Diyanet İşleri
"Ey kavmim! Bu ne hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz."
Mü'min suresi
Mü'min suresi, 41. ayet. وَيَٰقَوْمِ مَا لِىٓ أَدْعُوكُمْ إِلَى ٱلنَّجَوٰةِ وَتَدْعُونَنِىٓ إِلَى ٱلنَّارِ
veyâ ḳavmi mâ lî ed`ûküm ile-nnecâti veted`ûnenî ile-nnâr.
"Ey kavmim! Bu ne hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Firavun ailesinden imanını gizleyen adam Mü'min 28–45 3
O inanan kimse dedi ki: "Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim."
"Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak (geçici) bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir."
"Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü'min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır."
"Ey kavmim! Bu ne hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz."
"Siz beni Allah'ı inkar etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (Allah'a) çağırıyorum."
"Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah'adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir."
"Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
41. “Ey kavmim, ne oluyor böyle ki ben sizi” size söylediklerimle “kurtuluşa çağırıyorum. Siz ise beni” Allah’ın peygamberi Mûsâ aleyhisselam’a uymayı terk etmek sureti ile “ateşe çağırıyorsunuz.” Daha sonra bunu açıklayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Ey Kavmim! Dünya hayatında ve ahirette Allah'a iman ve salih amel ile sizleri hüsrana uğramaktan kurtuluşa çağırırken, ne diye siz beni Allah'ı küfretmeye O'na asi olmaya ve ateşe girmeye çağırıyorsunuz?
Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Kurtuluş
Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, "Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor" dedi. Musa,…
Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Kurtuluş
Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden…
Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Kurtuluş
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Nûr (Işık) · Ortak kavram: Dua
"Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah'adır. Şüphesiz,…
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Nûr (Işık)
Hani bir ateş görmüştü de ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin…
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Nûr (Işık)
(Öyle bir) ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, "Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun" denilecektir.
Ortak kavram: Nûr (Işık) · Ortak kavram: Dua
İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah'a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü'min bir cariye Allah'a ortak koşan…
Ortak kavram: Nûr (Işık) · Ortak kavram: Dua
Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Ey kavmim! Siz beni ateşe çağırıyorken ben sizi kurtuluşa çağırıyorum.
"Ey kavmim! Nasıl oluyor da ben sizi kurtuluşa çağırırken siz beni ateşe çağırıyorsunuz?
Ey kavmim! Nasıl olur da ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde siz beni ateşe çağırırsınız?
"Ey halkım. . . Ne biçim iş ki, ben sizi kurtuluşa davet ederken, siz beni Nar'a davet ediyorsunuz!"
"Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtuluşa çağırıyorken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz."
Ey kavmim! Nedir bu hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
"Ey toplumum! Bu nasıl şey? Sizi, kurtuluşa çağırıyorum. Oysa siz, beni ateşe çağırıyorsunuz!"
"Ey kavmim! Nedir bu hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum; siz beni ateşe çağırıyorsunuz."
"Ey halkım, neden ben sizi kurtuluşa çağırırken siz beni ateşe çağırıyorsunuz?"
'Ey halkım, neden ben sizi kurtuluşa çağırırken siz beni ateşe çağırıyorsunuz?'
Hem ey kavmim, neden ben sizi kurtuluşa davet ederken siz beni ateşe davet ediyorsunuz?
Hem ey kavmim! Neye ben sizi halasa da'vet ederken siz beni ateşe da'vet ediyorsunuz?
"Ey halkım! Ne gariptir ki siz beni ateşe, ben ise sizi kurtuluşa çağırıyorum!"
"Ey halkım! Ne gariptir ki siz beni ateşe, ben ise sizi kurtuluşa çağırıyorum!"
Ey halkım! "Ne gariptir ki siz beni ateşe, ben ise sizi kurtuluşa çağırıyorum!"
"Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtuluşa çağırıyorken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz."
"Ey kavmim, benim (karşılaşdığım) bu hal nedir? (Çünkü) ben sizi kurtuluşa da'vet ediyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz"!
Ey kavmim; bana ne oluyor ki, sizi kurtuluşa çağırırken, siz beni; ateşe çağırıyorsunuz.
(23-52) Kesin olan şu ki, Musa’yı ayetlerimizle ve açık delillerimizle Firavun’a, Haman ve Karun’a gönderdik. (Musa’ya) yalancı ve sihirbaz dediler. Onlar a yanımızdan hakikati getirince de onunla beraber olan iman edenlerin, oğullarını öldürün kadınlarını hayatta bırakın dediler , Kafirlerin entrikası / tuzak planı ancak ve ancak sapar. (Hedefini bulmaz), Firavun dedi ki, bırakın beni Musa’yı öldüreyim, O da Rabbini çağırsın , dininizi değiştirmesinden / bir başka dinle mübadele etmesinden yahut arzda bozgun çıkarmasından kesinlikle korkuyorum. Musa dedi ki kibirlenenlerin ve hesap gününe iman etmeyenlerin her birinden Rabbime, sizin de Rabbiniz olana sığındım. Firavun’un a ilesinden imanını gizlemiş mümin bir adam dedi ki (Musa, Harun iki kişi idi bu gelen destek ile üç oldular, destek önemli) Rabbim Allah’tır demesi dolayısıyla bir adam mı öldüreceksiniz? (Adam öldürmek bu kadar kolay mı?) Üstelik size Rabbinizden açıklamalar / beyanatlar getirmiş! Eğer ki yalancı ise yalanı kendi aleyhine, eğer ki doğru sözlü ise bazılarınıza vadettiği isabet edebilir, Muhakkak Allah, savurgan kişiyi / israf edeni ve yalancı kimseyi yola yönlendirmez / hidayet etmez. Ey kavmim bugün göründüğü kadarıyla arzda mülk sizin / idari inisiyatif ve yetki sizde. Bize Allah’tan bir hışım / be’s gelirse, bize kim yardım eder ki? Firavun dedi ki size ne görüyorsam ancak onu gösteririm, sizi de ancak ve ancak yetişkinlik yoluna / rüşt yoluna yönlendiriyorum. İman eden kişi de dedi ki Ey kavmim Hizipler gününün / taraftarlar gününün bir benzerinin size gelmesinden korkarım, tıpkı Nuh kavminin Ad’ın ve Semud’un ve onlardan sonrakilerin başına gelenler gibi, Allah’ın kullarına zulmetmek gibi bir dileği / muradı yoktur. Ey kavmim size bağrışıp çığrışma gününün üzerinize gelmesinden , arkasını dönüp kaçış gününden korkuyorum , Allah’tan sizi kurtara n / asım yoktur. Allah kimi saptırır ise onu yola sokacak yoktur. Kesin olan şu ki önceden Yusuf’ta size açıklamalarla / beyanatlarla gelmişti, O’nun size getirdiklerinden şüpheye düşerek yanıldınız / (zelle) hatta helak olduğu zaman / öldüğü zaman da Allah bundan sonra resul falan yaratmaz dediniz, böylece Allah sizden savurgan / müsrif ve şüpheci olanları / mürteb olanları saptırdı. (Ama Yusuf’tan sonra Musa geldi) Kendilerine verilmiş bir delil dayanağı /bir ispat / bir sultan olmadan Allah’ın ayetleri hakkında mücadele ederler, bu, Allah’ın ve iman edenlerin yanında büyük bir nefret kaynağıdır, Allah büyüklenenin ve zorbanın / cebbarın bu şekilde kalbini kilitler / mühürler. Firavun dedi ki Ey Haman, bana bir kule yap / sarh yap, umarım sebeplere / nedenlere ulaşabilirim, göklerin sebeplerine ulaşabilirim, Musa’nın ilahını kavrarım / muttali olurum , ben O’nun kesinlikle yalancı olduğunu sanıyorum / zannediyorum, böylece kötü faaliyeti / ameli Firavun’a süslü gösterildi, yoldan saptırıldı, Firavunun tuzağı, ziyan olur / tebab olur. İman eden kişi dedi ki Ey kavmim bana uyun ki sizi yetişkin eden yola yönlendireyim, ey kavmim bu dünya hayatı geçimliktir / metalıktır, kesinlikle Ahiret ise varıp kalınacak / karar edilecek yurttur , kim kötülük işlerse sadece misliyle karşılığını bulur , Mümin kadın yahut erkek kim de ıslah edici faaliyetler icra ederse, işte onlar cennete girecekler, hesapsız bir şekilde orada rızıklandırılacaklar / erzaklandırılacaklar. Ey kavmim ben sizi kaçıp kurtulmaya / necate davet ediyorum, siz ise beni ateşe davet ediyorsunuz , Beni, Allah’ı yok saymaya / Allah’a küfretmeye davet ediyorsunuz, hakkında herhangi bir bilgi olmayan / ilim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya davet ediyorsunuz, ben de sizi saygıdeğer olana, çok defa bağışlayana çağırıyorum / davet ediyorum. Besbelli ki sizin beni çağırdığınız şeyin dünyada ve ahirette davet edilecek bir hakikati yok , kesinlikle dönüşümüz Allah’adır , kesinlikle savurganlar / müsrifler de ateşin halkıdır. Benim size dediklerimi ileride hatırlayacaksınız, ben işim i Allah’a havale ediyorum / üfevvizu ilallah, Allah kullarını görendir, Allah’ta, kurdukları tuzağın kötülüğünden, onu (kavimden mümin olan kişiyi) korudu. Firavun ailesinin başına da azabın kötüsü geldi. Ateş! .... Sabah akşam ona sunulurlar / arz edilirler, saatin / (kıyamet saatinin) ortaya çıktığı günde Firavun ailesini, azabın şiddetlisine atınız. Ateşte tartışma içindeyken, zayıf bırakılanlar / mustazaflar büyüklenenlere diyecekler ki; biz kesinlikle sizlere tabi olduk , Ateşten bize isabet edeni / nasip olanı bizden savabilir misiniz? Büyüklenenler de diyecekler ki; muhakkak ki hepimiz onun içindeyiz / ateşin içindeyiz, kulları arasında hakem olan / karar verecek olan Allah’tır. Ateş içinde olanlar cehennem bekçilerine derler ki Rabbinize çağrıda bulunun, bir gün bile olsa azabı bizden hafifleştirsin. (Bu kadarını da mı? yapmaz) Derler ki (bekçiler) size Resuller açıklamalarla / beyanatlarla gelmediler mi? Dediler ki evet (geldiler) peki onlara çağrı da bulunun (bizi aracı kılmayın) Kafirlerin çağrısı / duası ise ancak ve ancak sapmıştır (hedefini bulmaz) Kesinlikle biz, Resullerimize ve iman edenlere, dünyada ve şahit olunacak kıyam gününde / kalkış gününde yardım edeceğiz / nusret edeceğiz. O gün kafirlere, özür beyanları / mazeretleri bir fayda sağlamayacak, onlara lanet vardır, onlara kötü bir yurt vardır.
Ey kavmim! Nedir bu hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
"Ey kavmim, neden ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde siz beni ateşe çağırıyorsunuz?"
Ey halkım! Ne oluyor? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz!
Ey halkım! Ne oluyor? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
Ey halkım! Ben sizi kurtuluşa çağırırken, ne diye siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
-Ey halkım, ben sizi kurtuluşa çağırırken, ne diye siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
"Ey toplumum! Sebep ne ki; ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağıryorsunuz."
"O people" he said, "how is it that I invite you to the deliverance from sin and the admission to eternal bliss and you invite me to the fire of Hell!"
My people, why do I call you to salvation when you call me to the Fire?
"And O my people! How (strange) it is for me to call you to Salvation while ye call me to the Fire!
My people, how is it that I call you to salvation while you call me to the Fire;
My people! how is it that I call you to salvation while you call me to the Fire?
"And O my people! How is it that I call you to salvation while you call me to the Fire!
O my people! [Think, ] what makes me invite you to deliverance while you invite me toward the Fire?
`O my people! how (strange) it is with me that I call you to salvation whereas you call me to the Fire.
O my people, how is it with me, that I call you to salvation, and you call me to the Fire?
"O’ my people, what is wrong with you? I am inviting you to salvation and you are inviting me to the Fire!"
O my people! why should I call you to salvation, and you call me to the fire?
"And, O my people, why is it that I invite you to salvation, while you invite me to the fire!"
And, O my people, as for me, I invite you to salvation; but ye invite me to hell fire:
"And, O my people! How (strange) is it that I call you to salvation and you call me to the fire?
And O my people, how is it with me that I call you to deliverance, and you call me to the Fire?
And, O my people! What aileth me that I call you unto deliverance when ye call me unto the Fire?
O my people, what is wrong with me that I am calling you to preservation, while you invite me to the Fire!
"And, O my people, how is it that I summon you to salvation, the while you summon me to the fire?
O my people! How is it that I invite you to salvation, while you invite me to the Fire!
"And, O my people, why is it that I invite you to salvation, while you invite me to the Fire!"
"O my people, while I invite you to be saved, you invite me to the hellfire.
And O my people, how is it that I invite you to salvation while you invite me to the Fire?
“And O my people: how is it that I invite you to deliverance, and you invite me to the Fire?
O My people! What is my personal benefit that I call you to freedom from grief whereas you invite me to the Fire?
"And, O my people! How (strange) it is for me to call you to peace (and happiness) when you call me to the Fire!
And O my people, what is wrong with me that I call you to salvation and you call me to the Fire?
"And, O my people, why is it that I invite you to salvation, while you invite me to the Fire!"