Diyanet İşleri
Fakat kendilerine Hak gelince, "Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkar ediyoruz" dediler.
Zuhruf suresi
Zuhruf suresi, 30. ayet. وَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌ وَإِنَّا بِهِۦ كَٰفِرُونَ
velemmâ câehümü-lḥaḳḳu ḳâlû hâẕâ siḥruv veinnâ bihî kâfirûn.
Fakat kendilerine Hak gelince, "Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkar ediyoruz" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim'in sözü; "iki şehrin birinden büyük bir adam" Zuhruf 26–35 3
"Ben ancak O, beni yaratana taparım. Şüphesiz O beni doğru yola iletecektir."
İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı.
Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.
Fakat kendilerine Hak gelince, "Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkar ediyoruz" dediler.
"Bu Kur'an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!" dediler.
Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.
Eğer bütün insanlar (kafirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahman'ı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
30. Asgari seviyede bir dinî inancı ve aklı bulunan kimsenin kabul etmesi ve kendisine bağlanması gereken “hak onlara gelince: Bu bir sihirdir ve biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz, dediler.” Bu ise inatlaşmanın ve hakka karşı ayrılıkçı bir tutum takınmanın en ileri şeklidir. Onlar, bu haktan yüz çevirmekle yetinmemiş, hatta onu bile bile inkâr etmekle de kalmamış, bir de ona çok çirkin bir şekilde dil uzatmışlardır. Onu ancak insanların en kötülerinin ve en büyük iftiracılarının ortaya attığı batıl bir sihir seviyesinde değerlendirmişlerdir. Böyle bir iftirada bulunmaya onları iten ise Yüce Allah’ın kendilerini ve atalarını faydalandırdığı nimetler dolayısı ile azgınlaşmalarıdır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
İçerisinde hiç bir şüphe bulunmayan hak olan bu Kur'an kendilerine geldiği zaman şöyle demişlerdi: "Bu bir sihirdir ve Muhammed bizi onunla büyülüyor. Şüphesiz biz ona küfreden kimseleriz ve asla ona inanmayacağız."
Aynı kök: سحر (63 geçiş)
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak)…
Aynı kök: سحر (63 geçiş)
(16-17) (Bunlar), "Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru" diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda…
Aynı kök: سحر (63 geçiş)
O gün Allah, şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Kendilerine o gerçek (vahiy) gelince "Bu bir büyüdür; şüphesiz ki biz onu inkâr edenleriz!" dediler.
Ama hakikat ayaklarına kadar geldiği zaman da, "Bu bir sihirdir, biz bunu kesinlikle reddediyoruz" dediler.
ama şimdi hakikat onlara ulaşınca, "Bütün bunlar sadece büyüleyici laflardır ve biz onlarda bir doğruluk payı olduğuna inanmıyoruz!" derler.
Hak onlara geldiğindeyse dediler: "Bu bir büyüdür. . . Biz Onu kabul etmeyiz!"
Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız."
Fakat kendilerine hak gelince: Bu bir büyüdür, biz onu tanımıyoruz, dediler.
Onlara gerçek geldiğinde, şöyle dediler: "Bir büyü bu; zaten kesinlikle Onu inkar ediyoruz!"
Bu gerçek kendilerine geldiğinde, "Bu bir büyüdür. Biz onu reddediyoruz" dediler.
Kendilerine gerçek geldiği zaman, "Bu bir büyüdür ve biz onu inkar ediyoruz" dediler.
Kendilerine gerçek geldiği zaman, 'Bu bir büyüdür ve biz onu inkar ediyoruz,' dediler.
Yaşattım da kendilerine hak gelince: "Bu bir sihirdir, biz buna inanmayız." dediler.
Yaşattım da kendilerine hakk gelince "bu bir sihirdir, biz buna inanmayız" dediler
Onlara, Hakk geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Biz onu yalanlayanlarız." dediler.
Onlara, Hakk geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Biz onu yalanlayanlarız." dediler.
Onlara, Hakk geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Biz onu yalanlayanlarız." dediler.
Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona kafir (olanlar)ız."
(Fakat) kendilerine o hak gelince onlar "Bu, sihirdir. Biz onu (inkar ile) küfredicileriz" demişlerdir.
Hak kendilerine geldiğinde ise: Bu bir büyüdür. Doğrusu biz, onu inkar ediyoruz, dediler.
(26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?
Onlara hak geldiği zaman: "Bu bir sihirdir, biz ona küfreden kimseleriz." dediler.
Fakat kendilerine gerçek gelince: "Bu, büyüdür, biz onu tanımayız" dediler.
Ne zaman ki bu gerçek (Kur'an) onlara geldi, "Bu bir sihirdir dipnot 1 ; biz onu reddediyoruz." dediler dipnot 2 .
Bu gerçek onlara gelince hemen "Bu bir büyüdür; biz onu tanımayız" dediler.
Onlara hak geldiği zaman: Bu bir sihirdir, biz ona küfreden kimseleriz, dediler.
Onlara hak geldiği zaman: -Bu bir aldatmacadır, biz onu tanımıyoruz. dediler.
Ne var ki, hak kendilerine geldiğinde şöyle dediler: "Bu bir büyü, biz bunu inkar ediyoruz!"
And now that they have been presented with the spirit of truth guiding them into all truth, they say: "This is sheer sorcery and we refuse to acknowledge it. "
yet when the Truth came to them, they said, ‘This is sorcery. We do not believe in it,’
But when the Truth came to them, they said: "This is sorcery, and we do reject it."
And when the Truth came to them they said: "This is just sorcery dipnot 1 and we reject it."
But when the truth came to them they said, ‘This is magic and we reject it. ’
And when the truth (this Qur’ân) came to them, they (the disbelievers in this Qur’ân) said: "This is magic, and we disbelieve therein."
But when the truth came to them, they said, ‘This is magic, and we indeed disbelieve in it. ’
Yet no sooner did the lasting truth come to them than they said, `This is enchanting, but we are disbelievers in it altogether. '
And when the truth came to them, they said, 'This is a sorcery, and in it we are unbelievers. '
But when the Truth was revealed to them they said: "This is sorcery and we reject it. "
And when the truth came to them they said, 'This is magic, and we therein do disbelieve!'
When the truth came to them, they said, "This is magic, and we reject it."
But now the truth is come unto them, they say, this is a piece of sorcery; and we believe not therein.
And when the Truth came to them they said, "This is magic, and lo! We are disbelievers in it. "
And as soon as the Truth came to them, they said, "This is a sorcery, and surely in it we are disbelievers. "
And now that the Truth hath come unto them they say: This is mere magic, and lo! we are disbelievers therein.
Yet when the truth had come to them, they said: "This is sorcery. We shall never believe in it."
but now that the truth has come to them, they say, "All this is mere spellbinding eloquence" - and, behold, we deny that there is any truth in it!”
˹But˺ when the truth came to them, they said, "This is magic, and we totally reject it."
And when the truth came to them, they said: "This is magic, and we reject it. "
When the truth came to them, they said, "This is magic, and we are disbelievers therein."
But when the truth came to them, they said, "This is magic, and indeed we are, concerning it, disbelievers. "
And when the truth came to them, they said: “This is sorcery, and we are deniers thereof.”
But now that the Truth has come to them, they say, "It is a magical lie and, behold, we are disbelievers therein. "
And when the Truth came to them, they said: "This is magic, and we reject it. "
But when the truth came to them, they said, "This is magic, and we totally disbelieve in it."
And when the truth came to them, they said: "This is magic, and we reject it."