Diyanet İşleri
Gözler O'nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
En'âm suresi
En'âm suresi, 103. ayet. لَّا تُدْرِكُهُ ٱلْأَبْصَٰرُ وَهُوَ يُدْرِكُ ٱلْأَبْصَٰرَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ
lâ tüdrikühü-l'ebṣâr. vehüve yüdrikü-l'ebṣâr. vehüve-lleṭîfü-lḫabîr.
Gözler O'nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Taneyi yaran; gece ve gündüz; cinleri ortak koşmak En'âm 95–103 3
Bir de cinleri Allah'a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah'a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir.
O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O'nun bir eşi olmadığı halde, nasıl bir çocuğu olabilir? Halbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
İşte sizin Rabbiniz Allah. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O'na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir.
Gözler O'nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.
Onlar, "Sen iyi ders almışsın" desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur'an'ı) açıklayalım diye ayetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.
Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Allah'a ortak koşanlardan yüz çevir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
103. “Gözler” azameti, celali ve kemali dolayısı ile “O’nu kuşatamaz”; yani âhirette gözler Allah’ı görecek, O’nun kerim zatına bakmakla sevince gark olacak olsa bile yine de O’nu kuşatamazlar. Burada gözlerin O’nu kuşatmasının nefyedilmesi, görülmesinin nefyedilmesi demek değildir. Aksine bu buyruğun mefhumu görmeyi isbat etmektedir. Çünkü bu buyruk görmenin en özel niteliği olan “kuşatmayı” nefyetmektedir. Bu ise ruyetin (Allah’ın ahirette görülmesinin) sabit olduğuna delildir. Çünkü Yüce Allah “görmeyi” nefyetmeyi murad etmiş olsaydı: “Gözler onu göremez” buyurur veya benzeri bir ifade kullanırdı. Böylelikle âyet-i kerimede âhirette Rablerinin görülmesini kabul etmeyen Muattile (Mutezile vb.) mezhebi lehine delil olacak bir taraf yoktur. Aksine onların görüşlerinin tam aksine delil vardır.
“O ise bütün gözleri kuşatır” İlmi görüleni ve görülmeyeni, işitmesi açık ve gizli bütün sesleri, görmesi de küçüğü ile büyüğü ile görülmeye konu olan her şeyi kuşatır. Bundan dolayı Yüce Allah: “O, Latiftir, her şeyden haberdardır” buyurmaktadır. Yani O her bir şeyi bütün incelikleri ve ayrıntıları ile bilir. O kadar ki gizlilikleri, saklı olan şeyleri, üstü kapalı olan şeyleri de idrak edip bilir. Kulunu dininin maslahatlarına yönlendirmesi, fark etmeyeceği hatta uğrunda çaba ve gayret harcamadığı birtakım yollarla bu maslahatları ona ulaştırması da O’nun Latif oluşunun bir tecellisidir. Yine Yüce Allah kulunu ebedi mutluluğa, sonu gelmez kurtuluşa ummadığı yerlerden ulaştırır. Hatta kulun hoşlanmadığı, acı duyduğu ve Allah’a onları kaldırması için dua ettiği şeyleri bile kulu hakkında takdir eder ki bunu da Yüce Allah’ın, böylesinin kulun dini açısından daha uygun olduğunu ve onun mükemmele doğru ilerlemesinin bunlara bağlı olduğunu bildiği için yapar. Dilediği şekilde lütufta bulunan ve mü’minlere çok merhametli olan Allah’ın şanı ne yücedir!
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Gözler O'nu kuşatamaz. O -Subhanehu ve Teâlâ- bütün gözleri idrak edip görür ve kuşatır. O, salih kullarına lütfeden ve onlardan hakkıyla haberdar olandır.
Aynı kök: لطف (8 geçiş) · Aynı kök: خبر (52 geçiş)
Allah'ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkardır, hakkıyla haberdardır.
Aynı kök: لطف (8 geçiş) · Aynı kök: خبر (52 geçiş)
(Lokman, öğütlerine şöyle devam etti:) "Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da…
Aynı kök: لطف (8 geçiş) · Aynı kök: خبر (52 geçiş)
Siz evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.
Aynı kök: درك (12 geçiş)
Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, "Bu, Allah'tandır"…
Aynı kök: درك (12 geçiş)
Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da…
Aynı kök: درك (12 geçiş)
Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.
Aynı kök: خبر (52 geçiş)
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru…
Aynı kök: خبر (52 geçiş)
Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Gözler O'nu idrak edemez (göremez); dipnot 1 (oysa) O, gözleri idrak eder (görür). O derin bilgi sahibidir, haberdardır. dipnot 2
Hiçbir beşeri görüş ve tasavvur O'nu kuşatamaz, fakat O her türlü beşeri görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır: Yalnızca O'dur her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan.
Hiçbir beşeri görüş ve tasavvur Onu kuşatamaz, halbuki O her türlü beşeri görüş ve tasavvuru çevreleyip kuşatır: zira yalnız Odur (hikmetine) tam nüfuz edilemez olan, her şeyden haberdar bulunan.
Ebsar (görme - değerlendirme organları) O'nu idrak edemez; O, ebsarı idrak eder (değerlendirir)! "HU"; Latiyf'tir, Habiyr'dir.
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.
Gözler O'nu idrak edemez; fakat O, bütün gözleri idrak eder. O, Latîf'tir, her şeyden haberdârdır.
O'nu, gözler kavrayamaz. Oysa O, tüm gözlere erişir. Çünkü O, En İnce Ayrıntılarla Gerçekleştirendir; Haberlidir.
Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.
Gözler O'na erişemez O, gözlere erişir. O Şefkatlidir, Haberdardır.
Gözler O'na erişemez O, gözlere erişir. O Şefkatlidir, Haberdardır
O'nu gözler algılamaz, O ise bütün gözleri idrak eder. O öyle latif ve öyle herşeyden haberdardır.
onu gözler idrak etmez, gözleri o idrak eder, öyle latif öyle habir o
Gözler O'nu idrak edemez; O, gözleri idrak eder. O, Bütün Ayrıntıları Bilen'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
Gözler O'nu idrak edemez; O, gözleri idrak eder. O, Bütün Ayrıntıları Bilen'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
Gözler O'nu idrak edemez; O, gözleri idrak eder. O, Bütün Ayrıntıları Bilen'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O latif olandır, haberdar olandır.
Ona gözler erişemez. O (nun ilmi) ise bütün gözleri ihaata eder. O, (kulları hakkında) gerçek rıfk-u lutf saahibidir. (Her şeyden de) haberdardır.
Gözler; O'na erişemez. O ise, bütün gözlere erişir. Ve O; Latif, Habir'dir.
(100-108) Cinleri, onları da yaratan Allaha ortaklar yaptılar, ilim dışı bir şekilde O’na oğullar ve kızlar yakıştırdılar, O vasıf ettikleri / betimledikleri şeylerden münezzehtir ve yücedir , semaları ve arzı model kullanmadan yaratandır / bediu Onun kız arkadaşı olmadığı halde onun nasıl evladı olabilir ki? Her şeyi O yarattı ve O her şeyi de bilendir, işte bu sizin rabbiniz olan Allah'tır, O ’ndan başka ilah yoktur, her şeyi yaratandır, O ’na kulluk edin / ibadet edin. O her şeyin de sorumluluğunu üzerine alanıdır / vekilidir. O gözlerle idrak edilemez, ama O gözleri idrak eder ve O nazik davranandır / latiftir, haberdar olandır. Size Rabbinizden görülecek şeyler geldi , kim ki görür, kendisinedir, kim de körleşirse onun aleyhinedir, ben üzerinizde bir bekçi/ muhafız değilim. (Basiret kalp ile görebilmek, Ru'yet akıl ile görmek, nazar göz ile bakmak, feraset Allah’ın ilhamıyla görebilmektir) İşte böyle ayetlerimizi elden çıkarıyoruz / sarf ediyoruz ki ders almış desinler diye, bilen bir kavme de onu açıklayalım diye. Rabbinden sana vahyedilene uy / tabi ol, ondan başka ilah yoktur, müşriklere sırtını dön , eğer Allah dileseydi ortak koşmazla rdı, biz seni onlara bekçi yapmadık , sen onların sorumluluğunu alan / vekil değilsin, Allah’ın dışında dua ettiklerine sövmeyin ki onlarda bilgisizce Allaha sövmesinler. Böylece her topluluğa faaliyetlerini süsledik , sonra geri varacağınız Rabbinizdir , size yapıyor olduklarınızı haber verecektir.
Gözler O’nu onu ihata ve idrak edemez. O ise bütün gözleri kuşatmıştır. O, lütuf sahibidir, her şeyden haberdardır.
Gözler O'nu görmez, O gözleri görür; O latif (gözle görülmez veya lutuf sahibi), herşeyi haber alandır.
Hiçbir bakış Allah'ı tam olarak kavrayamaz ama o, bütün bakışları kavrar. O, lütufkardır ve her şeyin iç yüzünü bilir.
Gözler O'nu kuşatamaz ama O, gözleri kuşatır. O nazik davranır, her şeyin iç yüzünü bilir.
Gözler O’nu idrak edemez. O, gözleri idrak eder. O, lutfedendir, her şeyden haberdar olandır.
Gözler O'nu idrak edemez. O, gözleri idrak eder. O, lütfedendir, haberdar olandır.
Gözler onu fark edip kavrayamaz. Oysaki O, gözleri görür/bilir. O Latif'tir, lütfu çok olduğu halde kendisi görülemez; Habir'dir, her şeyden haberdardır.
He is not apprehended by sight whereas He comprehends all that is displayed to the bodily eye and all that is brought before the mind’s eye, and He is the Gracious Who gives His servants an understanding heart, and He is AL-Latif (Kind) and Al- Khabir.
No vision can take Him in, but He takes in all vision. He is the All Subtle, the All Aware.
No vision can grasp Him, but His grasp is over all vision: He is above all comprehension, yet is acquainted with all things.
No visual perception can encompass Him, even though He encompasses all visual perception. He is the All-Subtle, the All-Aware.
Eyesight cannot perceive Him but He perceives eyesight. He is the All-Penetrating, the All-Aware.
No vision can grasp Him, but He grasps all vision. He is Al-Latîf (the Most Subtle and Courteous), Well-Acquainted with all things.
The sights do not apprehend Him, yet He apprehends the sights, and He is the All-attentive, the All-aware.
The physical vision comprehends Him not, but He comprehends all visions, He is the All-Subtle Being (incomprehensible and imperceptible), the All-Aware.
The eyes attain Him not, but He attains the eyes; He is the All-subtle, the All-aware.
No eye is capable of seeing Him; yet He sees everything. He is the Most Sensitive and the Most Knowledgeable.
Sight perceives Him not, but He perceives men's sights; for He is the subtle, the aware.
The eyesight cannot reach Him, yet He can reach all eyesight; and He is the Subtle, the Ever-aware.
Eyes cannot reach Him but He reaches the eyes. And He is the incomprehensible, the All-Aware.
Vision comprehends Him not, but He comprehends all vision, for He is the Subtle, the Aware.
Beholdings (i. e., eyesights) cannot perceive Him, and He perceives be holdings and He is The Ever-Kind, The Ever-Cognizant.
Vision comprehendeth Him not, but He comprehendeth (all) vision. He is the Subtile, the Aware.
No eyes can penetrate Him, but He penetrates all eyes, and He knows all the mysteries, for He is all-knowing.
No human vision can encompass Him, whereas He encompasses all human vision: for He alone is unfathomable, all-aware.
No vision can encompass Him, but He encompasses all vision. For He is the Most Subtle, All-Aware.[1]
The eyesight cannot reach Him, yet He can reach all eyesight; and He is the Subtle, the Expert.
No visions can encompass Him, but He encompasses all visions. He is the Compassionate, the Cognizant.
Vision perceives Him not, but He perceives [all] vision; and He is the Subtle, the Acquainted.
Vision comprehends Him not, but He comprehends vision; He is the Subtle, the Aware.
No vision can encompass Him while He encompasses all vision. He is Subtile, Unfathomable, and therefore beyond physical perception. He is Aware of the minutest details.
No vision can hold Him but His grasp is over all (the) vision: He is the Subtle (Al-Lateef) beyond any understanding yet He is All Aware (Khabeer) of all things.
No vision can comprehend Him, and He comprehends all visions, and He is Absolutely Subtle, All-Aware.
The eyesight cannot reach Him, yet He can reach all eyesight; and He is the Subtle, the Expert.