır ki, ALLAH'ı ve elçisini onayladılar, sonra kuşku beslemediler ve ALLAH yolunda paraları ve canlarıyla savaşım verdiler. Onlar doğru olanlardır.
İnananlar onlardır ki, ALLAH'a ve elçisine inandılar, sonra kuşku beslemediler ve ALLAH yolunda paraları ve canlarıyla savaşım verdiler. Onlar doğru olanlardır.
Müminler, ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve peygamberine iman ettikten sonra şüpheye düşmeyip Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşmaktadırtar. İşte doğru olanlar onlardır ancak.
Mü'minler ancak o kimselerdir ki Allaha ve Resulüne iyman ettikten sonra şübheye düşmeyip Allah yolunda mallariyle, canlariyle mücahede etmektedirler işte onlardır ki sadıklardır
Mü'minler, ancak Allah'a ve Resul'üne iman eden, sonra kesinlikle hiçbir kuşkuya yer vermeyen; malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden kimselerdir. Onlar, özü ve sözü bir olanlardır.
Mü'minler, ancak Allah'a ve Resul'üne iman eden, sonra kesinlikle hiçbir kuşkuya yer vermeyen; malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden kimselerdir. Onlar, özü ve sözü bir olanlardır.
İnananlar, ancak Allah'a ve Rasul'üne iman eden, sonra da bunda en küçük bir kuşkuya yer vermeyen; malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden kimselerdir. Onlar, özü ve sözü bir olanlardır.
İnançlılar ancak o kimselerdir ki onlar Tanrı'ya ve Resulü'ne inandılar, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Tanrı yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar sadık (doğru) olanların ta kendileridir.
Mü'minler ancak o kimselerdir ki Allaha ve resulüne iman etdikden sonra şübheye sapmayıp Allah yolunda mallariyle, canlariyle savaşırlar. İşte onlar (imanlarında) saadık olanların ta kendileridir.
Mü'minler, ancak onlardır ki; Allah'a ve Rasulüne iman edip sonra şüpheye düşmemiş ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmişlerdir. İşte onlar, sadıkların kendileridir.
(14-15) Araplar dediler ki, iman ettik, deki iman etme diniz ve fakat teslim olduk deyin , zira, iman kalplerinize henüz girmedi, eğer Allah’a ve Resulüne uyarsanız, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez, Muhakkak ki Allah bağışlayandır esirgeyendir. Muhakkak ki müminler öyleleridir ki, Allah’a ve Resulüne güvenirler / iman ederler, sonra da kuşku duymazlar, mallarıyla, kendileriyle Allah yolunda çabalarlar / cihat ederler. İşte onlar sözüne bağlı olanlardır / sadıklardır.
Asıl Müminler, Allah’a ve Rasûlüne iman edip, sonra da hiç şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular/sadıklar onlardır.
Mü'minler onlardır ki Allah'a ve Elçisine inandılar, sonra şüphe etmediler; Allah yolunda mallarıyle, canlarıyle cihad ettiler. İşte (iman sözlerinde) doğru olanlar onlardır.
Müminler; ancak Allah'a ve elçisine inanıp güvenen, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden /ellerinden geleni yapan kimselerdir dipnot 1 . İşte onlar doğru sözlü kimselerdir dipnot 2 .
İnanıp güvenenler (müminler) sadece şunlardır: Allah'a ve elçisine güvenen, sonra güveninde şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücadele(cihad) edenlerdir. Özü sözü doğru olanlar işte bunlardır.
Asıl müminler, Allah’a ve Rasûl'üne iman edip, sonra da hiç şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular/sadıklar onlardır.
Asıl müminler, Allah'a ve Resulüne iman edip, hiç şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular/sadıklar onlardır.
Müminler ancak şu kimselerdir ki, Allah'a ve resulüne iman ederler; sonra hiçbir kuşkuya düşmezler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda didinirler. İşte bunlardır, özü sözü birbirine uyanlar.
Indeed, true believers are those who have solemnly believed in Allah and His Messenger with hearts reflecting the image of religious and spiritual virtues and their deeds wisdom and piety and never since have they had a reason to occasion doubt or uncertainty. They strove with their money and their lives in the cause of Allah Whose purpose has been the heart of their purpose. These are indeed the true to their promises and to their Faith and as true as the needle to the pole.
The true believers are the ones who have faith in God and His Messenger and leave all doubt behind, the ones who have struggled with their possessions and their persons in God’s way: they are the ones who are true.
Only those are Believers who have believed in Allah and His Messenger, and have never since doubted, but have striven with their belongings and their persons in the Cause of Allah: Such are the sincere ones.
Indeed the ones possessed of true faith are those who believed in Allah and His Messenger and then they did not entertain any doubt and strove hard in the Way of Allah with their lives and their possessions. These are the truthful ones.
The muminun are only those who have had iman in Allah and His Messenger and then have had no doubt and have done jihad with their wealth and themselves in the Way of Allah. They are the ones who are true to their word.
Only those are the believers who have believed in Allâh and His Messenger, and afterward doubt not but strive with their wealth and their lives for the Cause of Allâh. Those! They are the truthful.
The faithful are only those who have attained faith in Allah and His Apostle and then have never doubted, and who wage jihād with their possessions and their persons in the way of Allah. It is they who are the truthful.
The believers are only those who (truly) believe in Allâh and His Messenger, and then doubt not, and who strive hard with their possessions and their lives in the cause of Allâh. It is they who are the true to their words (and Muslims of a high standard).'
The believers are those who believe in God and His Messenger, then have not doubted, and have struggled with their possessions and their selves in the way of God; those -- they are the truthful ones.
The true believers are those who do not have the least doubt about God and His Prophet and are absolutely sincere in giving up their wealth and lives to please their Lord.
The believers are only those who believe in God and His Apostle, and then doubt not, but fight strenuously with their wealth and persons in God's cause - these are the truth-tellers!
Those who acknowledge are those who acknowledge God and His messenger, then they do not doubt; they strive with their money and their lives in the cause of God. These are the truthful ones.
Verily the true believers are those only who believe in God and his apostle, and afterwards doubt not; and who employ their substance and their persons in the defence of God's true religion: These are they who speak sincerely.
Only they are the believers who believe in Allah and His Messenger, then afterwards they doubt not and struggle hard with their wealth and their lives in the way of Allah; they are the truthful (sincere or righteous) ones.
Surely the believers are only the ones who have believed in Allah and His Messenger; thereafter they have not been suspicious, and have striven with their riches and their selves in the way of Allah; those are they (who are) sincere.
The (true) believers are those only who believe in Allah and His messenger and afterward doubt not, but strive with their wealth and their lives for the cause of Allah. Such are the sincere.
They alone are believers who come to believe in God and His Apostle, then never doubt again, and struggle wealth and soul in the way of God. They are the truthful and sincere.
[Know that true] believers are only those who have attained to faith in God and His Apostle and have left all doubt behind, and who strive hard in God’s cause with their possessions and their lives: it is they, they who are true to their word!
The ˹true˺ believers are only those who believe in Allah and His Messenger—never doubting—and strive with their wealth and their lives in the cause of Allah. They are the ones true in faith.
Believers are those who believe in God and His messenger, then they became without doubt, and they strive with their money and their lives in the cause of God. These are the truthful ones.
Mu'mens (believers) are those who believe in GOD and His messenger, then attain the status of having no doubt whatsoever, and strive with their money and their lives in the cause of GOD. These are the truthful ones.
The believers are only the ones who have believed in Allah and His Messenger and then doubt not but strive with their properties and their lives in the cause of Allah. It is those who are the truthful.
The believers are but those who believe in God and His messenger, then doubt not, and strive with their wealth and their lives in the cause of God — it is they who are the truthful.
The believers are only those who believe in Allah and His Messenger, and then, have left behind all doubt, and who strive with their belongings and their persons in the Cause of Allah. It is they, they who confirm their word with action.
Only those believers who have believed in Allah and His Messenger, and have never since doubted, but have worked hard with their belongings and their persons in the Cause of Allah. Those (believers)! They are the sincere ones.
Believers, in fact, are those who believe in Allah and His Messenger, then have no doubt, and struggle, with their riches and their lives, in the way of Allah. Those are the truthful.
Believers are those who believe in God and His messenger, then they became without doubt, and they strive with their money and their lives in the cause of God. These are the truthful ones.