Vâkıa suresi, 1. ayet. إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
O olay (Son Saat) gerçekleştiği zaman,
56. sure · dinle
Okunan kelime metin üstünde işaretlenir; sure baştan sona kesintisiz çalar. Betik çalışmazsa her ayetin altındaki oynatıcı yine çalışır.
Vâkıa suresi, 1. ayet. إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
O olay (Son Saat) gerçekleştiği zaman,
Vâkıa suresi, 2. ayet. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
Meydana gelişini yalanlayan kimse olmayacaktır.
Vâkıa suresi, 3. ayet. خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
(O, bazılarını) alçaltıcı, (bazılarını) yükselticidir.
Vâkıa suresi, 4. ayet. إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
(4, 5, 6, 7) Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,
Vâkıa suresi, 5. ayet. وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
(4, 5, 6, 7) Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,
Vâkıa suresi, 6. ayet. فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
(4, 5, 6, 7) Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,
Vâkıa suresi, 7. ayet. وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَـٰثَةًۭ
(4, 5, 6, 7) Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,
Vâkıa suresi, 8. ayet. فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!
Vâkıa suresi, 9. ayet. وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!
Vâkıa suresi, 10. ayet. وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ
(Ahirette) önde olanlar, (dünyada fedakârlıkta da) önde olanlardır.
Vâkıa suresi, 11. ayet. أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
(11, 12) Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah'a) yakınlaştırılanlardır.
Vâkıa suresi, 12. ayet. فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
(11, 12) Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah'a) yakınlaştırılanlardır.
Vâkıa suresi, 13. ayet. ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Çoğu önceki (ümmet)lerdendir.
Vâkıa suresi, 14. ayet. وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
Birazı da sonraki (ümmet)lerdendir.
Vâkıa suresi, 15. ayet. عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
(15, 16) Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.
Vâkıa suresi, 16. ayet. مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ
(15, 16) Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.
Vâkıa suresi, 17. ayet. يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
(17, 18) Çevrelerinde, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler bulunan uzun ömürlü gençler dolaşır.
Vâkıa suresi, 18. ayet. بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
(17, 18) Çevrelerinde, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler bulunan uzun ömürlü gençler dolaşır.
Vâkıa suresi, 19. ayet. لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
O (içtiklerinden) dolayı başları ağrıtılmaz; sarhoş da olmazlar.
Vâkıa suresi, 20. ayet. وَفَـٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
Tercih ettikleri meyve(ler),
Vâkıa suresi, 21. ayet. وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
Canlarının çektiği kuş et(ler)i,
Vâkıa suresi, 22. ayet. وَحُورٌ عِينٌۭ
(22, 23, 24) Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).
Vâkıa suresi, 23. ayet. كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
(22, 23, 24) Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).
Vâkıa suresi, 24. ayet. جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
(22, 23, 24) Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).
Vâkıa suresi, 25. ayet. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
(25, 26) O (cennet)lerde "Selam, selam"dan başka bir söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.
Vâkıa suresi, 26. ayet. إِلَّا قِيلًۭا سَلَـٰمًۭا سَلَـٰمًۭا
(25, 26) O (cennet)lerde "Selam, selam"dan başka bir söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.
Vâkıa suresi, 27. ayet. وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ
Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!
Vâkıa suresi, 28. ayet. فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
(İşte onlar) düzgün (dalbastı) kiraz ağacında,
Vâkıa suresi, 29. ayet. وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
Meyveleri kat kat muz ağaçları(n)da,
Vâkıa suresi, 30. ayet. وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
Uzamış gölge(lik)te,
Vâkıa suresi, 31. ayet. وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
Çağlayarak akan sularda,
Vâkıa suresi, 32. ayet. وَفَـٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
(32, 33) Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).
Vâkıa suresi, 33. ayet. لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
(32, 33) Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).
Vâkıa suresi, 34. ayet. وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
(34, 35, 36, 37) (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Vâkıa suresi, 35. ayet. إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
(34, 35, 36, 37) (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Vâkıa suresi, 36. ayet. فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا
(34, 35, 36, 37) (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Vâkıa suresi, 37. ayet. عُرُبًا أَتْرَابًۭا
(34, 35, 36, 37) (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Vâkıa suresi, 38. ayet. لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
(38, 39, 40) (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Vâkıa suresi, 39. ayet. ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
(38, 39, 40) (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Vâkıa suresi, 40. ayet. وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
(38, 39, 40) (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Vâkıa suresi, 41. ayet. وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ
Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!
Vâkıa suresi, 42. ayet. فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Vâkıa suresi, 43. ayet. وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Vâkıa suresi, 44. ayet. لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Vâkıa suresi, 45. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyada) şımartılmışlardı.
Vâkıa suresi, 46. ayet. وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
Büyük günahı (şirki) işlemekte ısrar ediyorlar.
Vâkıa suresi, 47. ayet. وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
(47, 48) Şöyle diyorlardı: "Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?"
Vâkıa suresi, 48. ayet. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
(47, 48) Şöyle diyorlardı: "Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?"
Vâkıa suresi, 49. ayet. قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ
De ki: "Hem öncekiler (atalarınız) hem de sonrakiler,
Vâkıa suresi, 50. ayet. لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Bilinen bir günün belirlenen vaktinde mutlaka toplanacaksınız."
Vâkıa suresi, 51. ayet. ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
Sonra siz ey yalancı sapkınlar!
Vâkıa suresi, 52. ayet. لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
(52, 53) Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Vâkıa suresi, 53. ayet. فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
(52, 53) Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Vâkıa suresi, 54. ayet. فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
(54, 55) Üzerine (bir) de susamış develer(in su içişi) gibi insanın içine işleyen kaynar sudan içeceksiniz.
Vâkıa suresi, 55. ayet. فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
(54, 55) Üzerine (bir) de susamış develer(in su içişi) gibi insanın içine işleyen kaynar sudan içeceksiniz.
Vâkıa suresi, 56. ayet. هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
Hesap gününde onların ağırlanması(!) böyle (olacak)tır!
Vâkıa suresi, 57. ayet. نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
Sizi biz yaratmıştık. (Gerçekleri) onaylamanız gerekmez miydi?
Vâkıa suresi, 58. ayet. أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
Atmakta olduğunuz meniyi (spermi) hiç düşündünüz mü?
Vâkıa suresi, 59. ayet. ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ
Onu siz mi yaratıyorsunuz; yoksa yaratanlar biz miyiz?
Vâkıa suresi, 60. ayet. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
(60, 61) Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.
Vâkıa suresi, 61. ayet. عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
(60, 61) Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.
Vâkıa suresi, 62. ayet. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
Üstelik ilk yaratılışı biliyorsunuz. (Buna rağmen gerçeği) hatırlamanız gerekmez mi?
Vâkıa suresi, 63. ayet. أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
Ektiğinizi (tohumu) düşündünüz mü hiç?
Vâkıa suresi, 64. ayet. ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
Onu siz mi yetiştiriyorsunuz; yoksa yetiştiren biz miyiz?
Vâkıa suresi, 65. ayet. لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
(65, 66, 67) Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da "Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!" diyerek şaşar kalırdınız.
Vâkıa suresi, 66. ayet. إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
(65, 66, 67) Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da "Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!" diyerek şaşar kalırdınız.
Vâkıa suresi, 67. ayet. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
(65, 66, 67) Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da "Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!" diyerek şaşar kalırdınız.
Vâkıa suresi, 68. ayet. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
İçmekte olduğunuz suyu düşündünüz mü hiç?
Vâkıa suresi, 69. ayet. ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
Onu bulutlardan siz mi indirdiniz; yoksa indirenler biz miyiz?
Vâkıa suresi, 70. ayet. لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
Dileseydik onu da tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
Vâkıa suresi, 71. ayet. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
Tutuşturmakta olduğunuz ateşi hiç düşündünüz mü?
Vâkıa suresi, 72. ayet. ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
Onun ağacını siz mi yetiştirdiniz; yoksa oluşturanlar biz miyiz?
Vâkıa suresi, 73. ayet. نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَـٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
İşte, biz onu (ağacı, gerçeğin) hatırlatması ve ihtiyacı olanlar için geçimlik yaptık.
Vâkıa suresi, 74. ayet. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Vâkıa suresi, 75. ayet. فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
Hayır! Nücûm'un yerlerine yemin ederim.
Vâkıa suresi, 76. ayet. وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
Bilirseniz şüphesiz ki bu büyük bir yemindir.
Vâkıa suresi, 77. ayet. إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
Şüphesiz ki bu değerli bir Kur'an'dır.
Vâkıa suresi, 78. ayet. فِى كِتَـٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
Saklı bir kitaptadır.
Vâkıa suresi, 79. ayet. لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
Ona arındırılmış (melek)lerin dışında kimse dokunamaz.
Vâkıa suresi, 80. ayet. تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Alemlerin Rabbinden indir(il)medir.
Vâkıa suresi, 81. ayet. أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
Siz bu sözü küçümsüyor musunuz?
Vâkıa suresi, 82. ayet. وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
Rızkınızı yalanlamaya dönüştürüyorsunuz?
Vâkıa suresi, 83. ayet. فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
Peki (ya can) boğaza dayandığı zaman (haliniz nasıl olacak)!
Vâkıa suresi, 84. ayet. وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
O zaman siz (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz.
Vâkıa suresi, 85. ayet. وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz.
Vâkıa suresi, 86. ayet. فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
(86, 87) Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!
Vâkıa suresi, 87. ayet. تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
(86, 87) Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!
Vâkıa suresi, 88. ayet. فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
(88, 89) (Ölen kişi Allah'a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.
Vâkıa suresi, 89. ayet. فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
(88, 89) (Ölen kişi Allah'a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.
Vâkıa suresi, 90. ayet. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
(90, 91) Sağın halkından ise (kendisine) "Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!" (denecektir).
Vâkıa suresi, 91. ayet. فَسَلَـٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
(90, 91) Sağın halkından ise (kendisine) "Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!" (denecektir).
Vâkıa suresi, 92. ayet. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
(92, 93, 94) Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.
Vâkıa suresi, 93. ayet. فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
(92, 93, 94) Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.
Vâkıa suresi, 94. ayet. وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
(92, 93, 94) Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.
Vâkıa suresi, 95. ayet. إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
İşte bu, gerçeğin ta kendisidir.
Vâkıa suresi, 96. ayet. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!