Diyanet İşleri
Onlar, "Hükümdar'ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim" dediler.
Yûsuf suresi
Yûsuf suresi, 72. ayet. قَالُوا۟ نَفْقِدُ صُوَاعَ ٱلْمَلِكِ وَلِمَن جَآءَ بِهِۦ حِمْلُ بَعِيرٍ وَأَنَا۠ بِهِۦ زَعِيمٌ
ḳâlû nefḳidü ṣuvâ`a-lmeliki velimen câe bihî ḥimlü be`îriv veenâ bihî za`îm.
Onlar, "Hükümdar'ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Su kabı ve hırsızlık iddiası Yûsuf 69–79 3
Yusuf'un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşi Bünyamin'i yanına bağrına bastı ve (gizlice) "Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme" dedi.
Yusuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra da bir çağırıcı şöyle seslendi: "Ey kervancılar! Siz hırsızsınız."
Yusuf'un kardeşleri onlara dönerek, "Ne yitirdiniz?" dediler.
Onlar, "Hükümdar'ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim" dediler.
Dediler ki: "Allah'a andolsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede fesat çıkarmaya gelmedik, hırsız da değiliz."
Onlar, "Eğer yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?" dediler.
Onlar da: "Cezası, su kabı kimin yükünde bulunursa, o kimsenin kendisi(nin alıkonması) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
72. “Dediler ki: Hükümdarın tasını kaybettik. Onu getirene” onu bulmasına karşılık bir mükâfaat olmak üzere “bir deve yükü” erzak “var. Ben de buna kefilim.” Bu sözleri, eşyaları araştıran kişi söylemişti.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Münadi ve yanında onunla birlikte olan arkadaşları Yusuf'un kardeşlerine şöyle dediler: "Hükümdarın ölçü için kullandığı kabı kayboldu. Kim, biz aramadan bu kabı getirirse ona bir deve yükü ödül vardır." dediler. Münadi: "Ben o kimseye bunun garantisini veriyorum."
Aynı kök: بعر (2 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf
Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri…
Aynı kök: فقد (3 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf
Yusuf'un kardeşleri onlara dönerek, "Ne yitirdiniz?" dediler.
Aynı kök: فقد (3 geçiş)
Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: حمل (64 geçiş)
Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, "Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm" dedi. Diğeri, "Ben de rüyamda başımın üzerinde,…
Aynı kök: زعم (17 geçiş) · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
De ki: "Onu bırakıp da ilah diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler."
Aynı kök: زعم (17 geçiş) · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
(90-93) Dediler ki: "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl…
Aynı kök: زعم (17 geçiş) · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
(Ey Muhammed!) De ki: "Allah'ı bırakıp da ilah olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir.…
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Onlar) "Hükümdarın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (ödül) var." demişlerdi. (İçlerinden biri) "Ben buna kefilim." demişti.
"Kralın su kupasını kaybettik!" dediler ve (eklediler): "Onu getiren kimseye bir deve yükü (tahıl ödül) verilecektir! Ben de buna kefilim!"
"Kral'ın su kupasını kaybettik" diye karşılık verdiler, "Onu kim bulursa, (ödül olarak) kendisine bir deve yükü (zahire) verilecek!" "Buna ben kefilim!" diye ekledi (çığırtkan).
Dedi ki: "Melik'in su içme tası kayboldu. . . Onu bulan için, bir deve yükü ödül var. . . Ben bu ödüle kefilim. "
Dediler ki: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim."
Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi.
Dediler ki: "Kralın su kupasını yitirdik. Onu kim getirirse, bir deve yükü verilecek; ben de buna güvence veriyorum!" dipnot 174
"Hükümdarın kasesini kaybettik; bulup getirene bir deve yükü bahşiş var" dediler. Çağırıcı,"Ben de buna kefilim" diye ilave etti.
"Kralın su tasını kaybettik. Kim onu getirirse ona bir deve yükü ödül verilecektir. Ben bunu garantiliyorum."
'Kralın su tasını kaybettik. Kim onu getirirse ona bir deve yükü ödül verilecektir. Ben bunu garantiliyorum.'
Dediler ki "Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü bahşiş var ve ben ona kefilim."
Melikin dediler: suvaını arıyoruz onu getirene bir deve yükü bahşiş var, ve ben ona kefilim.
"Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu bulana bir deve yükü ödül var." dediler. Çağırıcı: "Ben buna garanti veriyorum." dedi.
"Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu bulana bir deve yükü ödül var." dediler. Çağırıcı: "Ben buna garanti veriyorum." dedi.
"Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu bulana bir deve yükü ödül var." dediler. Çağırıcı: "Ben buna garanti veriyorum." dedi.
Dediler ki: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim."
Dediler ki: "Padişahın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var. Ben de buna kefilim".
Dediler ki: Hükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene de bir deve yükü var. Ben de buna kefilim.
(58-87) Yusuf’un kardeşleri geldiler ve içeri girdiler , (Yusuf) onları tanıdı, onlar ise onu tanıyamadılar, hazırlayacaklarını hazırladıklarında, bana babanız bir olan diğer kardeşinizi de getirin dedi. Dikkat edin görüyorsunuz ki ben ölçüyü tam yerine getiriyorum ve ben iyi bir konukseverim, Onu bana getirmezseniz benim yanımda size ölçü falan yok, yanıma yaklaşmayın. O konuda babasını ikna etmeye çalışırız bunu kesinlikle yapacağız dediler. (Yusuf) genç çalışanların a, sermayelerini yüklerinin içine koy un, belki yakın çevrelerine döndüklerinde fark ederler de böyle ce de geri dönerler dedi. Babalarına geri döndüklerinde dediler ki ey babamız bizden ölçü yasaklandı bizimle beraber kardeşimizi gönder zahire alalım biz kesinlikle onu koruruz. Dedi ki Önceden kardeşi için güvendiğim gibi Onun için de size güvenebilir miyim? Her neyse Allah en hayırlı koruyucudur ve esirgeyenlerin en esirgeyicisidir. Getirdikleri eşyalarını açtıklarında sermayelerini kendilerine geri iade edilmiş olarak buldular, ey babamız ne ortaya çıktı! bu bizim geri iade edilmiş sermayemiz, yakın çevremize erzak getiririz , kardeşimizi de koruruz dediler , bir d eve ölçüsünde fazla alabiliriz bu aldığımız az bir ölçüydü. Allahtan, geri onu bana getireceğinize dair sağlam ve de sizleri bağlayıcı bir söz bana verdiğiniz sürece O’nu asla sizle göndermem dedi. Ona sağlam bir söz verdiklerinde O da Allah ne söylediğinize vekildir dedi . Ey oğullarım tek bir kapıdan girmeyin farklı farklı kapılardan içeri girin, Allah’tan bir şey olursa ben size bir fayda veremem, Yargı / hüküm sadece Allah’a aittir, Onu vekil tayin ettim, vekalet verecekler de ona vekalet versinler dedi. Babalarının emir ettiği taraftan gi rmeleri Allah’tan gelecek şeyler hakkında onlara fayda vermedi, sadece Yakub’un nefsinde ki acil ihtiyacın yerine getirilmesi ni sağladı (Ona faydası oldu), muhakkak ki O, ona öğrettiklerimizin bilgisine sahipti ve lakin insanların çoğu bilmiyorlardı, Yusuf’un yanına girdiklerinde, (Yusuf) kardeşini yanına aldı. Muhakkak ki ben senin kardeşinim y aptıklarından dolayı kaygıya kapılma dedi. Hazırlayacaklarını hazırladıklarında kardeşinin yüküne su kabı koydu, ardından da çığırtkan / müezzin ilan etti ki, ey kervan kesinlikle siz hırsızsınız! Onlarda dönerek ne kaybınız var ki dediler. Melik’in su kabını kaybettik, o nu kim getirirse kervan yükü ödül var, ben de buna kefilim / zaimim dedi, Allah’a yemin olsun, sizde biliyorsunuz, bizler arzda bozgunculuk etmek için gelmedik, biz hırsız da değiliz, eğer ki yalan söylüyor iseniz sizde bunun cezası nedir diye sordular, (Kervandakiler) dediler ki bizde onun cezası kimin yükünde bulunduysa, o kişi, onun karşılığıdır, zalimleri böyle cezalandırırız. Kardeşinin eşyalarından önce diğerlerinin eşyalarına baktılar, ardından kardeşinin eşyaları arasından onu / su kabını çıkardılar, Yusuf için böyle yaptık, Melik’in kurallarında kardeşini tutup almak yoktu, (Ama Yusuf’un kardeşlerinin kabilesinde vardı) Allah’ın istemesi hariç , biz istediğimizin derecesini yükseltiriz, her alimin ilminin üzerinde olan biri vardır. Eğer o çalmış ise kesin olan şu ki onun kardeşi de önceden çalmıştı dediler, Yusuf bunu kendinde tuttu (Bu lafa içerledi ama bir şey demedi) bunu onlara açıklamadı, dedi ki sizler ne fena bir mevkidesiniz Allah vasıflandırdıklarınızı / betimleyerek anlattıklarınızı en iyi bilendir dedi. Ey aziz! çok yaşlı bir babası var yerine bizden birini al, seni güzel davranan biri olarak görüyoruz dediler. Allah’a sığınırım, kimin eşyalarının yanında bulundu ise sadece onu alabiliriz , kesinlikle o zaman zalimlerden oluruz dedi. Ondan üm itleri kesilince bir kenarda fısıldaştılar , onların büyük olanı, babanızın sizden Allah adına söz aldığını ve önceden de Yusuf’a yaptığınız aşırılığı / ifratı bilmiyor musunuz? Ben babamdan bir izin yahut Allahtan bir yargı / bir hüküm gelinceye kadar bu yeri bırakıp ta gitmem, O en hayırlı hüküm vericidir dedi, siz babanıza geri dönün ve deyin ki ey babacığımız oğlun hırsızlık etti, sadece bildiğimize şahitlik ediyoruz, bilemediğimize / gaybe bekçi / muhafız değiliz, içinde olduğumuz memlekete de beraber geri döndüğümüz kervana da sorabilirsin, kesinlikle biz doğru söyleyenleriz. Dedi ki sizi bu işe nefisleriniz sürüklemiş / nefisleriniz ayartmış, şimdi güzel bir sabır, belki de Allah onların hepsini bana birlikte getirir (Sadece ikisini demedi tüm kardeşleri kastetti ) Kesinlikle O, alim dir, hâkimdir. (Hâkim; h üküm veren , Hikmet, hükmün gerekçesi) Onlardan yüz çevirdi ve ey benim tasam / kederim Y usuf dedi, gözlerine üzüntüden ak düştü, O öfkeliydi. Allah’a yemin olsun ki Yusuf ’u hatırlayıp duruyorsun, böyle giderse çok ağır hasta olacaksın yahut yok olacaksın / helak olacaksın dediler. Muhakkak ki kaygımı ve hüznümü Allah’a şikâyet ediyorum ve Allah sayesinde sizin bilmediklerinizi de bilirim dedi. Ey oğullarım gidiniz Yusuf ve kardeşi hakkında bilgi arayın / malumat toplayın , Allah’ın esintisinden / rahmetinden ümit kesmeyin muhakkak ki Onun esintisinden / rahmetinden ancak kafirler ümidi keserler. Onun yanına girdiklerinde ey aziz dediler bize ve yakın çevremize zarar dokundu, biz önemsiz bir sermaye ile geldik bize tam ölçüsünde ver, artı bize sadaka da ver / tasadduk eyle, Allah sadaka verenlerin karşılığını verir. Dedi ki siz cahil iken Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz? Dediler ki Sen Yusuf musun ki? Ben Yusuf’um bu da kardeşim dedi, Allah bize minnet te bulundu , m uhakkak ki ondan kim sakınır ve sabred erse kesinlikle Allah, güzel davrananların ücretini zayi etmez. Dediler ki Allah ’a yemin olsun ki seni bizden üstün tutmuş ve bizler yanlış yapanlardan olmuşuz. Yusuf dedi ki, b ugün size bir kınama / ayıplama yoktur, Allah sizi bağışlar, esirgeyenlerin en merhametlisidir. Bu gömleğimle gidiniz onu babamın yüzü ile buluşturunuz görmesi gelecektir yakın çevrenizin hepsini bana getirin. Kervan ayrıldığın da babaları dedi ki bana eğer bunadı demez iseniz Yusuf’un kokusunu duyuyorum, Allah’a yemin olsun ki sen kesin hâlâ eski şaşkınl ığının içindesin dediler. Müjdeci gelince onu / gömleği yüzüyle buluşturdu görmesi geri döndü / mürted oldu. Size demedim mi? A llah’ın sayesinde sizin bilmediklerinizi de bilirim dedi. Ey babamız günahlarımızın bağışlamasını dile , biz kesinlikle yanlış yapanlardan idik dediler. İleride sizin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim kesinlikle O, bağışlayan ve esirgeyendir dedi. Yusuf'un yanına girdiklerinde ana ve babasını / ebeveynini kucakladı / ağırladı , Allah’ın istemesi sayesinde güven içinde / emin olarak Mısır’a girin dedi , ebeveynini tahtına çıkardı ve onun için O’na / Allah’a secdeye kapandılar ve ey babacığım dedi bu önceden gördüğüm rüyamın ne şekilde sonuçlandığını gösteriyor kesinlikle Rabbim onu gerçekledi / gerçekleştirdi ve kesinlikle hapishaneden çıkardığı zaman da bana güzellikte bulundu (Kardeşlerinin yanında kuyu olayını hatırlatmadı) Şeytanın benimle kardeşlerimin aramızı bozmasının ardından da sizi çölden alıp getirdi, Rabbim kesinlikle dilediğine nazik davranır / latiftir, muhakkak ki O bilendir / alimdir ve yargıçtır / h âkimdir. Rabbim gerçekten bana mülkünden verdin ve bana olayların / hadiselerin ne şekilde sonuçlanacağını öğrettin , gökleri ve yeri yaratan sen benim dünyada ve ahirette dostumsun / velimsin, beni teslim olmuş olarak / Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihlere kat / ilhak et.
Onlar: “Hükümdarın (ölçü) kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. (Münadi): Ben buna kefilim” dedi.
Dediler ki: "Kralın su tasını kaybettik (onu arıyoruz). Onu getirene bir deve yükü (mükafat) var. Ben buna kefilim"
Dediler ki: "Kralın su kabını kaybetmiş durumdayız. Onu getirene bir deve yükü erzak var. (İçlerinden biri dedi ki:) Ben buna kefilim."
Dediler ki "Kralın su tasını bulamıyoruz. Onu getirene bir deve yükü var." Tellal dedi ki "Ben de buna kefilim."
Hükümdarın su kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü (mükâfat) vardır. Buna ben kefil oluyorum, dediler.
-Hükümdarın su kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü (mükafat) vardır. Buna ben kefil oluyorum, dediler.
Dediler: "Kralın su tasını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Kefili benim."
The attendants said: "We lost the king's cup, and we promise to reward whoever finds it a camel's load of corn", and, said the foreman, "I am, to this effect, the guarantor. "
They replied, ‘The king’s drinking-cup is missing,’ and, ‘Whoever returns it will get a camel-load [of grain],’ and, ‘I give you my word.’
They said: "We miss the great beaker of the king; for him who produces it, is (the reward of) a camel load; I will be bound by it."
The officials said: "We have lost the king's cup." (And their chief added): "He who brings it shall have a camel-load of provisions, I guarantee that."
They said, ‘We’re missing the goblet of the king. The man who brings it will get a camel’s load. Regarding that I stand as guarantor.’
They said: "We have lost the (golden) bowl of the king and for him who produces it is (the reward of) a camel load; and I will be bound by it."
They said, ‘We miss the king’s goblet. ’ ‘Whoever brings it shall have a camel-load [of grain],’ [said the steward], ‘I will guarantee that.’
They said, `We find the king's measuring vessel missing' and (added), `Whoever restores it shall receive a camel-load (of corn as a reward),' (and one of them said), `I am surely responsible for it. '
They said, 'We are missing the king's goblet. Whoever brings it shall receive a camel's load; that I guarantee.'
The royal servants said: "The royal cup is lost. " Then their supervisor said: “Whoever returns it, will get an extra camel-load of grain; I personally guarantee this.”
Said they, 'We miss the goblet of the king, and whoso brings it shall have a camel-load, and I am guarantee thereof. '
He said, "We are missing the measuring bowl of the King, and whoever finds it shall receive a camel-load; I guarantee this."
They answered, we miss the prince's cup: And unto him who shall produce it, shall be given a camel's load of corn; and I will be surety for the same.
They said, turning to them, "What is it that you miss?"
They said, "We are missing the king's tumbler; and whoever comes up with it shall have a camel's burden; and for that I am a (sure) guarantor. "
They said: We have lost the king's cup, and he who bringeth it shall have a camel-load, and I (said Joseph) am answerable for it.
"We cannot find the master's goblet. Whoever comes up with it will be given a camel-load of grain; I vouch for it."
They answered: "We miss the King's goblet; and he who produces it shall receive a camel-load [of grain as reward]!" And [the herald added:] "I pledge myself to this _ [promise]!"
The herald ˹along with the guards˺ replied, "We have lost the King’s measuring cup. And whoever brings it will be awarded a camel-load ˹of grain˺. I guarantee it."
He said: "We are missing the measuring bowl of the King, and for whomever can produce it, we will give a camel's load, and I will be bound by this. "
They said, "We lost the king's cup. Anyone who returns it will receive an extra camel-load; I personally guarantee this."
They said, "We are missing the measure of the king. And for he who produces it is [the reward of] a camel's load, and I am responsible for it."
They said: “We do miss the King’s goblet; and for him who brings it is a camel-load; and I guarantee it.”
They said, "We have lost the King's cup, and whoever produces it shall have an extra camel-load, and I (the chief royal servant) guarantee that. "
They said: "We miss the great drinking cup of the king; For him who produces it, is (the reward of) a camel load (of grain); I will be bound by it. "
They said, "We are missing the measuring-bowl of the king, and whoever brings it back shall deserve a camel-load, and I stand surety for it."
They said: "We are missing the measuring bowl of the king, and whoever can produce it, will be given the load of a camel; and I will be bound by this."