Diyanet İşleri
Artık sen inkarcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!
Târık suresi
Târık suresi, 17. ayet. فَمَهِّلِ ٱلْكَٰفِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًۢا
femehhili-lkâfirîne emhilhüm ruveydâ.
Artık sen inkarcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 15–17. ayetler için yazılmıştır.
15. “Şüphesiz onlar” yani Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i ve Kur’ân-ı Kerîm’i yalanlayanlar, hakkı bertaraf etmek ve batılı desteklemek maksadı ile “bir tuzak kuruyorlar.”
16. “Ben de” kâfirler hoş görmese dahi hakkı galip getirmek ve onların ileri sürdükleri batılı bertaraf etmek için “bir tuzak kuruyorum.” Ki bu yolla kimin galip olduğu da bilinmiş olacaktır. Hiç şüphesiz Âdemoğlu kurduğu hile ve tuzaklarla, pek güçlü ve her şeyi bileni yenik düşüremeyecek kadar güçsüz ve acizdir.
17. “O nedenle sen kâfirlere mühlet tanı; evet; onlara azıcık mühlet ver.” Zira ilahî azabın gelip başlarına ineceği vakit, yaptıklarının âkıbetini bileceklerdir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Peygamber!- Bu kâfirlere mühlet ver ve onlara biraz zaman tanı! Onların azap görmesi ve helak olması için acele etme.
Aynı kök: مهل (6 geçiş)
De ki: "Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin." Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları…
Aynı kök: مهل (6 geçiş)
(45-46) O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.
Aynı kök: مهل (6 geçiş)
(8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.
Aynı kök: رود (148 geçiş)
Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu…
Aynı kök: رود (148 geçiş)
Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru…
Aynı kök: رود (148 geçiş)
(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı.
Şu halde kafirlere süre ver, sadece kısa bir süre…
Öyleyse bırak, hakikati inkar edenler dilediklerini yapsınlar, yapsınlar kısa bir süre!
Bu yüzden o hakikat bilgisini inkar edenlere mühlet ver, onlara az bir süre tanı.
Sen kafirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı.
Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).
Artık, nankörlük edenlere süre ver; onlara biraz süre tanı!
- Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur'an, hak ile batılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kafirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı!
Öyleyse inkarcılara az bir süre daha tanı.
Öyleyse inkarcılara az bir süre daha tanı.
Onun için o kafirlere mühlet ver, biraz daha süre tanı onlara!
Onun için kafirleri imhal eyle! Mühlet ver onlara biraz.
Kafirlere biraz daha süre tanı, onları kendi hallerine bırak.
Kafirlere biraz daha süre tanı, onları kendi hallerine bırak.
Gerçeği yalanlayan nankörlere biraz daha süre tanı, onları kendi hallerine bırak.
Sen kafirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı.
(Habibim) sen şimdilik o kafirlere mühlet ver, onları biraz gecikdiriver.
Sen; şimdilik kafirlere mühlet ver, onları biraz geciktir.
(9-17) O gün tüm sırlar / gizler / gizemler açık olur /beliğ olur. Ona ne bir kuvvet ne de yardım olmayacaktır. Geri gelecek olan / rücu edecek olan semaya andolsun. (Rücu / bumerang özelliği) Yarılma / çatlayabilme özelliği olan yere andolsun. Kesinlikle O ayırt edici bir sözdür. Ve O, hezeyan / hezl / şaka da değildir . Kesin onlar bir tuzak planı kurguluyorlar, bende tuzak planı kurguluyorum. Kâfirlere mühlet ver / fırsat tanı, az biraz mühlet ver / kısacık fırsat tanı.
Öyleyse kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı!
Hele sen o kafirlere mühlet ver, biraz bırak onları (bildiklerine gitsinler).
Öyleyse o kafirlere süre tanı, bir müddet onları kendi hallerine bırak! dipnot 1
Öyleyse o kafirlere dipnot 1 süre (fırsat) ver. Evet, onlara biraz süre (fırsat) ver.
Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz süre tanı!
Kafirlere mühlet ver, onlara biraz süre tanı.
O halde, o küfre batmışlara mühlet ver, süre tanı onlara birazcık...
And so, overlook their actions O Muhammad and give them respite; their plots will be of no avail, and Allah's purpose shall prevail.
[Prophet], let the disbelievers be, let them be for a while.
Therefore grant a delay to the Unbelievers: Give respite to them gently (for awhile).
So leave the unbelievers to themselves; respite them awhile. dipnot 1
So bear with the kafirun – bear with them for a while.
So give a respite to the disbelievers; deal gently with them for a while.
So respite the faithless; give them a gentle respite.
Therefore grant the disbelievers respite, yes grant them respite for a little while.
So respite the unbelievers; delay with them awhile.
In this game, the disbelievers are given enough time to ridicule themselves; so let them do their best.
let the misbelievers bide; do thou then let them bide awhile!
So respite the ingrates, respite them for a while.
Wherefore, O prophet, bear with the unbelievers: Let them alone a while.
So give respite to the unbelievers; deal you gently with them for a while.
So give the disbelievers (more) leisure; give them leisure awhile.
So give a respite to the disbelievers. Deal thou gently with them for a while.
So bear with unbelievers with patience, and give them respite for a while.
Let, then, the deniers of the truth have their will: let them have their will for a little while.
So bear with the disbelievers ˹O Prophet˺. Let them be for ˹just˺ a little while.
So respite the rejecters, respite them for a while.
Just respite the disbelievers a short respite.
So allow time for the disbelievers. Leave them awhile.
So grant thou respite to the false claimers of guidance; grant thou them respite awhile.
Therefore give the rejecters some time. Leave them alone for a while.
Therefore (O Prophet!) give a little time for the disbelievers: Bear with them gently (for a while).
So leave the disbelievers alone at the moment; give them respite for a while.
So respite the rejecters, respite them for a while.